Ogilvy & Mather Türkiye: “Değişen bir şey yok, biz hep buradaydık”

Ogilvy & Mather Türkiye’de yaşanan “bayrak değişimi”nin ardından Aytül Özkan ve Emine Çubukçu ile bu değişim, yeni planlar ve endüstride kadın yönetici olmak üzerine konuştuk.

G eçtiğimiz Ağustos ayında Ogilvy & Mather (O&M) Türkiye ülke başkanlığına, 8 yıldır Ogilvy PR İstanbul Genel Müdürü olan Emine Çubukçu getirildi. Çubukçu yeni görevini, 17 yıldır O&M Türkiye Ülke Başkanı olarak görev yapan ve aktif iş yaşamını sonlandırma kararı alan Aytül Özkan’dan devraldı. Biz de bu değişikliğin nedenlerini, yeni planları ve elbette birbirinden güçlü iki kadın yöneticiyle bir araya gelmişken endüstride kadının konumunu konuştuk.

Ogilvy & Mather Türkiye: “Değişen bir şey yok, biz hep buradaydık”
Aytül Özkan, Emine Çubukçu

Kamer Yılmaz: 17 yılın ardından gelen bu değişikliğin nedenini sizden dinleyelim? Böyle bir kararı almanızdaki sebep neydi?

Aytül Özkan: Çünkü ben, 36 yıldır aktif bir şekilde var olan çalışma hayatıma nokta koymak istedim. Bu dönemi tamamlayıp belki ileride daha farklı bir şeyler yapmayı düşündüm. Bu da ani bir karar değildi; çok uzun zamandır düşündüğüm, çok da emin olarak verdiğim bir karar oldu. Ogilvy ile 1986’da tanıştım, son derece de mutlu bir iş hayatım oldu, dilerim ki bu herkese nasip olur. Ama her şeyin bir sonu var. İçeride muhteşem bir ekip var; doğru, kuvvetli. Ve biz bir ekip olarak çalışıyorduk, her zaman da böyle oldu. O yüzden de “bayrak değişimi” bu süreci en iyi tarif eden ifade. Çünkü Ogilvy’nin hedefleri, değerleri, dünyada gitmek istediği nokta kişilerle bağımlı değil. Çok kuvvetli bir kurum kültürü var, dolayısıyla şu anda aslında daha da büyüyerek, daha da başarılı devam edecek bir dönemin başlangıcı yaşanıyor. Benim için çok gurur veren, beni çok mutlu eden ve bir an önce bir sonraki kulvara başlamak istediğim heyecan veren bir şeyken; aynı zamanda da çok üzüldüğüm duygusal olarak bir tarafımın koptuğu gibi bir durum aslında.

 

Kamer Yılmaz: O halde yeni planlarınız da var?

Aytül Özkan: Planlarım yok ama isteklerim var; üretmeye devam edeceğimi biliyorum. Sonuçta üniversiteden diplomamı aldığım günden beri çok yoğun bir şekilde çok da severek çalışıyorum. Son üç senedir İzmir Ekonomi Üniversitesi ile birlikte bir rehber hoca olarak çalışıyorum, bunu daha da genişletmeyi düşünüyorum. Ve biraz daha STK’lara yoğunlaşarak onlarla ilgili bir şeyler yapabilirim; ama hayatımda ilk defa bir süreci planlamıyorum ve planlamayacağım. Biraz buna ihtiyacım var. Yeni damarların harekete geçmesi için böyle bir şey lazım.

 

Kamer Yılmaz: Beraber ve uzun zamandır çalıştığınız O&M Türkiye’nin de ülke müdürü olarak görev alan Aytül Hanım’dan bayrak teslim alıyorsunuz. Siz bu süreci nasıl tanımlıyorsunuz?

Emine Çubukçu: Biz “bayrak değişimi” ifadesini kullanırken sadece kulağa hoş geldiği için kullanmadık. Hakikaten Ogilvy’nin kurumsal kültürü globalde de Türkiye’de de son derece oturmuş bir yapı, dolayısıyla bu süreç çok doğal ve çok rahat geçti. 17 yıldır yöneticimiz olan Aytül Hanım bayrağı hakkıyla taşıdı ve zamanı geldiğinde de bir sonraki yöneticiye teslim etti.

Ogilvy’e baktığınız zaman ise sadece standartları değil aynı zamanda hedeflerin de son derece yüksek olduğu bir ajans. Dün olduğu gibi bugün de olağanüstü yetenekli bir ekiple çalışıyorum. Ve o hedeflere doğru olabildiğince hızlı koşmaya devam ediyor olacağız. Bizim açımızdan değişen çok da büyük bir şey yok. Buradaydık burada olmaya devam edeceğiz.

Aytül Özkan: Hatta bu sabah iki aydır ilk defa ajansa geldim. Emine ile sohbet ediyorduk ve “haberler sende sen anlat” dediğimde şöyle bir cevap verdi: Değişen bir şey yok ki; biz hep buradaydık. Çok doğru. Ekip, müşteriler, sorumluluklar arttı. Halkla ilişkilerin bu kadar başarılı bir noktaya gelmesinin arkasındaki 8 yıllık isim şimdi bütün Ogilvy’nin faaliyet gösterdiği alanlardan sorumlu ama baktığımız zaman da dediği gibi bir değişiklik yok. Şöyle bir etrafıma baktığımda herkes aynı şekilde çalışmaya devam ediyordu, sanki sadece ben tatil yapıyorum gibi.

Emine Çubukçu: 8 senedir buradayım, 8 senedir de ülke başkanımızla yakın bir şekilde çalışıyordum. Ogilvy yönetiminde de 8 yıldır oturduğum için sadece benim sorumluluğumda olan PR’da değil de diğer disiplinlerle de yakındım ama bundan sonra PR dışında reklamın sorumluluğunu da alacağım. Ayrıca 6 yıl önce Social at Ogilvy dediğimiz sosyal medya yapılanmasını Türkiye’ye getirdik -ki buna ben liderlik etmiştim- 6 yıldır da ülkedeki başkanlığını ben yapıyordum, yine bu oluşumun başkanlığını da yapacağım. Aslında orkestra ettiğim ekip büyüdü.

 

Kamer Yılmaz: Bu yeni kariyerinizle beraber sizin de yeni hedefleriniz vardır…

Emine Çubukçu: Biz O&M Türkiye’de hep demokrat bir şekilde yönettik, hep bir yatay yapı vardı. Bundan sonra da bu şekilde devam edecek. Sorumluluk alanım genişledi, çok önemli hedeflerimiz var ama kurulduğundan beri Ogilvy’nin hedefleri globalde de lokalde de çok belli. Bizim üç ana hedefimiz vardır ve yıllardır bu hiç değişmedi: Müşterilerimiz çok kıymetli, çalışanlarımız çok kıymetli, ürettiğimiz işler çok önemli. Bu dönemde bu üçü içerisinde en önemlisi de hiç şüphesiz çalışma arkadaşlarım olacak.

Ogilvy & Mather Türkiye: “Değişen bir şey yok, biz hep buradaydık”

Kamer Yılmaz: Peki siz kendi kariyerinize baktığınızda şu an son olarak gelmiş olduğunuz noktayı nasıl yorumluyorsunuz?

Emine Çubukçu: Daha önce ulusal ve uluslararası ajanslarda çalıştım, daha sonra Amerika’da 10 yıl kadar bulundum ve sanki şu an Ogilvy ile çemberi tamamlamış gibi hissediyorum; lobicilik, reklamcılık ve hatta kısa bir süre müşteri tarafında bulunduktan sonra. O&M’de ise “Bizi çalıştığımız markalar nasıl deneyimleyecek? Onlara ne kadar pürüzsüz, ne kadar verimli ve keyifli bir deneyim yaşatabileceğiz?” biraz daha bunlar üstüne de odaklanmak istiyorum.

 

Kamer Yılmaz: Cannes’da en çok konuşulan konulardan biri cinsiyet eşitliği oldu. Sizler bu endüstride başarılı olmuş kadın yöneticilersiniz, bu konuda neler söylemek istersiniz?

Aytül Özkan: Geldim gittim aynı şeyi konuşuyoruz. Belki de konuşulması iyi bir şey ama konuşmaktan öte bir şeyler yapmak gerekiyor. Türkiye’deki yönetim kurullarına bakalım. %50-50 kadın – erkek eşitliği sağlanmasının ne kadar olumlu olduğu konuşuluyor ama bunu sağlayan kaç şirket var? Halbuki bu eşitlik sadece psikolojik olarak etkili değil; aynı zamanda performansa ve verimliliğe de yansıyor. 80’lerin sonundan beri olan bir sorun aslında ve daha çok konuşuluyor ki aslında bu da çok önemli ve olumlu bir şey. Sonuçta gündemi belirleyen Cannes gibi yerlerde bu konu bu kadar çok konuşulmuyordu. Ama artık konuşmanın ötesine geçip bunu hayata da geçirmek gerekiyor.

 

Kamer Yılmaz: Peki bu konuda neler yapılabilir?

Aytül Özkan: Belki rakamsal hedefler koymak lazım. “Yönetim kurulları kaç kişiden oluşuyorsa bunun yarısı kadın olacak” demek zor bir şey olmamalı. Bu kriterlere uygun bir insan yoksa o zaman farklı şeyleri oturup konuşabiliriz ama bir taraftan da bunlar çok basit geliyor. Her şirketin bir organizasyon şeması var; kişilerden bağımsız bu oranları tespit edip hedefler koymak mümkün şeyler olmalı. Dünyada da baktığımızda gerçekten ciddi bir şekilde erkek egemen.

Acaba farklı yorgunluklar ve öncelikler mi oluyor? Ya da hedef olarak koyulunca cinsler arası bir engelleme de ortaya çıkabiliyor; erkekler kadınların belirli bir noktaya gelmesini engelliyor, kadınlara eşit şanslar verilmiyor. Aynı konumda çalışan, aynı mesaiyi gösteren kadınlara ve erkeklere baktığınızda kadınlar daha düşük maaş alıyor.

Emine Çubukçu: Ve kadın bir dönem çocuk sebebiyle işine ara vermek durumunda kalıyor ve ne yazık ki kadını iş hayatına geri döndürmek için yeterli ve iyi niyetli inisiyatifler yok. Dolayısıyla en verimli çağında çocuk doğurmak için işine ara veren kadını kaybediyoruz; çünkü onları tekrar aramıza almak için iyi niyet yok. Kadının iş hayatını kolaylaştırmanın önünde engeller var. O engelleri ortadan kaldırmak lazım ki kadın rahatlıkla hareket edebilsin.

Bir de işin şu kısmını önemsiyorum: Çoğu zaman kadının önündeki engelleri kaldırmak için hep kadınlara inisiyatif veriliyor. Yani çocukları okuldan almak, sadece kadının işi olmamalı. Eğer bir kurum, aile ile ilgili böyle bir inisiyatifle ortaya çıkıyorsa bunu sadece kadına vermemeli, erkeğin de yani babanın da böyle bir hakkı olmalı. Yani eşit inisiyatifler verebilirsek, gerçekten kadının hayatını kolaylaştırabiliriz. Artık pozitif ayrımın ötesine geçmek gerekiyor. Tek başına kadına pozitif ayrımcılık zaman zaman kadının önüne engel olarak geliyor.

 

Kamer Yılmaz: Reklamcılık endüstrisinin sürekli değişen, son derece dinamik bir yapısı var. Trendler, iş yapış şekilleri, müşteri talepleri sürekli değişirken nasıl sürdürülebilir olunur?

Aytül Özkan: Aslında en başta konuştuğumuz sebeplerden bir tanesi de bu. Beraber büyüdüğüm kurumlar, müşteriler değişiyor. Bugünün hızını yakalamak zor; müşterilerin talepleri, tüketiciler her şey farklılaştı. Kendime eski kuşak demiyorum çünkü şimdiye kadar hep bulunduğum zamanı yakaladım, takip ettim. Ama bakınca evet, hızlı bir değişim var. Şimdiki kuşaklar bizi öğrenemeyecek bence. Bazı şeyleri masal dinler gibi dinliyorlar, ilgilerini çekiyor ama onlar bizi anlayamayacak ve zaten bizim onları anlamamız daha önemli. Çünkü onların vakti yok. Çok genç bir sektör, heyecanlı. Ve bütün bu hızın, değişimin içinde ne olursa olsun, nasıl kurarsak kuralım, hangi format olursa olsun müşterilerimizin çapını büyütecek, onları güçlendirecek bağı kurmak zorundayız.

Emine Çubukçu: Ben değişim sözcüğünü çok seviyorum. Hatta ilk yaptığım şey ajansın girişine “change” sözcüğünü koydurmak oldu. Ben şuna inanıyorum: Değişim yeni bir şey değil. Bazen yeni nesil, yeni kuşak konusunu çok abarttığımızı düşünüyorum. Değişim hep vardı, insanın var oluş zamanından beri var. Benimle babam arasındaki fark nasıl olduysa onun da babasıyla arasında olmuştu. Dolayısıyla bizden sonrakilerle de olacak bu değişimler. Değişim şahane bir şey çünkü gelişim demek; daha iyiye doğru gitmek demek. Ogilvy Türkiye’ye bakarsak da biz çok şanslı bir ekibiz.

 

Bu röportaj ilk olarak Campaign Türkiye Kasım 2017 sayısında yayımlandı.

 

 

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.