Ofis Mimarisi: Tuzambarı

Bu haber Campaign Türkiye’nin Haziran 2012 sayısında “Çalıştıkça mutlu olunan bina” başlığıyla ve İç Mimar Selim Şenok imzasıyla yayınlandı. 

DDB’nin uzun bir tarihi içinde barındıran Tuzambarı binasındaki ofisi, özel aydınlatmasıyla, ferah tasarımıyla insanın çalıştıkça çalışasını getiren bir özelliğe sahip.

Parçalı bulutlu bir gün… Haliç sahilini bitirip Kasımpaşa’ya geldim. Geçenlerde yine buralarda çok farklı bir ofis gezmiş, şaşırmıştım. Ama bu sefer karşıma nasıl bir yer çıkacaktı acaba? Derken verilen adrese geldim. Aslında bu binayı tabii ki biliyordum.  Tuzambarı olarak bildiğim bu binayı gerçekten ne zamandır gezmek istiyordum. Bu özel binadaki firma, DDB.

Erginoğlu&Çalışlar tarafından itina ile tasarlanan bu bina, 2010 Ulusal Mimarlık Ödülleri, Yapı Dalı Koruma ve Yaşatma Ödülü, Dünya Mimarlık Festivali Yeni ve Eski Bina Kategorisinde Birincilik Ödülü alarak Türkiye’nin ve Türk mimarisinin değerini bir kez daha vurgulamıştı. Kerem Erginoğlu ve Hasan Çalışlar‘ı buradan sizler adına tebrik ederken asıl unutulmaması gereken isim CEO Jeffi Medina olmalı diye düşünüyorum. Çünkü burada en önemli konulardan biri mimarlara bu imkanı vermek.

İçinde tarih barındırıyor

1864 yıllarında yapılmış bu bina 1900 yıllarında diğer binanın eklenmesi ile şimdiki halini almış. İlk olarak Havuzlu Değirmen için buğday ambarı, daha sonra ise tuz ambarı olarak kullanılmış. Cumhuriyet döneminde ise Tekel’e geçen ve sigara-tütün ambarı olarak kullanılan bu bina, 1984’ten sonra terkediliyor ve yıkık bir halde özelleştirme ile birkaç el değiştirerek Medina grubu tarafından kiralanıyor. 2007 yılında başlayan tadilat 2008 yılı ortalarında bitiyor. 3.150 m2’lik dört hol ve iki yürüyüş holünden oluşan bu kalın taş yapılı binada dört firmadan 190 kişilik bir ekip keyifle çalışıyor. Genç beyinlerle dolu bu bina bazı yabancı mimarlık grupları tarafından da ziyaret ediliyor. Tarihi taş duvarlara dokunulmadan yapılan tasarımı ve özel solüsyonlar kullanılarak yapılan kuvvetlendirme işleriyle Koruma ve Yaşatma Ödülü almasına şaşmamalı.

Beyaz mermerleri, geniş lobisi, lobinin iki tarafında cam küplerden oluşan toplantı odaları ve beş yıldızlı bir oteli andıran tuvaletleri ile daha girişte etkileniyorsunuz binadan. Giriş holünün hemen arkasında geniş ve boş bir alan var. Aslında burası her zaman boş değil. Şirket partileri, eğitimleri, seminerleri burada yapılıyor. Dikkat çeken en önemli unsur ise İspanyol merdivenlerini andıran ama bir amfi tiyatro gibi kullanılan ahşap merdivenler. Hem düşünce hem işçilik olarak gerçekten dikkat çeken bu merdiven, mekana çok hoş bir hava katmış.

Mekanın rahatlığı insanların yüzüne yansıyor

Buradan yukarıda bahsettiğimiz yürüyüş holüne girerek büyük bir ofise geçiyoruz. Ofisin bir duvarı boydan boya üst üste ödüller ile dolu. Artık ödülleri nereye koyacaklar DDB ekibi de bilemiyor. Asma katlar ile hem yöneticilere oda yaratılmış hem de geometrik olarak mekan daha iyi şekillendirilmiş. Ama tavan yüksekliği 8,5 metre olan bu mekanda insan hiç sıkılmaz. Zaten personelin yüzündeki tebessüm bana Charles Dickens’ın şu cümlesini hatırlattı: “Ne kadar çok çalışırsan o kadar mesut olursun.”

Personel hiç dışarıya çıkmadan tüm gününü burada geçirebilir. Yürüyüş holleri o kadar rahat ve aydınlık ki kendinizi sanki sokakta yürüyor zannediyorsunuz. Tabii bunu sağlayan başka şeyler de var. Bahçe aydınlatmaları, tamamen çelik konstrüksiyon kullanılarak imal edilen cam tavan, etraftaki yeşillikler, duvarlardaki firma tarafından yapılan reklamlar, yukarılardan çıkıntı yapan balkonlar… Sıkılınca kütüphanede oturup her konuda bilgi alabileceğiniz kitaplar… Hatta stres atmak için üzerinde DDB&Co. İstanbul ajans başkanı Karpat Polat resmi olan bir kum torbası…

Tarihi dokuyu ortaya çıkaran aydınlatma

Geçilen her holden sonra karşımıza çıkan bu güzel ve ferah çalışma mekanları yapılan iş ile de doğru orantılı olarak enerji dolu. Tabii bunda en önemli etkenlerden biri de binanın tarihi dokusunu öne çıkaran aydınlatma. Bunun için bir aydınlatma mimarı ile çalışılmış. Farklılık hemen dikkat çekiyor.

1993 yılında kurulan DDB mimariye ve personeline verdiği önemle kendisini öne çıkarmış, bu tarihi binaya gerçekten ruh kazandırmış. Fakat ben bunun Oscar Wilde’ın söylediği ile ters düşüp düşmediğini çözemedim:  “Ruh ihtiyar doğar fakat gençleşir; hayatın komedisi bu. Vücut da genç doğar gitgide ihtiyarlar; bu da hayatın trajedisi.” Siz ne dersiniz?

A. Selim Şenok / İç Mimar – SŞ Mimarlık

 

 

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.