Ödül sayısının artması, ödülleri değersizleştiriyor

Ödüller, kurumsal başarılarılar kadar sektöründeki yeteneklerin, yaratıcılık ve yenilikçilik adına başarılarını da ifade ediyor ve onları motive ediyor. Bunun yanı sıra reklamveren omuz vermeden ödüllendirilmek de oldukça nadir rastlanan bir durum; dolayısıyla bu anlamda marka temsilcilerinin iştahını ve açıklığını da ifade ediyor. Ödül, takımları kenetleyen, yetenek ve ajansların albenisini artıran, onları gururlandıran bir nişanken, aynı zamanda daha büyük resimden bakıldığında sektöre ve yeni yeteneklere ilham verilmesini de sağlıyor. Bununla beraber çoğu durumda ana misyon, işi büyütmek ve dönüştürmek iken, ödüllendirilen işlerin ve bu işlerin arkasına verilen eforun birçok durumda bunu sağlayamadığını görüyoruz.

Ödüllerin sayısı artmakla birlikte, kazananlarını da daha sıklıkla görüyor; kazananlara ve sonuçlara daha çok maruz kalıyoruz. Podyum ödül gecesinden sosyal medyaya taşınalı çok oldu. Bu da paylaşıma imkân veren platformların, yeni ödül törenlerinin ya da mevcuttakilerin kategorilerinin artmasına neden oluyor. Bu ihtiyacı doğru okuyan ödül organizatörlerinin ticari bir akılla yeni podyumlar kurması da çok normal. Ciddi büyüklükte bir ekonominin döndüğü ödül organizasyonlarının, kamu ya da sektör adına hizmeti önceliklendirdiklerini iddia edemeyiz sanırım. Bu durum da tüm dünyada olduğu gibi bizde de çok normal.

Platform sayısının artması, ödül sayısını artırırken enflasyon ödüllerini de değersizleştiriyor. İlham olması beklenen yenilikçi yaratıcı iş değil, kazanan kişi/kurum özne oluyor. Ödül alan işi, kategorisini, kriterlerini değil; birilerinin adını şimdi hatırlayamadığımız bir yarışmada, adını hatırlayamadığımız bir iş ve kategoride ödül aldığını hatırlıyoruz. Yenilikçi yaratıcı iş podyumu, fazlasıyla ödüle ve onu alana bırakmış durumda. Bunca ödül enflasyonunun olduğu ortamda iyi iş çok arka planda olmamak durumunda kalıyor ve yeterince yüceltilmiyor maalesef.

İşin maliyet tarafına gelecek olursak, başvuru maliyetlerinin dışında ödüllerin uzun süreçlerinin ciddi zaman maliyetleri oluşuyor. Bu maliyet marka ve ajansta, süreç içinde katlanarak büyüyor. Bu toplam zaman, başvuru için yapılan yatırımın en büyük maliyet kalemi. Bu maliyetler ve platformları değersizleştiren ödül enflasyonu nedeniyle, az ama büyük işlerle aday olmak, platformlarda seçici olmak gibi eğilimler var. Sürümden kazanırız stratejisi ile onlarca kategoriye başvurulan işler ya da ödül kazanmak için tasarlanan işlerin sayısı azalacak. Çünkü bu mantıkla tasarlanan işlere ve süreçlere eskisi kadar itibar edilmiyor.

Son olarak, ödül kazanan birçok işe baktığımızda veya başvurularını okuduğumuzda iş sonuçlarına etkisi olabilecek sonucu göremiyoruz. Başvuru metninde yazılan sonucu ve etkiyi; bunun anlatılan yaratıcı kurgudan doğduğu fikrini satın almıyorsunuz. En ideal senaryo; yaratıcılık ve yenilikçiliğin de verdiği güçle iş sonuçlarına etkisini anlamlandırılabildiğimiz işlerin farklılaştırılması ve gerçekten alkışlanması. Onların bu enflasyonda aralarda kaybolmaması ve ön plana çıkarılması…

İnanç Dedebaş,
Publicis Groupe Türkiye CEO’su

 

 

 

 

 

Bu yazı ilk kez 87. sayımızda yayınlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.