Nasıl bir arka plan seçiyorsunuz?

MediaCom’dan Sue Unerman, evden çalışırken sıklıkla başvurduğumuz video konferans yönteminin hayatımıza dair ipuçları verdiğini söylüyor.

Marka oluşturma işindeyiz ve bu işte olan herkes, sadece sözlerin ve eylemlerin yeterli olmadığını aynı zamanda görüntünün de ne kadar önemli olduğunu bilir. Adil olsun ya da olmasın; görünüşünüze göre
değerlendirileceksiniz. Ve şimdi de video konferanslardaki arka planınızın görüntüsüne göre yargılanacaksınız. Bu, pek bilinçli yapılmasa da içgüdüsel bir eğilim diyebiliriz.

“Kadınlar, erkeklere göre çocuklarınının evdeki eğitimlerinini devam edebilmesi ya da sıkılmadan vakit geçirmeleriyle ilgili çok daha fazla sorumluluk alıyorlar. Bu da kariyerlerinde çok daha zorlayıcı bir sürece girmelerine neden oluyor.”

Video konferanslarda konuştuğum çoğu insan arka planlarını göstermekten çekinmiyor. Ben de bana ait olmayan (diğer aile üyelerine ait) fotoğraflarla, oldukça kapsamlı kitap koleksiyonumun eşlik ettiği son derece dağınık bir şömine görüntüsünün önünde durarak çıkıyorum insanların karşısına. İş arkadaşım Claudine, tüm hafta boyunca çelik bir duvarın önünde yer aldı. Genel müdürüm Kate’in yemek kitapları koleksiyonu en sevdiği şefler hakkında merak uyandırdı. Tabii sahte arka planlar kullananlar da oldukça fazla. Örneğin yaptığım görüşmelerden birinde katılımcılardan biri, bir ofis cephesini arka plan olarak kullanmıştı. Çünkü odasını, kişisel alanını göstermek istemiyordu. Ya da bazı insanların yaşam alanlarını gördüğünüzde gerçekten kıskanabiliyorsunuz. Örneğin bir CEO’ya evindeki heyk  ellerin ve pahalı sanat eserlerinin görünmediği, küçük bir odada konuşmasını önerdim, böylece junior çalışanlarıyla iletişim kurarken daha empatik durabilir diye…

Tüm benliğimizle işte olmanın yepyeni bir boyutu var ve artık hepimiz bu yeni boyutla beraber birbirimizin evlerine, yaşam biçimine burnumuzu sokabiliyoruz. Anekdot olarak eklemeliyim ki, tek kişilik bir apartman dairesinde veya başkalarıyla alan paylaşanlarla, ya da uygun bir çalışma alanına sahip olanlar arasında cinsiyet farklılıkları olduğu da gözlemleniyor. Kadınlar erkeklere göre daha çok yatak odalarında çalışıyor gibi görünüyor. Çocuklar, çalışan annelerini babalarına kıyasla daha fazla bölüyorlar. Ayrıca birçok anne, evde eğitim standartlarının tam oturmaması nedeniyle suçluluk duyduklarını ve endişelendiklerini belirtiyor. Hatta annelerin yaşadığı bu ek zihinsel yük, The Economist’in “neredeyse normal” konulu makalesiyle de belgelendi. Makale şöyle diyor: “Kadınlar, erkeklere göre çocuklarınının evdeki eğitimlerinini devam edebilmesi ya da sıkılmadan vakit geçirmeleriyle ilgili çok daha fazla sorumluluk alıyorlar. Bu da kariyerlerinde çok daha zorlayıcı bir sürece girmelerine neden oluyor.” Araştırmalar, pandemi başladığından beri kadınların verimliliğinin erkekelere göre düştüğünü de ortaya çıkarıyor. Bu da yeni bir cinsiyet eşitsizliği sorununa işaret ediyor.

Her ne kadar mevcut çalışma şeklimizin zor olduğundan şikayet etmek zor olsa da (özellikle de yoğun bakım ünitesi çalışanlarını göz önünde bulundurursak şikayet edebileceğimiz bir şey olmadığını
görürüz), gün boyu video görüşmelerin yorucu olduğu da doğru.

Direct Line Group Pazarlama ve Dijital Genel Müdürü Mark Evans’ın da bu konuda dikkatimi çeken bir paylaşımı oldu: Ekstra bilişsel yük var. Beyniniz, video konferans sırasında mini ekranlardaki diğer insanların tepkilerini yorumlamak için çok daha fazla çalışmak zorunda, çünkü yüz yüzeyken görebileceğiniz işaretlere ya da mikro- hareketlerdeki ipuçlarına sahip değilsiniz. Üstelik bir yandan da beyniniz, sürekli size bakan kendi görüntünüzü de yorumluyor. Yorucu olması sürpriz değil.” Video konferansın avantajları da var tabii. Coğrafi bir engel yok; Çin’deki ve San Francisco’daki meslektaşlarımla konuşabiliyorum.

Yine de bu görüntülü toplantılar sırasında vereceğiniz tepkilerden ya da mimiklerinizden çekiniyorsanız, duygularını da çabuk yansıtan kameranızı kapatabilirsiniz. Bu taktik işe yarasa da her şeyden önce açıklık, karşınızdaki kişinin gözlerine bakmak gerçek ve güvenilir liderlik için özellikle de bu zor zamanlarda çok daha fazla gerekli.

Sue Unerman
Chief Transformation Officer,
MediaCom

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 99. sayısında yayımlandı.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.