Merak etmeyen insanlar ülkesinde!

Eğitmen Şeyda Taluk, kendi merak duygusunu tetikleyen kahramanından bahsederek konuyu açarken günümüz insanının merak etmediğinden yakınıyor.

12 yaşındaydım ve okul gezisiyle Kapadokya’ya gitmiştik. Kapadokya’nın büyülü kiliselerini ve yer altı şehirlerini gezerken her bir fresk, detay önünde dakikalarca kaldığımı, geçmişte orada yaşayanlar üzerine hayaller kurduğumu dün gibi hatırlıyorum. O nedenle hep grubun arkasında kalıyor, defalarca öğretmenlerden gelen uyarıların muhatabı oluyordum. Gezi sonrasında öğretmenlerden biri, saatlerce oyalanıp müzelerden hep geç çıktığım için beni babama şikayet etmişti. Oysa bilmiyordu ki, beni şikayet ettiği babam, merakımı besleyen en büyük kahramanımdı!

“Daha ne istiyorsunuz, çocuk meraklı işte, bu geziyi bunun için yapmadınız mı?” diye çıkışmıştı öğretmene. O yıllarda çocuğunu savunmak ve öğretmene kafa tutmak oldukça cesaret isteyen bir şeydi. Ama kızını iyi tanıyordu babam. Daha 10 yaşımdayken beraber gittiğimiz, benim ilk kez karla tanıştığım Konya gezisi sırasında sonsuz sorularımla onu serseme çevirmiştim. Mevlana Törenleri sırasında yanı başımızda oturan bir adamın: “Bu çocuk törenin sonuna kadar dayanabilir mi?” sorusuna, kendinden emin bir tavırla: “Dayanır, o sizin bildiğiniz çocuklardan değil.” diyerek gururla cevap vermişti babam.

Oysa ben de herkesin bildiği sıradan bir çocuktum. Birçok çocuktan farkım; bana “sus, şimdi zamanım yok” demeyen ve Adana’da tiyatro yok diye bir hafta sonu, kardeşimle beni Ankara’ya Küçük Sahne’de tiyatro izlemeye götürecek kadar merakımızı besleyen harika bir babam vardı.

Öğrenme; dış dünya ile iç dünya, başkaları ile kişinin kendisi ve beyin ile doğa arasındaki karşılıklı ilişki, iletişim ve etkileşim sürecinin sonunda ortaya çıkan bir bilgilenme ve farkındalık durumudur. Özellikle yaşadığımız deneyimler bizi aydınlatır, kalabalıklardan farklı düşünmeye iter. Deneyimlerden kastım; okunan kitaplar, seyredilen filmler, gezilen müzeler, tanışılan farklı insanlardan ve daha nice etkileşim… İkna üzerine eğitim veren bir öğrencimin Göbbels’in adını ilk kez benden duyması, siyaset bilimi okuyan bir başkasının Türkiye’nin çok partili döneme 1980’de girdiğini düşünmesi gibi şeyler beni yıllardır düşündürür. Neden merak etmeyiz? Oysa gittikçe yaşamımızın ayrılmaz bir parçası olan dijital dünyada, karşımıza çıkan her haber ve duyurunun kaynağı, içeriği hakkında kuşku duymaz ve gerçeğin peşinde koşmazsak bizi nasıl bir dünyanın beklediği konusunda tahminde bile bulunmak istemiyorum.

İnsanın öğrenme yolculuğunun olmazsa olmazıdır; bütün canlıların, yabancı olana duydukları korkuyu aşmalarına yarayan bir eğilimdir merak. Aslında son derece meraklı bir toplumuz ama merakımız kendimizi geliştirmek, olabileceğimizin en iyisi olmak için yöntemler, yollar aramaktan çok haklılığımızı ispat, “başkalarında kendimizi temize çekmek” ya da başkalarının talihsizliği üzerinden kendi talihsizliklerimize teselli dayanağı bulmak. Bir anlamda merak dediğimiz şey aslında düpedüz röntgencilik ya da yeni popüler deyimle “stalklamak”.

Merak aslında bir yandan da kendimizi eksik hissettiriyor çünkü daha okunmadık yazılar, bilinmedik dünyaların varlığını yüzümüze vuruyor, kabusumuz oluyor. Sosyal medya platformlarında, WhatsApp mesajlarında bolca paylaşılan, Dunning-Kruger Etkisi’nden haberdar olmayan yoktur eğitimli çevrelerde. Cornell Üniversitesi’nden Justin Kruger ve David Dunning adlı psikologların tanımladığı ve 2000’de Nobel almalarını sağlayan “algılamada yanlılık”, aslında bir anlamda cahil cesaretidir. “Biz biliriz”, “en iyi biz biliriz”, “tabii ki biz biliriz” gibi sözleriyle tanıdığımız bu kişilerin ortak özelliklerinden biri de kendisinden farklı olana, haberin kaynağına ve benzeri durumlara karşı hiçbir merakının olmamasıdır.

Bir arkadaşım “kitap arsızı” terimini kullanmıştı. Elbette herkesten kitap kurdu olmasını beklemiyorum. Ancak en azından biraz merak ve çalıştıkları alanda az da olsa derinleşmelerini beklemek, imkansız bir talep mi? Zira yaratıcılıkla merak arasında sıkı bir ilişkinin olduğunu inkar edemeyiz. Geleceğin iş dünyasında elzem olan becerilerden biri de yaratıcılık ve yaratıcı sorun çözme. Daha fazla öğrenmek, bilgiye ulaşmak için merak etmek de bu beceriyi besleyen en önemli davranış biçimi. Günümüz teknolojisi, insanoğlunun daha az meraklı olmasına neden olsa da, özellikle girişimcilik gibi Türkiye’nin ekonomik kalkınmasında, geleceğinde önemli rol oynayacak alanlarda merak etmek, eleştirel düşünce, yaratıcılık ve yaratıcı sorun çözme becerileri, hedeflenen başarıya ulaşmanın kısayolları. Yaratıcılığın baş tacı olduğu kendi sektörümüzde de üretmenin, yaratıcılığın sonsuz kaynağı merak. Albert Einstein’ın da dediği gibi: “Herhangi bir özel yeteneğe ihtiyacımız yok. Sadece çok meraklı olalım.”

Eğitmen, İletişim Danışmanı

Şeyda Taluk

 

 

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 88. sayısında yayımlandı.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.