Krizi yaşadık, peki ya sonra?

İletişimi yönetmek, daha doğru bir ifade ile şirketler, kurumlar, firmalar, STK’lar adına iletişimi yönetmeye istekli olmak mesleğimizin de temelini oluşturuyor. Bir çırpıda söylenen ‘iletişim’ kavramının içine girdiğinizde dev bir okyanus olduğunu görüyoruz.

Kurumsal iletişim kavramının içinde; önce kurumu anlamak, sonra hedef gurupları belirlemek, iletişim kanallarını tespit etmek, iç ve dış iletişimi belirlemek, hedef gruplara en etkin yoldan ulaşılacak mesajları tespit etmek ve doğru mesajları doğru kanalları kullanarak hedef kitleye ulaştırmak yatıyor. Diğer tarafta ise iletişimi sekteye uğratabilecek bir kavramdan söz ediyoruz; o da ‘kriz’. Yıllardır üzerine konuştuğumuz kriz kavramı, yıllar geçse de halkla ilişkilerin ana disipliner iş süreçlerinde. Zira yaşadığımız pandemi ve sonrası süreç de bunu bize kanıtladı.

Dijital dönüşümü derinlemesine yaşadığımız şu dönemde şirketlerin krize yakalanma oranları da arttı. Sosyal medya kullanımı ve herkesin adeta bir haberci gibi kendi iletişimini yönetmesiyle firmalar da krizlere çok daha açık hale geldi. İçine birden daldığımız bu dijital dünyada oluşabilecek negatif durumlara, bu durumların ne kadarının krize dönebileceğine odaklanmamız gerekiyor. Ve tabii kriz kapımızı çaldığında da hazırlıklı olmak, krizi fırsata çevirmenin en önemli öğesi. 

Krize yakalandıktan sonra kriz iletişimini yönetmeyi anlık olarak gerçekleştirmek bir yana önemli konu; kriz sonrası sakinlik döneminde yapılması gerekenler üzerine… Krizin şirket itibarına etkisinin ölçülmesi ve akabinde neler yapılması gerekliliği üzerine işin profesyonellerinin çalışma yapması şart. Ne kadar yara aldık? Yaşadığımız bu durum bizi nereye götürdü? Ne yaparsak eskisi hatta eskisinden daha itibarlı anılırız? Ve bir daha yaşamamak için hangi önlemler ile devam etmeliyiz?

“Birkaç günde unutulur, ülke gündemi içerisinde geri planda kalır, bir süre sonra kimse konuşmaz” döneminden; “tüketici vakti gelince hatırlar ve hatırladığı anda da hem kurum kültürü gereği hem de gerçekten yapılan hatadan dönülmesi için ne yapmalıyız?” dönemine geçmeliyiz. İtibar kazanılması en zor ve kaybedilmesi en kolay öğe ise; kriz sonrası planlı yürütülmesi gereken iletişim stratejisi, şirketlerin de benimsediği en önemli çalışma alanlarından biri olmalı.

 

Güneş Özkan

İda Üyesi 

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 127. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.