Kristal Elma Nostalji: Yaşar Akbaş

Happy People Project Ajans Başkanı Yaşar Akbaş, “Herkes elini taşın altına koydu ve çok çalıştı” yazısında Kristal Elma Yaratıcılık Festivali’nin ilk yıllarını anlattı.

Aslında çok uzun yıllardır dillendirdiğimiz bir durumu çözebilmek adına yola çıkılmıştı en başta: İtibar. Kristal Elma uzun yıllar boyunca sektörümüzün en önemli değerlerinden biri olmuştu ama son yıllarda da o eski heyecanı yaratmıyordu kimsede.

Ödül için yapılmış iş sayısının gerçek iş sayısından çok fazla olması, ödül işini bir öncelik haline getirip fazla kaynak ayıran ajanslarla ayırmayı tercih etmeyenler arasında, alınan ödül sayısı itibarıyla ciddi ama anlamsız farkların olması; bunun, sektörü yanıltan istatistiki bilgiler haline getirilmesi; “Ona verdin, bana vermedin” kavgaları; törenlerde yapılan saygısızlıklar ve reklamveren gözünde kazanılan ödülün değersizleşmesi dolayısıyla, Kristal Elma’nın ajansların kendi aralarında yaptıkları gerçekliği ve itibarı tartışılır, mastürbatif bir etkinlik olarak gözükmesi gibi ciddi sorunlarla karşı karşıyaydık. Bunun sorumlusu sektördü, yani bizdik ve düzeltecek olanlar da yine bizlerdik.

İlk yıl inanılmazdı

Öte yandan 80 milyonluk nüfusuna karşın yaratıcılıkta olması gereken yerde olamayan bir ülkede sadece reklamcıların değil öğrencisinden stajyerine, bürokratından hocasına herkesin katılabileceği, ilham alacağı, dünyayı göreceği bir etkinliğe de çok ihtiyacımız vardı. Ödülden festivale dönüş böyle başladı. İlk yıl, hazırlıklarından festivalin bittiği güne kadar inanılmazdı. Bir kere herkes elini taşın altına koydu ve çok çalıştı. Neredeyse Cannes Lions düzeyinde bir planlama yapıldı. Herkes ilişkilerini, emeğini, kaynağını ortaya koydu. Konuşmacılar, paneller, sunumlar inanılmazdı. Festival alanı, salonlar, standlar inanılmazdı. Belki de yıllar sonra ilk kez sektörü oluşturanlar, sektöre dokunanlar bu kadar büyük bir fikrin etrafında buluştular, destek oldular. Festivale gelen yabancı konuşmacılar bile İstanbul’da böyle bir festivalin yapılabilmiş olmasına inanamamışlardı.

Yarışma ve ödül festivalin sadece küçük bir parçası haline gelmişti ve belki de ilk kez kimin kazandığı, kimin kaybettiği tartışması yapılmadı festivalin ardından. Çünkü amacımız, anlamsız hırsların peşinde koşmak yerine sektörde anlamlı bir değer yaratmaktı. Yarışma bölümünde sanırım ilk kez jüri kendi içindeki oylama detaylarını görebildi, gizli saklı kalmadı şeffaflık adına. Hatta jürinin işi değerlendirirken hangi kriterlere göre oylama yaptığını ve neler konuştuğunu ses kaydı olarak yayınlamayı bile konuştuk aramızda. Bu önerinin amacı gençlere ve geleceğin jüri üyelerine bir fikri, fikrin işçiliğini, stratejisini nasıl yorumlayacağı ve oylayacağı konusunda ilham vermekti; jüriye katılıp şeytanlık peşinde koşmak yerine… Bu fikri uygulayamadık o dönemde ama söylemek istediğim şey şu: Kafamızdaki tek şey Kristal Elma’yı saçma sapan tartışmalardan, afra tafralardan, iki gün süren sahte zafer sarhoşluklarından kurtarıp sektöre değer katan, önünü açan, itibarlı bir festivale dönüştürmekti. Dönüştü de…

Bardağın dolu tarafı

Reklam sektöründe insanlar uzun yıllardır yurt dışındaki festivallere katılır ama katılımcıların sayısı sınırlıdır. Yıllardır da hep aynı adamlar gider. Beni en çok sevindiren şey yaşı, tecrübesi, konumu ve durumu itibarıyla asla yurt dışı festivallerine katılamayacak çok sayıda insanın Kristal Elma Festivali sayesinde o dünyayla tanışmasıdır. Zaten sektörel bir derneğin varoluş amacının temelinde de bu vardır, olmalıdır bence. O dönem bu işin altına imzasını koyanlar, gerçekten ne kadar büyük bir hayali gerçekleştirdiklerini bugün daha iyi anlıyorlar.

Bugün festival yine devam ediyor, belki ilk yılları kadar görkemli değil ama yine de bardağın dolu tarafından bakmak lazım; hâlâ bir festivalimiz var. Festivalin ilk iki yılında yönetim kurulu üyesi konumunda görev alan birisi olarak, o yakalanan pırıltıyı kaybetmemek gerektiğini düşünüyorum. Elbette günümüzün ekonomik zorlukları ve konjonktürel sebepler daha iyisinin yapılması noktasında insanları zorluyor ama kafaya koyulunca nelerin yapılabileceğini festivalin ilk yılında gördü bu sektör ve bir amaç uğruna gerçekten birlik olundu. Üstelik “sözde degil, özde.” 🙂

Yarışma tarafına gelirsek, benim tek söyleyeceğim, bu yarışmanın amacının ne bol bol ödül dağıtıp sektöre moral vermek ne de pazarlama iletişiminde karşılığı olmayan işlere paye verip bebelere portfolyo yapmak olduğudur. Amacı tektir: Sektörel standartları belirleyip ortaya koymak ve bu standartları her yıl devam ettirerek pazarlama iletişiminde yaratıcılığın önemini ve itibarını korumak. Nokta.

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 82. sayısında yayımlandı.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.