Kreatifler neden korkar?

Korku, bazı durumlarda felce neden olabilir ancak bazı durumlarda da canlandırıcı etki gösterir, yaratıcı bir maceraya atılmanızı sağlar.

Hayatım boyunca korku nedir bilmeyen bir yaratıcı insanla karşılaşmadım. Bazıları bunu gösterir, bazıları saklar ancak kaçınılmaz olarak yaptığınız iş bir şüphe havuzuna balıklama dalmaya benzer.

Her yeni brief’le birlikte, anksiyete seviyesinde genel bir yükseliş başlar: “Bu sefer fikir bulabilecek miyim?”

Ödüllerini görebilecekleri bir yerde sergileyen kreatif ekipler, bunu rakiplerini korkutmak ya da avukatların veya diş hekimlerinin duvarlarında asılı olan diplomalar gibi, oradan geçen müşterilere güven aşılamak için yapmazlar. Bunu kendileri için yaparlar. Kendilerine o anda veya bir zamanlar orijinal bir düşünce şekline sahip olduklarını bu şekilde hatırlatmaya çalışırlar. Bu korku, olası görünen bir fikir akla geldiğinde ortadan kaybolur ve yerini yeni bir korkuya bırakır: “Daha önce yapılmış olabilir mi?”

Özellikle reklamcılıkta araştırma alanı geniş, anılar boldur. Araştırma yapılır, onay alınır ve iş üzerinde sevgiyle çalışılır. Ta ki işe şöyle bir bakan herhangi birinin kurduğu “1995’te One Show’da Gümüş alan Kolombiya işine benzemiyor mu bu?” cümlesine kadar.

Daha önce yapılmadığı kesinse, bu kez de “belki yapılmamasının iyi bir nedeni vardı” düşüncesi gelir. Belki fikir aslında çok küçüktür veya daha kötüsü, alçakgönüllü, sade bir markanın taşıyamayacağı kadar büyük bir saçmalık çıkarmışsınızdır. Yaratıcı insanların en büyük 10 korkusu listesinde alaya maruz kalmak, kalitesiz işçilikle birlikte bir numaraya oynar.

Kendine saygı duyan hiçbir kreatifin atlamayacağı “üstüne bir gece yatma testi” fikirle ilgili duygulara ışık tutacak bir şiir halini alır: “Seni yarın da sevecek miyim?

Gereğinden fazla büyütülen bir şeyden ayrılmak tabii ki yapılacak en akıllıca şeydir ama bu, acı çekmeyeceğiniz anlamına gelmez.

Araştırma kendi korku filmini de beraberinde getirir: “Fikir katledilecek mi?” Böyle bir şey muhakkak öfkeye neden olacaktır ama beterin beteri var: “Sadece sakat bırakılıp bütün ömrü boyunca omuzlarıma yük mü olacak, beni sonsuza kadar içten içe çürümenin katlanılmaz kokusuna mı boğacak?” Malum, ölüp gömülmek, yoğun bakımda geçirilecek bir ömre tercih edilebilir.

Her şey yolunda giderse ve çıkarılan iş hayal ettiğiniz gibi gerçekleştirilecek duruma gelirse, şüpheler diğer insanların becerilerine kayacaktır. Ekip bu işi becerebilecek yetenekte mi? Ham haliyle dünya güzeli olan bu fikre ince dokunuşlar yapacak art direktör, metin yazarı, yönetmen hakkını verebilecek kalibrede mi?

Yaratıcı ekipler, onaylanmış konseptten bitmiş işe dönüşürken küçülen büyük fikirlerin müşteriler, müşteri temsilcileri, araştırmacılar, bütçeler, yönetmelikler tarafından değil de bizzat kendi içlerindeki yavanlıktan kaynaklandığını gördükleri korkunç anla yeni tanıştılar.

Peki ya mucizeler gerçekleşir ve her şey planladığı gibi gelişirse? Harika bir fikir, onu güçlendiren araştırmalar, müthiş uygulama, doğru yerlerde görünürlük, kültürel bağlama uygunluk… Korkacak ne kaldı ki?

Jüriler tabii ki. “Cannes’da ve D&AD’de işimi inceleyenler o nefes kesici orijinalliği, dört başı mamur ticari pırıltıyı görebilecek mi yoksa yine sunulduğu haliyle tek bir kez yayımlanmış sahte sosyal sorumluluk projesine mi kanacaklar?

Bir pazarlamacı olarak, bu korkulara rağmen harika işlerin nasıl çıkabildiğini merak ediyorsunuz belki de.

Cevap, bunun tam tersi. Harika işler, bu korkular sayesinde çıkıyor. Bütün bu anksiyete ataklarının toplamı seviyeyi müthiş yükseltiyor.

Donuk, biraz bozulmuş, yeteri kadar pişmemiş, aşırı şişirilmiş, kötü işlenmiş, bronzdan daha iyisine sahip olamayacak işleri sahiplenme zorunluluğunun kendilerine ne kadar bedbaht hissettirdiğini bilen yaratıcı insanlar, hayal güçlerinin tüm zerrelerini ateşe verir, sinirlerinin her telini zorlar ve bunun tam tersi olan bir iş çıkarmak için ellerinden geleni yaparlar.

Evet, korku insanı felce uğratabilir, bazı durumlarda bunu gerçekten yapar. Ancak canlandırıcı etki de gösterebilir ve bu büyük yaratıcılık macerasındaki asıl görevi de harekete geçirmektir. Korku, bunu sağlayan yakıttır.

Peki yöneticiniz bu örneğe uymayan bir kreatifse ne olacak? Sonraki kampanyanız her gözeneğinden kreatif özgüven fışkıran birinin ellerindeyse ne yapacaksınız?

İki olasılık var

Birincisi, gösterdikleri özgüvenin bir maske olması, içlerinde yerleşmiş olan profesyonel rahatsızlığı iş için ödeme yapan müşteriden gizlemek için çaba göstermeleri. Aynı şeyi kokpitte sorun çıktığı zaman sükunetin vücut bulmuş hali olmaya devam eden bir pilot da yapar.

İkinci olasılık da bu özgüvenin gerçek olması. Belki yöneticiniz söylediklerinin doğruluğundan gerçekten emindir, gülümsemesinin nedeni budur. İşte o zaman korkmalısınız. Gerçekten çok korkmalısınız.

 

 

Helen Edwards
Passion Brand Ortağı, Yazar

 

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 80. sayısında yayımlandı.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.