“Konfor alanından çıkmak…”

 Adjust EMEA Bölgesi ve Hindistan’dan Sorumlu Çözüm Danışmanı Yetkilisi Yağız Öztol, İstanbul’dan Berlin’e uzanan macerasını kaleme aldı.

Berlin’e taşınmamı en iyi, “Ne istediğine dikkat et” cümlesi özetliyor olabilir!

Aslen Adanalıyım; hayatımın büyük bir bölümünde tenis ve yelkenle uğraştım. Meraklı ve gözlemci bir doğam var ve çocukluğumdan beri insan davranışları hep ilgimi çekmiştir. Bu yüzden üniversite eğitimimi psikoloji üzerine yapmak için İstanbul’a taşındım ve Bahçeşehir Üniversitesi’nden mezun oldum. Medya sektöründe çalışırken bir yandan klinik psikoloji üzerine yüksek lisans yapmaya devam edip eğitimimi tamamladım.

Hayat tesadüflerle dolu tabii, medya kariyerim devam ederken hayatımın tamamen farklı bir yol alacağını asla fark etmemiştim. Türkiye’de digital ve mobil alanda çalışırken, 3 sene boyunca yurt dışındaki birçok farklı ajans ve şirketten teklifler aldım. Tam bir şirket ile anlaşmaya varıp Dubai’ye taşınacakken, doğum günüm için arkadaşlarımla birlikte Berlin’e geldik. Çok keyifli bir hafta sonu geçirmiştik ve ben anlık bir şekilde “Keşke buraya taşınsam ama Almanca bilmiyorum” diye düşünmüştüm.

Bu arada uzun bir süredir eğitim ya da kariyer odaklı bir şekilde yurt dışında yaşamayı deneyimlemek istiyordum. Hayat sürprizlerle dolu tabii… İş seyahatine çıkacağım bir sabah garip bir hisle uyandım ve havaalanına giderken şu an çalıştığım Berlin merkezli şirketin görüşme talebi geldi. Çok şaşırmıştım, çünkü hiç beklemiyordum. Seyahatten dönünce bir hafta içerisinde art arda üç görüşme yaptım ve kendimi bir anda Berlin’e taşınırken buldum.

Bu hızlı gelişmelerin tam tersine vize süreci yaklaşık iki ay sürdü. Bence yurt dışına taşınacak olanların yüzleşeceği en sıkıntılı süreç budur. Bir kez gideceğiniz kesinleştiği an kafanızda sürekli “Çıktı mı acaba?” ya da “Ne zaman gelecek vizem?” gibi sorularla baş başa kalıyorsunuz. Ben de bu dönemi, ailem ve sevdiklerimle daha çok zaman geçirmeye ayırdım.

Yaklaşık 5 senedir Berlin’de yaşıyorum ve çok mutluyum. Doğma büyüme Adanalı birisi olarak aslında tam bir yaz insanıyım. Berlin’in iklimi ise bunun tam tersi. Zamanla alıştım tabii ki ama başta bu soğuk havayla baş etmek bir hayli zordu. Bir kez Berlin yazını deneyimledikten sonra Berlin’in kışı pek rahatsız etmemeye başlıyor zaten. İlk taşındığım zaman ev bulma süreci oldukça zordu. Almanya’ya taşınmayı düşünen insanların bence en çok zorlanacağı şey bu olacak. Çünkü burada emlakçı gibi bir konsept neredeyse yok. 2-3 tane websitesi var ev ilanlarının olduğu ve başvurularınızı buradan yapıyorsunuz. Eğer ev sahibi sizin ön başvurunuzu onaylarsa sizi evi görmeye çağırıyor. Bu ev gezileri normal şartlarda neredeyse 100 kişiye yakın insanla aynı anda gerçekleştiriliyor. Şu an pandemi nedeniyle süreçler değişmiştir tabii ki. Eğer evi beğenirseniz (ki genelde beğenmekten başka çareniz olmuyor) gerçek başvurunuzu yapıyorsunuz. Eve başvuran yine 100’e yakın insan oluyor ve o kadar kişi içerisinden seçilmeyi bekliyorsunuz. Bu arada hazırlanması gereken birçok evrak olduğunu da hesaba katmak gerekiyor. Ev sahibi borcunuzun olup olmadığını görmek istiyor, bu belgeyi alabilmek için bir banka hesabınızın olması gerekiyor, bir banka hesabınızın olabilmesi için ise yaşadığınız bir evinizin olması gerekiyor gibi kısır bir döngü var ortada. Benim yeni taşınacaklar için verebileceğim tavsiye; bence ilk 6 ay için fixed-term bir yer bulmaları ve bu süreçte bir sürü insanla tanışıp WOM ile ev bulmaları. Birçok ev, el altından devrediliyor çünkü. En büyük problemi atlatırsanız eğer, devamı çok keyifli.

Çalıştığım şirket Adjust, bir mobil teknoloji firmasi, 16 ofis 30.000 den fazla uygulamaya global destek veriyor. Şirkete ilk katılan insanlardan olduğum için ilk taşındığım 2 ay, günümün çoğunu teknik birçok konuyu öğrenerek geçirdim ve biraz zorlandım diyebilirim. Daha önce hayatımda hiç bu kadar teknik konu ile haşır neşir olmamıştım. Fakat şirketin öyle güzel bir işe alım süreci var ki, vizem geciktiği için hızlıca Türkiye’ye gelip eğitimlere burada devam ettik. Sonrasında taşınmamla birlikte, bir yandan ev bulmaya çalışıp bir yandan ürünü daha iyi tanımaya çalışmak zorlu ama güzel bir deneyimdi. MENA bölgesinden sorumlu Müşteri Temsilcisi olarak girdiğim şirkette şu anda EMEA Bölgesi ve Hindistan’dan Sorumlu, Çözüm Danışmanı Yetkilisi olarak devam ediyorum.

Yurt dışında çalışmak ve Türkiye’de çalışmak birbirinden tamamen farklı iki deneyim. Burada çalışmaya başladığım zaman ilk fark ettiğim şey; bizim Türkiye’de çok daha farklı bir iş modeline sahip olduğumuz. Orada, uzun saatler daha fazla işi aynı anda yapmaya ve her zaman problem çözümüne odaklı çalışıyoruz. Burada deneyimlediğim çalışma şekli ise, daha tek yönlü. Senin sorumlu olduğun bir görev var ve sadece ona odaklanıyorsun. Şirketler senin tükenmemen için çok çabalıyor. Ben tabii ki Türkiye’deki çalışma düzeninin bize çok fazla şey kattığına da inanıyorum. Aynı anda birçok şeyle uğraşmak ve pratik çözümler geliştirmek bence bizi Avrupa’daki insanlardan fazlasıyla ayırıyor.

Girdiğiniz işte kendinizi daha kolay gösterebiliyorsunuz. Bence Türkiye’de çalışmak bize pratik olmayı öğretiyor. Yurt dışına taşınmak isteyenlere tavsiyem ne istediklerine karar verip buna inanarak ilerlemeleri. Bu yolda konfor alanımızdan çıkıp zaman harcayarak kendimizi donanımlı hale getirmek en önemlisi diye düşünüyorum.

Bizim sektör COVID-19’dan negatif olarak çok az etkilendi diyebilirim. Herkes evde mobil cihazlarıyla daha fazla vakit geçirdiği için, mobil dünyasında gözle görülür bir büyüme oldu. Biz Mart başından beri evden çalışıyoruz. Çalıştığım şirket karantina sürecinin başında evden çalışma sürecimizi iyileştirmek için bütün çalışanlarına bir fon ayırdı. Bütün gün sandalye üzerinde görüşmeden görüşmeye girerken, en azından daha konforlu bir çalışma ortamı sağlanması bütün şirketin motivasyonunu arttırdı.

Bütün dünyayı etkisi altına alan pandemi süreci tabii ki Berlin’i de etkiledi. Normalde hafta içleri ciddiyetle çalışıp, hafta sonları da aynı ciddiyetle eğlenmek bu şehrin en önemli felsefesi. Bütün gece kulüpleri Mart ortasından beri kapalı. Restoran ve barlar ise akşam saat 11.00’da kapanıyor. Haklarına inanılmaz düşkün Almanlar ve kozmopolit yapısı yüzünden fazlaca sosyal olan şehir için çok ağır kısıtlamalar bunlar. Berlin Senatosu #BerlinGegenCorona diye bir kampanya başlattı mesela. Yüksek risk grubunda olan yaşlı bir kadın, maske takmayanlara orta parmak kaldırıyor. Bu kampanya Almanlar tarafından inanılmaz bir eleştiri yağmuruna tutuldu. Almanya’da bu tarz dengeler çok hassas. Ama özellikle bizim jenarasyonun hiç deneyimlemediği, dünya olarak çok farklı bir süreçten geçiyoruz. Umarım en kısa zamanda her şey normale döner.

 

Yağız Öztol

Adjust EMEA Bölgesi ve Hindistan’dan Sorumlu Çözüm Danışmanı Yetkilisi

 

 

 

 

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 105. sayısında yayımlandı.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.