“Kola-gazoz-ayran-fanta-alaska-frigo!”

Her şey çok hızlı değişiyor. Büfecinin tepsiye vurarak frigo sattığı günlerden günümüze çok şey değişti. Değişime ayak uydurmak önemli. Peki ne yapmak lazım?

“Kola-gazoz-ayran-fanta-alaska-frigo!” Bu altılıyı hızlıca okumanız lazım. Hatırlayanlarınız vardır eminim. Eskiden sinemalarda film başlamadan önce elindeki ahşap tepsiye şişe açacağı ile vurarak dolaşan büfeciler bu dizgiyi hızlıca söyleyerek satış yapardı. Filmden önce alamazsanız da “10 dakika ara”da yine dolaşırlardı. Patlamış mısırı da unutmamak lazım!

Bu, o zamanlar uygulanan bir pazarlama-satış yöntemiydi. Şimdi sinemalar artık oldukça farklı; yer göstericiler bahşiş beklemiyor/almıyor, büfecilerin yerini alan standart giyimli genç insanlar adeta bir restoran havasında hizmet veriyorlar. Çeşit derseniz öyle sıralamakla bitmez!

Her şey ne kadar hızlı değişiyor öyle değil mi?

Değişim denilen “çark” dönerken temposuna uymazsanız ya da uyamazsanız, arasına sıkışıp kalabilirsiniz. Bu biraz da neyin nasıl değiştiğini önceden görmek ve buna göre gerekli önlemleri almakla alakalı. Sosyal medya kullanımının inanılmaz hızla hayatımıza yerleştiği bu dönemde, pazarlama ve satış ile ilgili iletişim yöntemleri de bu değişimden nasibini oldukça hızlı ve köklü alan konulardan.

Neler değişti?

Çok kısaca hatırlatarak başlayacağım;

LinkedIn hayatımıza 2003 yılında girdi ve yaklaşık 80 milyon kullanıcısı var.

Facebook hayatımıza 2004 yılında girdi ve bir milyar kullanıcının üzerine ulaştı.

Twitter hayatımıza 2006 yılında girdi ve 2007 yılında 60.000 tweet/gün iken şu anda yüz milyonlarla ifade edilen günlük tweet sayılarından bahsediliyor.

Bu veriler, bahsi geçen mecraların pozitif anlamda ve doğru şekilde kullanılması durumunda, geleneksel pazarlama-satış yöntemlerine kıyasen daha kısa sürede çok daha fazla “tüketiciye” ulaşma imkanı vereceğinin bir göstergesi.

Peki neden buralarda olmalıyız?

Müşterilerimiz nerede?

İnternette en uzun zaman geçirilen ülkeler sıralamasında üçüncü, kişi başına sosyal medyaya harcanan zaman sıralamasında da dünya dördüncüsü olan bir Türkiye’den bahsediyoruz. Eğer hedef kitlenizin nerede olduğunu biliyorsanız refleks olarak oraya gitmek isteyebilirsiniz. Bu da muhakkak iyi kurgulanmış bir sosyal medya stratejisi ile mümkün olabilir. Yani “madem öyle, hadi bir internet sitesi kuralım” demek bir “sosyal medya stratejisi”ne sahip olmak demek değildir.

Hakkımızda konuşuluyor

Biz orada olsak da olmasak da birileri şirketimiz, ürünlerimiz, hizmetlerimiz ile ilgili görüş alışverişinde bulunuyor, iyisini de anlatıyor, kötüsünü de. Tüm açıklığıyla ve bizim kontrolümüz dışında. Bu durum iyi bir strateji ile avantaja dönüştürülebilir. Yani, bizim olmadığımız ortamlarda yapılan konuşmaların bir parçası olarak, onları dinleyerek ve ihtiyaçlarını anlamaya çalışarak bunu bir “monolog”dan “diyalog”a çevirebiliriz. Ancak unutulmamalıdır ki bu ilişkide olmazsa olmaz üç temel prensip; gerçeklik, şeffaflık ve dürüstlüktür. Zira bunlardan herhangi birinin yokluğu bu ilişkide bize ciddi zarar verebilir.

Karar süreci artık farklı

Forrester tarafından yapılan araştırmada online alışveriş yapanların yüzde 33’ten fazlasının kararlarını ilgili markanın gönderilerine göre değil, sosyal platformlardan aldıkları geri bildirimlere göre verdikleri belirtiliyor. Yanı sıra, Chadwick, Martin & Bailey tarafından hazırlanan bir rapora göre de sosyal medya kullanıcılarının yüzde 67’si Twitter’da takip ettikleri markaları satın alıyor ve bunların yüzde 79’u da takip ettikleri markaları başkalarına öneriyorlar.

Yani alaska-frigo dönemi çoktan bitti!

Hedef kitle ile yakınlaşma

İçinde bulunduğunuz ya da takip ettiğiniz mecralarda hedef kitlenizin duyuları, duyguları, düşünce ve davranışlarına daha hızlı ve konsantre şekilde ulaşma imkanına sahip olacaksınız. Bu da karşılıklı fayda demektir. Markanızın beklentileri karşılayıp karşılamadığını hemen görüp mümkünse gerekli değişimi gerçekleştirip istenilen/tercih edilen olma yolunda hızlı karar verebileceksiniz.

İnsanoğlunun doğasında var; şayet kişiselleştirilmiş bilgileri, tercihleri, zevkleri içeren bazı içerikler sunuluyorsa buna geri dönüş genel içeriklere nazaran daha hızlı. Techlightenment raporunda “micro-messaging” diye adlandırılan ve hedef müşterilere gönderilen kişiselleştirilmiş özel gönderilere geri dönüşün beş ile on kat daha hızlı olduğu belirtiliyor.

Kişiselleştirme demişken bunu söylemeden geçemeyeceğim, bu yazıyı yazarken yaklaşan doğum günümü kutlayan bilumum banka, mağaza, alışveriş merkezi, şarküteri vs. gibi kuruluşlara teşekkür ederim ama lütfen kutlayacağınız kişinin doğum günü tarihini iyi öğrenin, zira kutlamalar yaklaşık üç hafta sürüyor ve sanki amacına da pek ulaşmıyor.

Murat Çolakoğlu

PwC Türkiye Şirket Ortağı

Eğlence ve Medya Sektör Lideri

  • Bu yazı Campaign Türkiye’nin Aralık sayısında yayınlanmıştır.
Bunları da beğenebilirsin
1 yorum
  1. Nevhiz Demirel diyor

    Yazı güzel bir yazı ama özellikle başını ve sonunu çok beğendim.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.