Keşif: Damla Yalçın

77. sayımızın Keşif sayfalarının konuğu sanatçı Damla Yalçın oldu.

Ankara Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi’nde başladığı resim eğitimine Marmara Üniversitesi Resim Bölümü’nde devam eden Damla Yalçın, kişisel üretiminin yanı sıra ‘Numune’ adı altında, 5 sanatçıyla birlikte kurmuş oldukları sanat grubunda da üretimine devam etmekte. Kore, Polonya, Almanya gibi ülkelerin dışında ülkemizde de birçok sergide işleri sergilenen sanatçı, çalışmalarının merkezine belleği koyuyor.

 

Tam olarak ne yapıyorsun, kısaca anlatabilir misin?

Genellikle yerleştirmeler yapıyorum. Yaptığım yerleştirmeleri nakış tekniğiyle oluşturuyorum. Zaman zaman oluşturduğum yüzeyler farklılık gösteriyor.

Amacım, kişisel belleğimi, yine kendi hikayeme dayanan nakış yoluyla aktarmak.

Üniversitede resim okumuşsun. Peki tuvalden kasnağa geçişin nasıl oldu?

Her resim bölümü okuyan gibi benim de klasik bir eğitim aldıktan sonra ürettiğim işler daha geleneksel formlara dayanıyordu. Hep aklımda olan şey, çalışmamı üç boyutlu hale getirmenin ya da kendi malzemelerinden üretmenin nasıl bir farkı olacağıydı. Kendime sorduğum bu sorularla yola çıkarak ilk üretimlerim olan yastıklar serisini oluşturmaya başladım. Üç boyutlu yastıklar ürettim farklı tekniklerle ve farklı boylarda. Son halleri beni daha tatmin etti. Şu an ürettiğim işleri yapmamı sağladı. Kendimi ve işlerimi daha iyi temsil eden nakış tekniği ve kasnak yüzeyleri olduğu için boyayı bir kenara bıraktım. Asıl üzerinde durduğum konu olan geçmişimdeki geleneksel yaklaşımımı ifade ederken, nakış tekniğinin daha doğru olduğunu düşündüm. Yaklaşık üç yıldır nakış tekniğini kullanıyorum. Tabii yüzeylerim değişiyor. İleride nasıl bir yolda ilerlerim bilemiyorum fakat bu süreçte şu an bulunduğum nokta burası.

Uluslararası birçok sergide çalışmaların yer aldı. Bu iş birlikleri nasıl gerçekleşti?

2015-2016 yılları arasında Erasmus programıyla gittiğim Polonya’daki Akademia Sztuk Pieknych im. Wroclaw’da, eğitimimin bir kısmını tamamladım. Orada derslerini aldığım profesörler yaptığım işleri beğenip beni hep desteklediler. İlk uluslararası sergim, profesörümün teklifiyle ‘Rytel 13’te bir yerleştirmeyle gerçekleşti. Daha sonrasında 2017 yazında Polonya’daki profesörüm Moldova’da her yıl gerçekleşen Cucuteni Art Camp Festivali’ne davet etti. Orada geçirdiğim üç hafta boyunca iş üretmenin yanında, başka ülkelerden gelen sanatçılarla tanışma fırsatı yakaladım.Kendimi ve işlerimi tanıtmamda güzel bir fırsat olduğuna inanıyorum. Art Camp diğer ülkelerde de sergilerimin olmasına vesile oldu. Almanya’da ve Güney Kore’de katıldığım karma sergiler oldu. Bu yaz ise Moldova’da tanıştığım Endonezyalı bir sanatçı kendi ülkesinde gerçekleşen Art Festival’e davet etti. Orada bulunmayı çok istiyorum. Bu serüvenin işlerimin yanında samimi bir iletişimle gerçekleştiğine inanıyorum.

Seni beslediğini düşündüğün ve sana ilham veren şeyler nedir?

Anne figürü en büyük ilham kaynağım.Anne figüründen sonra ise kadın olarak var olmam. Geçmişime olan özlemim ve geçmişimle kurmak istediğim bağ hayatımda hep var olan ve olacak olan şeylerdir. Annem geleneklerine bağlı bir kadın ve ben geleneklerine bağlı bir kız çocuğu olarak büyüdüm. Kültürümüzde, bu topraklarda besleneceğim o kadar çok konu, o kadar çok çalınacak kapı var ki benim ilhamlarım çok geniş. Her şehirde, her kadında, her annede, her sandıkta belki de…

Şu an üzerinde çalıştığın bir projen var mı? Bize biraz hikayesinden bahseder misin?

Evet, var. Benim için her şeyin başlama noktası olan, doğduğum eve geri döndüm.Çünkü kendi geçmişimi aralarken en başa dönmeliydim. Geçen haftalarda doğduğum ve büyüdüğüm şehir olan Ankara’ya geri döndüm. Kişisel tarihim ile tanımlanmamış bir tarih öncesinin sınırında bulunan doğduğum ev vasıtasıyla, benden sonra içimde doğan anıların gerçekliğine bir pencere açmak istedim. Doğduğum evin fotoğrafını çekerek biyografimi anlatan katı ve değişmez bir belge elde etmek istedim. Bu belgenin üzerine annemden öğrenmiş olduğum, yine  geçmişime ait olan kanaviçe tekniği ile işlemeler yaptım. Doğduğum ev serisini çektiğim diğer fotoğrafların üzerlerine, nakış tekniğiyle müdahale ederek oluşturmayı amaçlıyorum.

Çalışmalarında bellek ve anne figürü üzerine yoğunlaşıyorsun. Bunun ön planda olmasının özel bir sebebi var mı?

Belleğim üzerine işler üretmemin yanında, Türkiye’de kadınlara biçilmiş rolleri ve kadının toplumdaki yerini sorguluyorum.Sorgulamayı da en başta bireyin kendisinde yapmasını gerektiğini düşündüğüm için kendi geçmişimi ve kendimi çözümlemeye çalışıyorum. Bundan yola çıkarak da yaptığım işlerde geçmişimi en çok etkileyen figür anne figürüydü. Kendimi çözümleyene kadar belleğim ve anne üzerine çalışmalarım hep olacak. Bu sürecin de hep devam edeceğinidüşünüyorum.

 

Bu yazı ilk olarak Campaign 77. sayısında yayımlandı.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.