Kendi şansımızı kendimiz yaratmalıyız

Danone Amsterdam Global Pazar Araştırma Satın Alma Lideri Cem Emre Çalışkan, üniversitede kariyeriyle ilgili sisleri savuşturmasının ardından yolunu çizip ilk olarak Dubai’ye adımını attı. Duyguların değil mantığın ön planda olduğu iş ortamında mutluluğu bulan Çalışkan, yurt dışı konusunda risk almadan önümüzü göremeyeceğimizi vurguluyor.

Pazar araştırmasına olan merakım ve kariyerim, Marmara Üniversitesi’nde hasbelkader seçtiğim “Pazarlama” seçmeli dersiyle başladı. Benim döneminden olan birçok kişi gibi, ben de 2002 senesinde hem bilinçli hem de bilinçsiz olarak seçmiştim Marmara Ekonometri Bölümü’nü. Ekonometri bölümünün en ilginç ve güzel olarak nitelendirdiğim tarafı; birçok meslek grubuna dahil olabilirken, aynı zamanda o meslek gruplarına dahil olmama şansının bir o kadar yüksek olması. 

Dönemimden mezun olan arkadaşlarım arasında o kadar farklı meslek gruplarında çalışanlar var ki, pazar araştırmadan reklamcılığa, bankacılıktan uluslararası ilişkilere… Aslına bakarsanız, üniversiteyi seçerken yapmış olduğum seçim ya da seçimsizlik, üniversiteye başladıktan sonra da devam etti, ta ki seçmeli olarak pazarlama dersini alana kadar. O gün ilk defa kendimi yakın hissettiğim, içgörü dünyasına giriş yaptım. Sonrası çorap söküğü gibi geldi demek isterdim ama pek de öyle olmadı ancak şunu söylemeliyim ki en azından mevcut seçenekleri azaltarak daha kolay seçimler yaptım.

Kariyer geçmişimi soranlara genelde şu şekilde özetliyorum: Bir restoran gibi düşünürseniz, önce işe mutfak olarak nitelendirdiğim ve yavaş yavaş “Sous Chef” mertebesinden “Chef”liğe yükseldiğim farklı pazar araştırma ajanslarında başladım.

Sırasıyla 2007 yılında Millward Brown, Bilişim Araştırma, GfK ve son olarak Dora Pazar Araştırma şirketlerinde tecrübe edindim. Dora gibi butik bir şirkette çalışmanın bana öz güven ve deneyim kazandırdığını söyleyebilirim. Butik ajanslarda çalışırken her şeye A’dan Z’ye dahil olmak biraz zor ve yorucu olsa da, gerçekten işin detaylarını öğrenmek açısından çok tecrübe kazandıran bir deneyim. Bu tecrübe ve öz güvenle birlikte biraz da Orta Doğu yemeklerini öğrenmek üzere 2012 yılında Ipsos Dubai’ye geçtim ve yurt dışı maceram oldukça hızlı bir şekilde başlamış oldu. Şöyle ki; LinkedIn üzerinde bulduğum iş ilanı üzerinden, insan kaynaklarıyla ilk iletişime geçmemle Dubai’ye ayak basmam arasında tam 2 hafta vardı. 

Her ne kadar hızlı ve çok düşünülmemiş kararlar bazen zorluklar getirse de, risk almadan hayatımızda bir kırılma noktası beklemek zor oluyor. Olursa da ismine “şans” deniyor. Ben, o şansı kendimizin yaratmaya çalışması gerektiğine inananlardanım.

Daha sonra sırasıyla Glaxosmithkline (GSK) ve Danone’de Orta Doğu’dan Sorumlu Consumer Insight ekiplerinde çalıştım. Tabiri caizse, artık restoranda “garson” olmuştum. Mutfakta hazırlanan yemeği,  gerekli departmanlara servis ediyordum. Gerek satış gerek pazarlama, gerekse medya departmanlarına tüketici içgörülerini ve öngörülerini paylaşarak, stratejilerinin daha fazla müşteri odaklı olmasına yardımcı oluyordum.

Bugün ise kariyerime yine Danone’de ama Amsterdam’da Global Pazar Araştırma Satın Alma Lideri olarak devam ediyorum. Şu anda restoranın kasasında oturuyorum diyebilirim. 12 yıllık pazar araştırma kariyerinden sonra, hâlâ tecrübelerimi ve birikimlerimi kullanıp, biraz daha farklı bir alana yöneldim. Her ne kadar satın alma bir pazarlamacıya çok uzak olsa da hem farklı ülkede olması, hem de pazar araştırma tecrübemi kullanabileceğim bambaşka bir bölüm olması nedeniyle ‘satın alma’yı denemek istedim.

Mart 2022 itibarıyla 3,5 yıllık satın alma kariyerime çok severek devam ediyorum. Şu an restoranda bir sonraki görevimi pek bilemiyorum ama ileride farklı şeyleri deneyeceğime eminim. Yurt dışında çalışmanın beğendiğim yanlarından biri de, yeni bir bölüm seçmek isterseniz yalnızca tecrübeniz ve yetkinlikleriniz değil, aynı zamanda o işi ne kadar istediğinize de dikkat ediliyor.

Bunun yanı sıra özel hayatla profesyonel hayat arasındaki dengenin herkes tarafından önemli ve hassas olması. Özellikle hafta sonu ya da mesai saati sonrasında işle ilgili mail ya da telefon almıyorsunuz, mail almış olsanız bile insanlar maile geri dönmeyeceğinizin ve aslında özel alanınızı işgal ettiğinin bilincinde. Bu, aynı zamanda gün içinde çalışırken verimliliğinizi artırıyor ve daha iyi odaklanmanızı sağlıyor çünkü herkes mesai saatlerine göre program yapıp, o saatler içerisinde işin bitmesini bekliyor. Her ne kadar mesai saatleri içinde yoğun olarak çalışmış olsanız da, mesai sonrasında gün içindeki stresinizi atacağınız gerekli kişisel zamanı bulacağınızı bilmek, güzel bir motivasyon oluyor. Bu sayede hayatınız tamamen iş odaklı olmaktan çıkıyor ve merakınız olan alanlara yönelmeye başlıyorsunuz. Benim triathlon kariyerim de böyle başladı; farklı disiplinleri (yüzme, bisiklet, koşu) içinde barındıran, bu yüzden uzun antreman saatleri gerektiren bir spor dalı. Geçmişte ve günümüzde başarılı olan hemen hemen herkesin, işinin yanında ayrıca uğraştığı ve zevk alarak yaptığı başka bir branş ya da uğraş hep vardır. İş dışındaki yan dallar kişisel gelişim için önemli olduğu kadar, profesyonel gelişiminiz için de gerçekten çok önemli. Spordan öğrenmiş olduğum birçok disiplini, tecrübeyi ve yetkinliği ister istemez olumlu bir şekilde işime yansıtıyorum.

Türkiye’ye kıyasla oldukça farklı bulduğum bir başka konu ise üst – alt ilişkisi; en yüksek mevkiden en düşük mevkiye herkes birbirine ismiyle hitap ediyor. Burada kişilerin birbirlerine duyduğu saygı, “bey” ya da “hanım” tamlamalarından ziyade gerçekten iş konusundaki tecrübelerinden ve birikimlerinden geliyor. Bir konu olduğunda herkesin görüşü alınıp, detaylar herkesin katılımıyla etraflıca konuşuluyor. Gerçekten bir takıma ait olduğunuzu hissediyorsunuz. Aynı zamanda gerek takım içinde gerekse yöneticilerle oldukça şeffaf olarak görüşlerinizi ve geri bildirimlerinizi paylaşıyor olabilmeniz aslında hemen hemen her konunun hem konuşularak hem de çok hızlı çözülmesine yardımcı oluyor. Duygulardan çok mantığın daha ön planda olduğu bir iş ortamı da denilebilir… 

Son olarak, yurt dışında çalışmak ya da öğrenim görmeyi birçok kişi özellikle son yıllarda çok talep ediyor ancak yabancı dilde yetersizlik ya da başka bir dilde iletişimin özellikle iş konusunda zor olacağı veya adaptasyon sürecinin uzun ve çetrefilli olduğu düşüncesi, mevcut deneyimin yetersiz olduğunun zannedilmesi gibi sebeplerden dolayı adım atılmayabiliyor. Ne yazık ki bazı riskler almadan düşüncelerimizin gerçek olup olmadığını bilmemiz çok zor. Bunlar yaklaşık 10 yıl önce benim korkularımdı, bugün ise yetkinliklerim oldu.

Çok istediklerimizi başarıp başaramayacağımızın %100 garantisi maalesef yok. Kesin olan şey; risk almazsak en büyük hayallerimizden uzak düşeceğimiz.

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 125. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.