Kapsayıcı tasarım tercih değil, kural olmalı

Kapsayıcı tasarım çok açık ve evrensel faydalara sahip. Bu nedenle markalar, kapsayıcı tasarımı ana akım haline getirme fırsatını kaçırmamalı. Diğer bir deyişle kapsayıcı tasarım tercih değil, kural olmalı.

Kapsayıcı tasarım Felix Baumgartner için de gerekliydi.

Felix Baumgartner stratosferden Dünya’ya atlayışını gerçekleştirdiği sırada kaskının camı buğulandı. İhtiyaç duyduğu veriyi kaskın içinde göremez hale geldi, aynı zamanda yerden ne kadar yüksekte olduğunu da bilmiyordu. Ona destek olacak bir sesli sistem bulunmuyordu çünkü ekibi görüntünün kaybolma ihtimalini aklına bile getirmemişti. Baumgartner süpersonik serbest atlayışını bazı engeller yaşayarak gerçekleştirdi. Hangi yönden bakarsak bakalım, o sırada bir “engelliydi”.

Kapsayıcı tasarıma yönelik bir düşünce tarzından yoksun olsa da bu Avusturyalı cesaret timsali, ses hızını geçti ve Dünya’ya güvenli inişini gerçekleştirdi. Ama elbette kapsayıcı tasarımın faydalarını anlamak için atmosferin bir ucuna gitmesi gerekmemeliydi.

Fırsat

Engellilik, ırklar ve dinler ortaya çıkmadan çok önce de insan hayatının bir parçasıydı. Ortaya çıktığı andan itibaren insanlık yaşlanma, sakatlık, yetersizlik ve kırılganlıklarıyla baş etmeye çalışıyor ama nedense tasarımı engellilerin bakış açısıyla görmek hâlâ göz ardı edilen bir husus. Peki neden şimdiye kadar tüm ihtiyaçları göz önünde bulundurmak düşünülmedi?

Dünya çapında 1.3 milyar kişiyle engelli vatandaşlar, Çin nüfusu kadar bir pazar payına sahip. Bunlara engellilerin bakımını üstlenen kişilerle birlikte 2.4 milyar daha ekleyebiliriz. Dolayısıyla kurumların bu alana neden daha fazla yatırım yapmaya gönüllü olmadığını anlamak oldukça güç. Sosyal duyarlılığın da ötesinde, herkesi kapsamak oldukça kazançlı bir iş.

Gerçek

Kişisel olarak herhangi bir engellilik durumu söz konusu değilse, kimse bu konuyla pek fazla ilgilenmiyor ve kendini sorumlu hissetmiyor. Toplum olarak, normların dışında kalan her şeyi korkutucu, karmaşık ve rahatsız edici buluyoruz. Bu korkunun sonucu olarak, yeni ürünler, hizmetler ya da iletişim araçlarını araştırırken ve üretirken özel ihtiyaçlar öncelik sıralamamızda altlarda kalıyor.

Her gün kullandığımız ürün ve hizmetlerin büyük bölümü tipik, engelli olmayan kullanıcılar düşünülerek, aynı derecede tipik ve engelsiz tasarımcılar ve geliştiriciler tarafından üretiliyor. Ancak farklı insanların ihtiyaçlarını karşılama çabası, sadece engellilerin değil, kolaylık ve verimlilik arayışında olan herkesin hayatını değiştirme gücüne sahip.

Dönen kapılar, SMS’ler, yürüyen merdivenler gibi tüm araçlar engelliler için tasarlandı. Tabii siz arkadaşınıza her emoji gönderdiğinizde engelli topluluğunun bir üyesi gibi hissetmiyorsunuz.

Bunlar gibi her gün karşılaştığımız örnekler, tasarımın ve destek çözümlerinin kullanımıyla engelli kavramının tamamen ortadan kalkabileceğini gösteriyor.

Öncüler

Büyük küresel şirketler, pek çok hükümetten daha fazla güç ve kaynak barındırıyorlar. Buna bağlı olarak, engellilik çevresinde şekillenen söylemleri değiştirmek konusunda da devasa bir güce sahipler. Sadece yapmacık söylemler veya kendini öven bir markalı videolar ile değil, bilinçli bir şekilde üstlenilen sorumluluk, yatırım ve gelişim olanakları sunabilirler.

Neyse ki son dönemde ana akım kapsayıcı uygulamalara yönelik hareketler sayesinde bazı markalar hizmetlerini, genel geçer ihtiyaçlara karşılık vermenin ötesinde, insanların modern yaşamla başa çıkmasına yardımcı olacak şekilde geliştiriyor.

Sainbury’s and Lloyds Bankacılık Grubu gibi bazı şirketler, sıradan bir insanın sağlığının ve yeterliliklerinin yaşam süresince aynı düzeyde olamayacağını fark edip daha savunmasız müşterilerinin hayatlarını kolaylaştırmaya yönelik satış ortamları ve geliştirilmiş hizmetlere yatırım yaptılar. İletişim çalışmaları ve reklamlarında kapsayıcılık bir standart haline geldi ve normların dışında kalan insanlara da ulaşmanın önemini kavradılar.

Apple ve Microsoft erişilebilirliğin talep edildiğini kanıtlayarak diğer markaların da destek ürünlerini geliştirmelerine önayak oldular.

Örneğin Microsoft, “herkesin daha fazlasını başarmasına yardımcı olmak” misyonuna sahip ve “herkes” derken, gerçekten herkesi kast ediyor. Yönetim kurulu düzeyinden gelen bu destek, Microsoft’un her alanda kapsayıcı çözümler sunma gücüne sahip olduğunun bir göstergesi. Kapsayıcı işe alım programından erişilebilir ürünlerine, İngiltere’de otizmli bireyleri işe almasına kadar her alanda Microsoft, kendisini dünyanın en gerçekten kapsayıcı şirketlerinden biri olarak konumlandırmış durumda.

Tek örnek Microsoft değil. Artık ürünün işlevselliği arttıkça görünümündeki albeni azalmıyor. Örneğin Gillette, başkasının yardımıyla tıraş olanlara özel Treo tıraş bıçağını geliştirdi. Benzer bir şekilde Under Armour, tek kollulara yönelik manyetik bir fermuar tasarladı ve bu fermuar sayesinde artık iki kola sahip kullanıcılar da daha rahat giyiniyorlar.

Bu anlattıklarım gözü yaşlı bir “ilham pornosu” değil, sadece inovatif, makul bir düşünce yapısının markalara sağladığı rekabet avantajını ve bir grup insana daha fazla bağımsızlık verme gücünü ortaya koyuyor.

Sıra sizde

Engellere bağlı dışlanma, başa çıkılamayacak kadar büyük bir problem gibi görünebilir ve gözünüzde büyüyebilir. Ancak her birimizin gün geçtikçe yaşlandığını ve daha az yeterli hale geldiğini düşünün. Dolayısıyla müşteri deneyimini geliştirmenin ve yaşam kalitesini artırmanın sadece tekerlekli sandalyedeki birinin değil, sizin de işinize yarayacağını görebilirsiniz.

Her zaman farklı ve beklenmedik fikirler bulmaya çalışan yaratıcı ekipler ise engelli tüketicilerle etkileşime girmenin, gerçekten yeni ve anlamlı bir şey üretme fırsatı sunduğunu anlayabilirler.

 

Marianne Waite

Interbrand London Strateji Danışmanı ve Think Designable Kurucusu

 

 

 

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye Mart 2018 sayısında yayımlandı.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.