Kahramanlar: Deniz Dülgeroğlu

Rafineri reklam yazarı Deniz Dülgeroğlu, “kahramanın kim?” sorusuna yanıt arıyor…

 Deniz Dülgeroğlu                                              Senior Copywriter, Rafineri

ACABA KUYRUĞUM YOK MU? 

Fotoğraflarını parmaklarımın ucuyla okşadığım güzel insan, yazdığı şarkıları Harbiye’de söylenen ölümsüz sanatçı, hikayesi ağızdan ağıza dolaşan Çerkes kadını… 

Anneannem.

 

Bu gezegendeki yolculuklarımızın sadece 5 yılı kesişti. Ama kahramanların olayı da bu değil mi zaten? Hiçbir zaman yakından tanıyamazsınız onları, hayallerinizde tamamlarsınız eksik parçalarını, elbet biraz da kendinizden katarak. Bu yüzden kendi hayallerimi olabildiğince bu işe karıştırmamaya çalışacağım onu size anlatırken. Ben dünyadaki yolcuğuna henüz başlamış küçük bir çocukken, anneannem valizini çoktan toplamış kapının yanına koymuştu bile. Yemek borusunda başlayan lanet olasıca kanser, tedaviye cevap vermiyordu. Günden güne eriyerek küçülen vücudu artık salondaki pencerenin kenarına taşınmış olan yatağında neredeyse hareketsiz duruyordu. Büyükler açıkça söylemese de ona çok yaklaşmamamız gerektiğini biliyordum. Yorulmaması gerekiyordu. Bu yüzden olacak, yanına gitmek için etrafta kimsenin olmadığı bir günü bekledim. Önce yatağının kenarına oturdum ve uykusundan uyanıp gözlerini açana kadar halının desenlerini izledim. Nihayet uyandı ve konuşmaya başladık. Konuşmanın nasıl ilerlediğini hatırlamıyorum ama bir yerinde ona Mickey Mouse’un harika biri olduğundan bahsettim. Konu ilgisini çekti ve açıkçası buna şaşırdım. Mickey Mouse genelde büyüklerin dikkatini çekmezdi. Bundan cesaret alarak ona kimse inanmadığı için artık kendime saklamaya karar verdiğim bir sırrımı açmaya karar verdim. Benim de tıpkı Mickey Mouse gibi uzun, upuzun bir kuyruğum olduğunu ama büyüklerin buna inanmadığını söyledim. “Acaba kuyruğum yok mu?” diye sordum.

Cevap vermedi. “Pencereden aşağı bakalım mı?” diye sordu. “Olur” dedim. Ben yatağın yanına dayalı olan pencerenin kenarına yaslandım, o da yerinde doğrulup arkama geçti. Aşağıdan geçen kediyi gösterdi. Bakmak istedim ama kediyi görmek için biraz sarkıp eğilmem gerekiyordu. “Hadi.” dedi, “Sark. Ben seni kuyruğundan tutuyorum.” Anneannem kalan son gücüyle beni belimden tutarken pencereden sarkıp dakikalarca kediyi izledim. Artık benim de –gerçekten- bir kuyruğum vardı.

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 103. sayısında yayımlandı.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.