İş hayatı dışında başka bir hayat mümkün mü?

Campaign İngiltere’den Nicola Kemp kaleme aldığı yazıda reklamcılık sektörüne ait bir dertmiş gibi bahsediyor; iş hayatının hayatımızın tamamını kaplamasından. Ancak bu, hangi sektörde çalışılırsa çalışılsın herkesin sorunu değil mi? 

Pazartesi sendromu, hafta içinin hafta sonu olan müthiş çarşamba, cuma öğleden sonralarının ya da fazla mesailerin ardından gelen “happy hour”lar, ofiste yapılan sabah kahvaltıları derken iş yerlerimize daha mı çok bağlanmaya çalışıyoruz yoksa bağımsızlığımızı mı sürdürmeye çalışıyoruz bilemiyorum. Ancak gerçek şu ki ne kadar süreceğini bilmediğimiz bir ömür çerçevesinde sınırlı saatlerde “deadline”ları katı, revizeleri bol saatler geçiriyoruz. Akşam saatlerinde hemen hemen her şirketin hatta şirketlerdeki her ekibin WhatsApp gruplarında yarınki toplantıda neler konuşulacağı, ertesi günün işleri, bugünün bitmeyen planları konuşuluyor. Ev ve iş arasında toplu taşıma veya serviste laptop açıp çalışmak ya da telefondan iş maillerini kontrol etmek ise sanırım hiçbirimize yabancı değil. Dünyayı mı kurtarıyoruz, verimsiz mi çalışıyoruz, iş yerinin talebi mi var, yoksa mesai saatleri mi yetersiz? Cevabı ne olursa olsun bu esnada kaçırdıklarımıza ve kaçırdığımız her şey için “zamanım yok” yanıtını vermemize ne demeli?

Gerçekten zamanımız yok mu?

Campaign İngiltere Editörü Nicola Kemp, reklamcılık sektörünün biraz daha karizmatik ve eğlenceli duran mesai saatlerinden dem vurarak bu soruyu irdelemiş. Fazla mesai olsa da insanlar eğleniyorlar diye düşünülürken artık bunun da cazibesini yitirmesinden ve özellikle de yeni neslin fazla mesaiye kalmayı ‘Mad Men’ dönemi gibi görmeyip sadece “ineklemek” olarak gördüğünü anlatıyor.

Duke Kurucu Ortağı Neil Hughston, arkadaş veya aile doğum günleri gibi kaçırılan ve bir daha yaşanamayacak anlardan bahsediyor. Ve sektörün “çok meşgulüm sendromu”na yakalandığını anlatıyor. BMB CEO’su Juliet Haygarth ise iş hayatının ilk yıllarında yoğun çalışma temposu ile karşılaşmasına rağmen en azından ekonomik ya da lojistik anlamda herhangi bir sorunları olmadığını, tek dertlerinin yaratıcılıkla ilgili olduğunu belirtirken, şimdi bunun böyle olmadığını; çalışanların ekonomik sorunlarla boğuşurken yaratıcılık konusunda da haliyle çıkmazlar yaşayabildiğinin altını çiziyor.

Bilinen ama uygulanmayan örnekler

Campaign İngiltere Editörü Nicola Kemp, yoğun çalışma şartlarıyla ekonomik sorunlar yaşanan iş yerlerinin tam tersi iki örnek veriyor: Facebook ve Google. Google’ın pek çok ülkedeki birbirinden farklı ofisi, Facebook’un çalışma ortamında sağladığı rahatlık ve esneklik…

Çalışanlarına sadece iş hayatı değil aynı zamanda o iş hayatı içerisinde yaşam alanları sunan bu iki ofis her yıl üniversitelerden mezun olacak binlerce hatta milyonlarca kişinin, aynı zamanda halihazırdaki çalışanların hedefinde. Türkiye’de de bu tip örneklere rastlamak mümkün. Turkcell, Küçükyalı’ya taşınmasıyla beraber çok daha geniş bir alana sahip oldu ve Tepebaşı’nda sunduğu pek çok imkanı biraz daha genişletti. Kuaförden spor salonuna ve hatta teras katında yer alan PlayStation odalarına kadar çalışanlarına sadece çalışmak için değil aynı zamanda yaşamak için de alanlar sunar hale geldi.

Bu tip örnekler sadece Turkcell ile sınırlı değil elbet ama pek yaygın olduğunu da söyleyemeyiz.

Sektörel bir sorun değil

Nicola Kemp konuyu sektörel olarak inceliyor ancak sorun, sadece reklamcılık sektörüne ait değil. Hemen hemen tüm sektörülerin çalışanlara ait.

Ağır çalışma şartları, sevimsiz ofisler, fazla mesailer derken iş hayatı dışında başka bir hayat yaşamayan mutsuz insanlar ortaya çıktı. İnsanların o kadar uzun zamandır iş dışında başka bir hayatı yok ki, muhtemelen başka bir şey yapmanın eksikliğini bile hissetmiyorlar.

Araştırmalar (ilerleyen sayfalarda okuyacaksınız) Türkiye’de çalışanların iş dışındaki zamanlarını televizyon izleyerek ya da haftada bir halı saha maçı yaparak ya da yılda bir defa bol taksitli bir tatile çıkarak değerlendirdiklerini ortaya çıkarıyor. Durum pek iç açıcı değil. Özellikle de yeni kuşağın mesaiyi sevmediğini ama aynı zamanda kendilerine meşgaleler de bulamadığını düşünürsek, Türk insanı katilini seven maktulmüşçesine çalışmayı seviyor (!)

Üşenmeyin, sıkılmayın, tutkunuz neyse onu bulun

Hayatın zor olduğu bir gerçek; ekonomik koşullar, mesafeler, talepkar yöneticiler derken nefes almak bile bazen yorucu gelebiliyor. Ancak biz bu konuyu kapağımıza taşırken nefes almayı kendine kolaylaştıran, iş dışında tutkuyla bağlandığı bir uğraşa sahip insanlara ulaştık. Onlar var olan yoğun iş tempolarına rağmen bahsederken gözlerinin parlamasına neden olan uğraşlara sahipler. Çok çalışıyorlar ama mutlular. Çünkü hayat, onlar için sadece çalışmaktan ibaret değil.

 

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye Nisan 2017 sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.