İrlanda özel hayata saygı gösteriyor

UtilityAR Marketing Manager’ı Işılay Şahin, İrlanda’da yüksek lisans ile başlayan yeni hayatının nasıl şekillendiğini anlatıyor. İstanbul’un sunduğu kadar zengin sosyal olanaklara sahip olmasa da Dublin şehrinin verdiği güven ve huzur hissinin cezbediciliği onun için öne çıkıyor.

Küçük yaşlardan itibaren, gelecekteki mesleğim ile ilgili olarak sanırım en çok nasıl bir ortamda çalışmak istediğim hakkında kafa yordum. 2006 yılında reklamcılığın benim istediğim çalışma ortamını sağlayacağı düşüncesi ve büyük bir hevesle ile Bilgi Üniversitesi Reklamcılık eğitimine başladım. Üniversite yıllarımda
çok değerli hocalardan ders alma şansına sahip olmanın yanında BBDO, Y&R, Plasenta gibi ajanslarda stajlar yaparak sektörü tanıma fırsatı elde ettim.

Mezuniyetimin akabinde Avrupa Birliği gönüllülük programı ile İspanya’da bir yıl yaşadım. Döndükten sonra kısa bir satış deneyimi sonrası dijital bir ajansta ve son olarak da mobil oyun start-up’ında çalıştım. Henüz okulu bitirmeden master yapmak istediğimi, başka ülkelerde yaşamak ve çalışmak istediğimi biliyordum ancak bu ülkenin neresi olduğuna karar veremiyordum. Üniversite zamanında belki de yeni bir macera olarak gördüğüm master yapma isteğim, ülkenin değişen durumuyla birlikte kalıcı olarak yaşayabileceğim bir ülke arayışına dönüştü. Bir yandan İstanbul’daki hayatımdan da çok mutluydum ancak uzun vadede yaşamak istediğim hayatın bu olmadığına karar vermiştim. Keşke ‘yeni bir maceraya yelken açmak için başka bir ülkeye yerleşme kararı verdim’ diyebilseydim ancak bir macera arayışından öte bir karardı bu.

İrlanda’ya taşınmak ise kesinlikle aklımdan bile geçmiyordu. Çok yakın bir arkadaşımı ziyaret etmek için bir haftalığına İrlanda’ya gittim ve birkaç gün içerisinde bu ülkede yaşayabileceğimi fark ettim. Dublin’in sakinliği, İrlanda’nın doğası ve sonradan çok nadir olan bir şey olduğunu anlayacağım günlerce güneşli olan hava sonucu sokaklara dökülmüş keyifli ve rahat insanların yaşamı aklımı çeldi. Ziyaretim esnasında daha sonra master yapmaya başlayacağım Trinity College kampüsünü gezmiş ve orada okuma hayalleri kurmuştum bile.

Bu hayallere kapıldıktan sonra gerisi geldi ve turist olarak geldiğim İrlanda’ya yaklaşık 1 yıl sonra Trinity College’a “Digital Marketing Strategy” programına master öğrencisi olarak yeniden döndüm. Mezun olduktan yıllar sonra yeniden öğrenci olarak başka bir ülkede hayata başlamak zor olduğu kadar heyecanlıydı da.

Yüksek lisansımı bitirdikten çok kısa süre sonra UtilityAR’da marketing manager olarak işe başladım. UtilityAR, endüstri için artırılmış gerçeklik (Augmented Reality) gözlükleri ile uzaktan çalışmayı mümkün kılan bir yazılım start-up’ı. İrlanda’ya taşınmadan önce de start-up deneyimim olduğu ve kendime daha uygun gördüğüm bir çalışma ortamı olduğunu düşündüğümden arayışım en başından beri bu yöndeydi.

Dublin son yıllarda Avrupa’nın Silikon Vadisi konumunda. Google, Facebook, LinkedIn gibi büyük şirketler, devlet destekleri ve vergi indirimi dolayısıyla Dublin´de ofisler açtılar. Şehirde buna bağlı olarak inanılmaz bir expat nüfusu artışı olmuş. Pazarlama ve satış alanında çalışanlar için ise Dublin´de birçok seçenek mevcut.

Büyük teknoloji şirketlerinin Dublin’de ofis açmalarının sonrasında da şehirde start-up ekosistemi oluşmaya ve büyümeye başladı. Start-up’lar için de devlet destekleri ve vergi indirimleri bulunuyor. Küçük bir şehir olduğu için bağlantı kurmak gerçekten çok daha kolay; benzer sektörlerde çalışan insanlara ulaşmak ve iletişimde kalmak hiç zor değil. Pandemi öncesinde neredeyse haftanın her günü birden çok ‘networking’ etkinliği ve konferans bulmak mümkündü. Bir teknoloji start-up’ında çalışmak planıyla
geldiğim Dublin’de bu anlamda aradığımı buldum diyebilirim.

Başka bir ülkeye taşınma kararı vermeden önce ne beklediğinizi belirlemeniz ve araştırmanızı iyi yapmanız çok önemli. Çocukluğu İstanbul’da geçmiş biri olarak doğaya hasret bir hayat yaşadım. Şu anda ise adımımı attığım anda bir parktayım ve kendimi bu sakin şehirde güvende hissediyorum. Benim için bu hayat standardımın yükselmesi demek. Bunun yanında Dublin’de, İstanbul gibi bir metropolün sunduğu kültürel ve sosyal hayatı bulmak mümkün değil. Bu beklentiler ile buraya taşınıp aradığını bulamamış insanlarla da sık sık tanışıyorum.

Bir yabancı olarak Dublin’de yaşamak bence nispeten kolay çünkü çok fazla yabancı son yıllarda Dublin’e taşınmış. Sokakta yürürken İngilizce kadar diğer dilleri de duyuyorsun. Herkes sosyal ortam oluşturmaya çalışıyor ve belki herkes benzer yalnızlığı hissediyor. Ama bir yandan da Dublin insanların çalışmak için gelip bir süre sonra ayrıldığı bir yer olduğu için yalnızlığınızı dindirecek uzun soluklu arkadaşlıklar kurmanız da daha zor.

Genel hayatın sakinliği bence herkese yansımış ve bunu sosyal hayatta olduğu kadar da iş yerinde de görebiliyorsunuz. İş ve sosyal hayatın Türkiye’ye kıyasla daha dengeli olduğunu da söylemek zorundayım. Sabahlara kadar çalışman beklenmiyor, herkes bir hayatının olduğunun farkında ve bunu gerektiğinde size hatırlatmaktan da çekinmiyor. İrlanda’da, bizim Türkiye’de deneyimlediğimiz anlamda bir hiyerarşi ise yok. Bunun yanında İrlandalılar kesinlikle kibar insanlar, ne kadar sesin çıkarsa o kadar dinlenirsin anlayışları yok. Bu da beni huzurlu hissettiriyor.

Türkiye’den farklı olarak, özel hayat ve iş yaşamı arasında keskin bir çizgi olması bekleniyor. İş görüşmesi esnasında “Nerede yaşıyorsunuz, anne babanız ne iş yapıyor, kaç yaşındasınız, evli misiniz?” gibi sorular sorulmuyor. Bu tip soruların sorulması kültürden öte, kurallar açısından da kabul edilebilir değil. Belki bizim kültürel olarak çok alışık olduğumuz bir anlayış değil bu, ancak ben bu tip bir yaklaşımı değerli ve gerekli olduğunu burada yeniden gördüm.

Yurt dışında yeniden bir hayata başlamak isteyenlere tavsiyem kendilerine ve yeni taşındıkları şehre zaman vermeleri çünkü yeniden başlamak hiçbir zaman kolay değil. Zaman içerisinde aradığınız işi, evi ya da arkadaşlıkları buluyorsunuz ancak ilk zamanların sancısından kaçmak mümkün değil. Özellikle kâğıt işleri, binbir çeşidi olan vize başvuruları gerçekten zaman ve sabır tüketiyor. Ben buraya taşınmaya karar verdiğimde, zorlanacağım ya da her zaman her şeyden çok da memnun olmayacağımın farkında olarak geldim. Biliyorum bugün İrlanda’yı bırakıp başka bir ülkede yeniden başlasam orada da gider gitmez güllük gülistanlık bir yaşama hemen sahip olamayacağım. Yine de gerçekten ne beklediğinize ve sizin beklentilerinize uyan ülkeye karar verirseniz başka bir ülkede yeni bir hayata başlamak son derece doyurucu bir deneyim olabilir.

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 110. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.