“İnsana dair her şey müzik için besleyici” “

115. sayımızda The Story konuğumuz “Deyim Yerindeyse” grubunun solisti ve gitaristi Ali Aycan Gemici oldu.

Dört kişiden oluşan Deyim Yerindeyse grubunun solisti ve gitaristi Aycan Gemici aynı zamanda bir sivil toplum kuruluşunda çalışma hayatına devam ediyor. 115. sayımızda, müzisyen olmanın yapılan her işe karşı farklı bir bakış açısı geliştirdiğini düşünen Gemici ile; Deyim Yerindeyse, müzik, yaratıcılık ve daha fazlası hakkında konuştuk.

İrem Nur Kalenci Öncelikle sizi tanımayanlar için ‘Deyim Yerindeyse’den bahsedebilir misiniz?

Ali Aycan Gemici Deyim Yerindeyse yer yer kendimizi günlük hayatta ifade ettiğimiz konuşma dilini kullanarak, yer yer günlük hayatta kullanmadığımız bir dille işin edebi boyutunu da dikkate almaya çalışarak içimizden geldiği gibi şarkılar yaptığımız bir müzik grubu. Genellikle şarkılarımız hayatta dert ettiğimiz meselelerden çıkıyor. Kendimizi ifade edebilme alanı bulduğumuz her yerden söylememiz gereken şeyleri müzik gibi “ilahi” bir kuvvetin çatısı altında söyleyebilmek, aslında en basit hikayelerin bile bir şarkı içerisinde ne kadar büyüyebileceğini gösteriyor. Bunun “tanımadığımız” tek bir insana ulaşması ve o insanın kendi algı dünyasında yaratacağı en ufak bir hareket bile bize üretmiş olma hissiyatını veriyor.

Bunu açık açık konuşmasak da, grubun kuruluş aşamasında -aramızda gizli bir sözleşme varmış gibi- hepimizin aklından geçen ve peşinde olduğumuz müzikal istikamet neredeyse aynıydı. 2019 yılının ağustos ayında grubu kurduğumuzda herhangi bir beklentimiz olmadan sadece bizden çıkan hissiyatı ve söylemek istediğimiz sözleri başka insanlarla paylaşmanın iyi bir fikir olacağına, kısaca derdimizi anlatabileceğimiz bize özel bir alana sahip olduğumuza ikna olduk. Hala kendimizi yolun başında görüyor ve hiç acelemiz yokmuş gibi her şarkımızı içimize sinerek yapıyoruz. Bir yandan içimizde bir an önce konser vermeye dair güçlü bir istek olsa da, bu konuya planladığımız birkaç şarkıyı daha kaydedip yayınladıktan sonra ağırlık vermeyi düşünüyoruz. Şu an her bir şarkı için uzun uzun konuştuğumuz ve tüm detaylarıyla dikkatle ilgilendiğimiz bir üretim sürecindeyiz. Bu süreçte, özellikle Spotify’da “kemik” diye adlandırabileceğimiz bir dinleyici kitlesi edindik. Sosyal medya üzerinden güzel mesajlar ve bizi daha da hızlı olma konusunda cesaretlendirecek yorumlar alıyoruz. Başta da belirttiğim gibi acelemiz yok, “düşünerek konuşmak” gibi, her şeyi düşünerek söylemek istiyoruz; şarkıları da. Grup üyelerimizden de kısaca bahsetmek gerekirse, dört kişiyiz; ben: Aycan Gemici (solist/gitar), Berker Taşpınar (bas), Berkay Arısoy (gitar) ve Mustafa Karataş (davul).

İrem Nur Kalenci Sizin ve diğer grup üyelerinin müzikten bağımsız profesyonel çalışma hayatı devam ediyor. Müzik için zaman ayırabilmenizdeki motivasyon nedir?

Ali Aycan Gemici Aslında bu bir motivasyondan ziyade, ihtiyaç gibi bir şey. Belki de “profesyonel çalışma hayatı” dediğimiz şey bizim için tamamen müzik yapabilmek adına var olan bir araç, bilemiyorum. Buna ek olarak, konuya ilişkin şahsi yorumum; profesyonel çalışma hayatı dediğimiz kavramın, insan ilişkilerine ve insanların hangi koşullarda ne çeşit davranışlar sergileyeceğine dair müthiş gözlemlerin yapılabileceği “besleyici” bir alan olarak da algılanabileceği. Yani çoğunlukla birbiriyle hiç alakası olmayan, birbirini tanımayan insanları haftanın aynı günleri ve aynı saatlerinde aynı ortama koymak, bir deney gibi geliyor bana bazen; bu insanların etkileşimleri sonucu ortaya olumlu/olumsuz birçok şey çıkabiliyor (yapılan işten bağımsız olarak). Ben sivil toplum alanında çalıştığım için herhangi bir hiyerarşik ilişki içerisinde bulunmuyorum genelde. Dolayısıyla çalışma hayatı dediğimiz şeyin hiyerarşik ilişkilere dayanan olumsuz etkilerini pek fazla hissetmedim, belki bu tarz bir çalışma hayatım olsaydı daha farklı düşünebilirdim ve daha farklı etkileri olabilirdi.

İrem Nur Kalenci Gelecekte müziği profesyonel işiniz haline getirmek gibi planlarınız var mı?

Ali Aycan Gemici Bu konuya bireysel olarak cevap vermem gerekirse, müziği profesyonel bir iş olarak görmek istemeyebilirim çünkü bir “iş” haline gelirse müzikten de kaçıp başka şeyler yapma ihtiyacı oluşur bende. Deyim Yerindeyse olarak tabii ki tek uğraşımız müzik olsun gibi bir temennimiz var ancak böyle olmasa bile bu bizim yeni şarkılarla kendimizi ifade etmemize ve bu şarkıları insanlarla paylaşmamıza, dahası, bir gün kendi ürettiğimiz şarkıları insanlara çalmamıza engel değil. Hatta profesyonel bir iş haline getirmek belki de grupça üretim motivasyonumuzu şu an olduğu noktadan daha geriye bile götürebilir diye düşünüyorum.

İrem Nur Kalenci Sivil toplum kuruluşunda çalışmaya devam ederken bir yandan da müzik üretmenin çalışma hayatınızı ve sizi nasıl etkilediğini düşünüyorsunuz?

Ali Aycan Gemici Öncelikle müzisyen olmanın yapılan herhangi bir işe karşı kesinlikle farklı bakış açıları getirebilme potansiyeli olduğunu düşünüyorum. Yani müzik üretiyor olmamın bir sivil toplum kuruluşunda çalışırken yaptığım işlere ve iş yapma şeklime – belki bilinçli olarak değil ama – kesinlikle olumlu bir katkısı olduğunu görebiliyorum. Her ne kadar bir sivil toplum kuruluşunda çalışmanın farklı misyonları olduğunu düşünerek bu tarz bir çalışma hayatım olmuş olsa da, günün sonunda, az önce bahsettiğim insan ilişkilerine dair gözlem yapma fırsatına ek olarak şahit olunan her şey üretim aşamasında “özel alan” olarak sayabileceğim müzik konusunda besleyici bir hale gelebiliyor. Özetle her ikisinin de birbirini beslediğini
düşünüyorum. Tüm sanat dallarının birbirinden beslenebileceğine inandığım gibi – bazen iyi bir roman insana iyi bir şarkı yapma konusunda önemli bir motivasyon sağlayabiliyor – insana dair diğer her şeyin
de doğru yerden bakıldığında müzik için besleyici olabileceğine inanıyorum.

İrem Nur Kalenci The Story’de daha önce yer alan konuklarımız genel olarak pandemi döneminin yaratıcılıklarını olumlu yönde etkilediğinden bahsetmişlerdi. Sizin için pandemi dönemi nasıl geçti?

Ali Aycan Gemici Pandemi dönemini yaratıcılık anlamında iyi ya da kötü olarak tanımlayamıyorum çünkü tamamen belirsizlikle doluydu. Normalde belirsizliği severim, beni bir şeyler yapmaya tetikler ama bu seferki kişisel olmaktan ziyade küresel boyutta bir belirsizlikti ve buna rağmen bitişi küresel değil, ulusal boyutta, adım adım gerçekleşecek (biterse tabii). İlk başlarda yaratıcılığımı olumsuz anlamda etkiledi, çünkü rutin olarak yaptığım hiçbir şeyi yapamıyordum, o dönemde yapmaya çalıştığım şarkıları hiç beğenmiyordum (belki grup arkadaşlarım beğenir tabii orasını bilemem). Garipliklerle dolu yeni düzene alıştıktan sonra biraz daha derli toplu bir şeyler yapmaya başladım. Ancak esas mesele bu dönemin beni tembelleştirmiş olması, çünkü ben yaratıcılık konusunda meşgul olmaya ihtiyaç duyan bir insanım. En meşgul zamanlarımda daha yaratıcı olduğumu düşünüyorum. Sadece oturup yaratıcı olmaya çalışmak beni çok tembelleştiriyor.

İrem Nur Kalenci Grubunuzun kuruluşundan bu yana biri ‘cover’ olmak üzere dört tekli yayınladınız. Teklilerinizden, üretim sürecinden ve varsa sizin favorinizden bahsedebilir misiniz?

Ali Aycan Gemici Yayınladığımız ilk iki tekli, yani “Çiçek” ve “Bir Ben Yabancı” bizim grup olarak yaptığımız ilk stüdyo kaydı olması sebebiyle hepimiz için ayrı bir yerde duracaktır diye düşünüyorum. Şarkı kaydetme fikrinin hepimizin kafasına yattığı zamanlarda, grup arkadaşlarıma önceden yazmış olduğum ve sadece telefonda kayıtlı olan şarkılardan dinleterek aralarından seçmelerini istemiştim ve bu iki şarkıda ortak bir karara varmıştık. Daha sonra grupça şarkıları düzenledik ve bugünkü haline getirerek kaydettik. Ben bireysel olarak farklı tarzlarda şarkı yapmayı seviyorum, bu şekilde ufkumu geliştirmeye çalışıyorum. Yaptıklarım genelde akustik gitar üzerine vokal ya da daha çok elektronik şeyler oluyor. Bunlar arasından grup arkadaşlarımla bizim müziğimize uyan ya da uyabilecek olanları seçerek düzenliyoruz ve tüm grup üyelerinin bireysel dokunuşunu da işin içine kattığımızda, Deyim Yerindeyse şarkısı haline geliyor günün sonunda bu şarkılar/fikirler/demolar. Bunun dışında hep beraber sıfırdan düzenlediğimiz ve stüdyoda anlık olarak gelişen şarkılarımız da mevcut. “Nasıl Zor Şimdi”nin bizim için bir istisna olduğunu söyleyebilirim çünkü kendi şarkılarımız dışında herhangi bir şarkıyı düzenleyerek kaydetmek gibi bir fikrimiz yoktu. Bu şarkı hem sözleri itibarıyla hem de bizde çağrıştırdığı “tanıdık” hissiyat sebebiyle en az kendi şarkımız gibi içten bir şekilde ifade edebileceğimiz yakınlıkta geldi. Zaten kişisel olarak Mete Özgencil her zaman için örnek aldığım bir şarkı yazarı, şarkıyı düzenlememiz esnasında da tüm aşamalarda iletişimde olduk, ondan destek almak da bizim için önemliydi bu süreçte.  Son yayınladığımız teklimiz “Kurban” ise biraz daha gizli saklı bir hikaye anlatması itibarıyla çok fazla dikkat çekmeyecek ama aynı zamanda söylenmesi gerekenlerin söylendiği, kendi tarihimize not düştüğümüz bir şarkı oldu. Esas favorim henüz yayınlamadığımız şarkılarımızdan birisi olsa da, yayınlanmış tekliler arasından kişisel favorim kaybettiğim bir çocukluk arkadaşım için yazdığım “Çiçek”.

İrem Nur Kalenci Son olarak çalışma hayatlarına ek olarak farklı yaratıcı yanlarını da ortaya çıkarmak ve üretmek isteyen kişiler için neler önerirsiniz?

Ali Aycan Gemici Bu konuda önerileri dikkate alınması gereken biri olup olmadığımdan emin olmayarak; “yapmadan duramadığımız” şeyleri yapmalıyız. Yani ittirerek yaratıcılık ya da üretim olduğuna (ve bunun bir anda oluvereceğine) inanmıyorum, kendi deneyimimden yola çıkarak. Dolayısıyla, zaten olası varsa bir şekilde vakit yaratılıp oldurulur. Sadece kendiliğinden akıp giden ve biraz çalışma gerektiren “üretim” ya da “yaratıcılık” içeren faaliyetleri engellemek için bahane üretmemek ve tembellik yapmamak gerek diye düşünüyorum. Böylece zaten bir şeyler yapma isteği varsa peşinden gittikçe somut şeyler ortaya çıkacaktır. Ne kadar istenildiği ile alakalı kısaca.

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 115. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.