İnanmayı yönetmek

Reklamcının görevi, reklamverenin arzusu daima inanmayı yönetmektir. 

“İnsanlar markamızın çok lüks olduğuna inansın.”

“Gençler bizim ürünümüzün havalı olduğuna inansın.”

“Falancalar duyarlı olduğumuza inansın.”

“Ötekiler yanlarında durduğumuza inansın.” 

Maaşımızı ödeyen, raflardaki ödülleri bize getiren tüm o brief’ler, özünde bu talepten ibaret şeylerdir. 

İnsanın bir şeye inandı mı her yerde onu görmesi, bu inancın yanlışlığına dair en güçlü kanıtları dahi yok sayması hepimizin yıllardır malumu. Yazıyı okumayı bırakıp düz dünyacıları 10 saniye düşünün lütfen. 

Başa dönelim. Peki brief’lerde başka ne olur? Hedef kitleler. Yani söyleyeceklerinize inanmaya hazır insanlar. “Birisi dünya düzdür dese de peşinden gitsek.” diye bekleyenler. 

Tezgahımızın üstü giderek kalabalıklaşıyor. Az sonra tüm bu malzemeleri karıştırıp bir çorba yapacağız. 

Sonra ne geliyor bir brief’te? Mecralar, platformlar, influencer’lar, dikey videolar falanlar filanlar… Mesajınızın inandırıcılığını desteklemek için formatlanmış, çeşitlendirildikçe aynı olmaya mahkum olmuş iletişim araçları. Bir insanın inanmaya başlaması için ilk şart keşfetmiş olma hissiyle egosunu doyurmasıdır. Daha fazla insana böyle hissettirmek için daha fazla mecraya ihtiyacımız var. Unutmayalım ki en saçma komplo teorilerine inananlar bile, bu saçmalıkları daha iyi öğrenmek için çokça araştırma yaptıklarını, farklı kaynakları taradıklarını söyler. 

Hadi o zaman başlayalım çorbamızı yapmaya. Tezgahta inanma aşkıyla yanıp tutuşan bir sürü insanımız var. İnansalar öyle bir rahatlayacaklar ki kuş olup uçacaklar. Onlara inanacakları şeyi benzersiz bir deneyimle sunmak için yaratılmış iletişim araçları var. Buralarda geçirilen süre her yıl rekor kırıyor. İnsanlar kendilerine kayıtsız şartsız inansın isteyen reklamverenler de var. Reklamcıya da ocağın altını yakıp biraz ‘purpose’ tozu atmak kalıyor. 

Çevrecilik çorbamız hazır. Bırakalım insanlar kendilerini dünyaya altın toplasın diye bırakan dev uzaylılara ya da aşıların içinde mikroçip olduğuna değil, çevreciliğin güzel bir şey olduğuna inansın. 

Afiyet olsun.

Reha Üçöz 

Lokal İstanbul Kreatif Direktörü

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 121. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.