İlham vermezseniz, miadınız dolar

“İnsan, önümüzdeki yıllarda kendi yarattığı, kendine benzeyen ama özünde ayrışan, bazı açılardan kaçınılmaz bir rekabete girdiği bir varlıkla etkileşmeyi öğreniyor olacak.”

SXSW’in bu seneki en ilgi çekici konuşmacılarından biri, Ay’a ayak basan ilk iki kişiden biri olan Buzz Aldrin’di. Buzz Aldrin, astronot olarak uzay misyonlarında yer alırken, bir yandan da uzay mekikleri için farklı çözümler geliştiren – ki bunlardan bazıları 50 yıl sonra bugün hala kullanımda – astronotlar için farklı eğitim metotları üzerine çalışan biri. Yani Buzz Aldrin sadece uzayda değil, dünyada da bir kaşif, bir teknoloji kaşifi.

Buzz Aldrin bu sene Texas’ta “İlham vermezseniz, miadınız dolar”* dedi.

Her sene programını, 30 yıldan fazla süredir gerçekleşen SXSW’e göre ayarlayan binlerce insan tam da bu yüzden oradaydı aslında. Tutkusunu paylaşmak, meraklanmak, heyecanlanmak ve heyecanlandırmak; en önemlisi ilham almak ve ilham vermek…

Bu senenin başlıkları tabii ki beklendiği gibi Artırılmış Gerçeklik (AR), Sanal Gerçeklik (VR) ve ikisinin yakınsamasından türeyen Karma Gerçeklik (MR) ile Yapay Zekaydı (AI).

Evet, Karma Gerçeklik sayesinde bulunduğumuz yerden ürünleri, mekanları, etkinlikleri tam anlamıyla deneyimlemek mümkün olacağa benziyor; Sanal Zeka sayesinde pek çok süreç otomatize edilecek, pek çok rol robotlara devredilecek ve bazı meslekler yok olacak. Sayısız demo gösterildi, sayısız vaka işlendi.

Sonuçta aklımızda ve kalbimizde neler kaldı? Bu konular tüketiciler ve markalar için nasıl bir önem taşıyor? Daha da önemlisi, insanlık olarak gerçek anlam peşinde koştuğumuz bu yüzyılda “insan”ın hem sosyal hem fizyolojik gelişimi açısından ne anlama geliyor?

Öğrenme

Giyilebilir Teknoloji alanında hem geliştiren, hem öğreten hem de üreten Thad Starner, bu sene SXSW’te “Piyano Öğrenme Eldivenleri”ni tanıttı. Eldivenler, eklemlere titreşim vererek 30 dakika içerisinde basit melodilerin öğrenilmesini sağlıyor. Hem de giyen kişi o sırada başka bir iş yapıyor olsa bile. Bu metodun uygulanabileceği alanlar sayısız. Yoksa bir şeyi öğrenmek ve iyi yapmak için çok pratik prensibi geride mi kalıyor?

AR ve VR’ın ise eğitim alanında uygulamaları henüz yeni keşfediliyor. Geçen sene Cannes’da da heyecan verici örneklerini gördüğümüz bu uygulamalarla eğitimde esnek, deneyim odaklı, gerçek anlamda interaktif açılımlar görmek mümkün. Özellikle de çeşitli sebeplerden mobilitesi düşük kitleler için. Coğrafyayı, çocukları Karma Gerçeklik uygulamaları ile Himalayalar’ın eteklerine götürerek öğrettiğinizi düşünsenize… Eğitimde fırsat eşitliği, mültecilerin sorunlarının yönetilmesi gibi konular gündemin başında gelirken, bu araçlar bizlere önemli fırsatlar sunuyor.

Öğrenmeden bahsederken ‘makine öğrenimine’ değinmemek olmaz. Bu dönemde sadece bizlerin öğrenme şekli ve platformları evrilmiyor. AI’ın temel konularından makine öğrenimi de devrimsel bir nitelik kazanıyor. Yarattığımız algoritmalar, bilgisayarlar ve robotlar artık topladığı veriyi işleyerek vardığı sonuçları sonraki karar mekanizmalarına girdi olarak dahil ediyor. Küçük hacimleri dev yaşam alanlarına çevirme yolunda fark yaratmak adına önce empati kurabilmek için bir süre çöp konteynerinde yaşayan Jeff Wilson’ın girişimi Kasita, bu konuda çok iyi bir örnek. Kasita, SXSW’te, AI’dan IoT’ye geniş bir çözüm yelpazesini entegre ettiği 30 metrekarelik yaşam alanlarını lanse etti. Kasita’nın evleri dışarının hava durumundan, kullandığınız suyun sıcaklığına, farklı verileri toplayıp işleyerek, sizin komut vermenize gerek kalmadan yaşam alanınızı tercihlerinize göre düzenleyecek.

Etkileşim

Diğer yandan insanın etrafıyla etkileşimi ve iletişimi boyut değiştiriyor. Farklı dünyalardan iki kişinin gerçek zamanlı iletişimi artık birbirinin bulunduğu ortamdaki kokuyu alacakları noktaya taşınmak üzere. Bu sırada denkleme bir de robotlar giriyor. Ve artık robotların yüzü ve mimikleri var.

Bu sene SXSW’in en popüler katılımcılarından Soul Machines, insana benzeyen, duygusal, akıllı, sanal yazılımlar ile çalışan robotlar geliştiriyor. Bunlar, neoroscience ve gelişimsel psikoloji tabanlı modelleri öğrenen, otonom hareketli bir bebek olan BabyX’den, mevcut bilişsel bilgi işlem platformlarını insancıl hale getiren sanal asistanlara (Alexa gibi) kadar devam ediyor. Somut biliş, temel beşeri ilişkiler ve sosyal iletişim yolu ile öğreniyorlar.

Siri ve Alexa gibi sesli komut alan uygulamalar sayesinde artık bu robotlarla kendi dilimizde etkileşime geçmek de mümkün. Bu sayede önümüzdeki yıllarda robotları, özellikle de hizmet sektöründe, artarak görmeye, onlarla etkileşime girmeye başlayacağız.

Her etkileşimimizde bizden öğreniyor, datayı topluyor ve işliyor, gittikçe bize benziyor olacaklar. Ve hatta belki karar verme mekanizmaları veri ve algoritmaya dayalı olduğundan, bazı becerilere insanlardan daha hakim olacaklar. Kulağa biraz korkutucu da gelmiyor değil.

Dolayısıyla insan, önümüzdeki yıllarda kendi yarattığı, kendine benzeyen ama özünde ayrışan, bazı açılardan kaçınılmaz bir rekabete girdiği bir varlıkla etkileşmeyi öğreniyor olacak. Çağrı merkezini aradığında ona derdini anlatıp çözüm talep edecek. Belki hizmet beklediği markayla tek iletişim kanalı olacak.

Deneyimleme

AR ve VR sayesinde aynı anda iki yerde olabilmek artık mümkün. PokémonGo çılgınlığının gösterdiği gibi özellikle gençler bu fırsatı heyecanla karşıladı. Oyunun geliştiricisi Niantic, SXSW’te bu süreçten bahsederken insanların eve kapanması meselesine değindi. PokémonGO’nun odak noktası evde saatlerce vakit geçirmeyi seven kitleyi sokağa çıkarmak, etkileşime ve harekete davet etmekti. AR ile ‘hareketi’ eğlenceli ve kapsamlı bir şekilde insanların günlük hayatına entegre etti. 10 milyonun üzerinde insan hala aktif oyuncu. Bu açıdan baktığımızda oyunun, belki de birçok insanın aklına bile gelmeyecek bir faydasını görüyoruz. Beni çok etkileyen bir diğer aktarım ise şuydu: Bir çocuk hastanesinin yöneticisi olan J. J. Bouchard, hastanelerde VR ve oyun araçlarının yaygınlaştırılmasının önemini bir örnek üzerinden anlattı. Anemi hastası bir gencin neredeyse çözümsüz ağrı atakları sırasında VR ile oyun oynatılmasıyla ağrısının azaldığı örneği. Hareket etmesi zor hastaların VR sayesinde zaman ve mekan algılarına dokunarak, beyinde tetiklenen reaksiyonlarla iyileşme süreçlerine katkıda bulunulması mümkünse VR’ın nörolojik etkilerini bir düşünün.

Karma Gerçeklik’in, aynı zamanda insanların etraflarındaki kişi ve unsurlarla ilişkisini yeniden tanımlamaya iten bir fonksiyonu var. International Rescue Committe ve YouVisit Yöneticileri IRC’nin VR’ı dünyaya mümkün olan en kişisel deneyimi yaşatmak için nasıl kullandıklarını çok etkileyici bir şekilde aktardı. (Bir Suriyelinin gözünden yaşananları, VR teknolojisiyle hazırlanan belgesel ile anlattığı bir bağış kampanyasıyla oldukça önemli sonuçlar elde etmişler.)

Bu teknolojinin bariyerleri yıkarak gerçek deneyim sağlayarak empatiyi kuvvetlendirmesinin de çok iyi bir örneği.

Son değerlendirme

SXSW’den aklımda pek çok fikir ve mesajla döndüm. Dijital pazarlama, mobil reklamcılık gibi alanlarda not ettiklerime giremiyorum bile. Fakat özellikle Karma Gerçeklik ve Yapay Zekanın etrafında şekillenen araç ve uygulamaların, insanların kendileriyle ve etraflarıyla olan ilişkilerini yeniden tanımlaması üzerine düşünüyorum. Ve yine buradan hareketle, bu inovasyon hızında ve ortamında Turkcell gibi şirketlerin üzerine düşen rolün ne kadar önemli olduğunu… Teknoloji insan için var. İster hizmet, ister sağlık, ister bizim alanımız olan iletişim hizmetleri sektörü olsun, nihai amaç daha iyi, daha insani deneyimler sunmak, yaşam kalitesini artırmak. Bunu yaparken etik çekincelere odaklanmalı. Yeni kurulan bu düzenin akılcı, insani ve sürdürebilir olmasını sağlayacak yol haritaları çizmeliyiz.

Bu süreçte de empati kurmak ve çeşitliliği kucaklamak şart. Müşteriniz ve konunuz her kimse –hastanız, aboneniz veya yardımcı olmaya çalıştığınız mülteciler – önce onunla empati kurarak ve başkalarının da kurmasını sağlayacak platform ve araçlar yaratarak başlamalıyız işe.

Çünkü neticede insanlık olarak kendimizi yeniden tanımladığımız bu dönemde en önemli ilham kaynağımız bu empatiden doğan “gerçek bağlantı”.

*  If you don’t inspire, you will expire.

İsmail Bütün  / Turkcell, CMO

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye Nisan 2017 sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.