İletişimin dili değişti

 Selim Yücel,                                                 Native Media, CEO

Native Media olarak kurulduğumuz günden bu yana; her zaman insan kaynağımızı merkeze alan bir yaklaşımımız oldu çünkü “insanı merkeze almayan, ‘önce insan’ demeyen hiçbir yaklaşımın başarı şansının olmadığına inanıyoruz. Her zaman insan kaynağını kıymetli hale getiren bir değer ekonomisi yaratmaya çalıştık. Pandeminin ilk gününden başlayarak evden çalışma modeline geçen ilk kurumlardan biri olduk. Çalışanlarımızın fiziki sağlığı kadar moral ve motivasyonlarını üst seviyede tutmak ajans olarak en dikkat ettiğimiz konuların başında geldi. Pandemi’nin olumsuz ekonomik etkilerinin beklendiği bu dönem boyunca çalışma arkadaşlarımızın düşüncelerine ve beklentilerine karşı kurum olarak maksimum hassasiyetle yaklaştık.

Bu dönemde ayrıca iş ortaklarımızı cesaretlendirerek iletişim yatırımlarının devamıyla ilgili stratejik boyutta destek verdik. Pandemi döneminin başlangıcı ve devamında portföyümüzdeki markaların neredeyse tamamı iletişim yatırımlarına devam ettiler. Buna ek olarak birçok markamızı bir araya getiren webinar serisine başladık. Burada sektörün önemli temsilcileriyle online platformlar üzerinden bir araya gelerek pandemi dönemini değerlendirme fırsatı yarattık. Bu yaptığımız görüşmeler neticesinde ajans olarak yakın ve orta vadede bize yardımcı olacak iç görüler ve stratejik başlıklar belirledik. Bunların arasında en ön plana çıkan konu Ad-tech ve inavosyon başlığı oldu. Önümüzdeki yıllarda sektörün en fazla konuşacağı ve gelişim alanı olarak değerlendirilecek konu olan Ad-Tech; markaların pazarlama faaliyetleri için doğru teknolojileri alıp kullanmaları ve sistemlerine adapte etmeleri için kilit rol oynamakta. Bu bağlamda markaların yapacakları yatırımlara danışmanlık etmek ve iş ortaklığı yapmak medya ajanslarının sorumluluğunu ve iş alanını genişletecek. Bu değişime hızlı uyum sağlayan markalar ve ajanslar rekabette ön plana çıkacaklarını düşünüyoruz.

Türkiye genç ve değişimlere açık dinamik bir ülke. Her ne kadar pandemi süreci çok farklı olsa bile; ülkemizde bugüne kadar yaşadığımız krizlerden, medya sektörü her zaman büyüyerek ve güçlenerek çıkmıştır.

Diğer taraftan bu dönemde yaratıcılık ve iletişimin dili de değişti; Tüketiciler içinden geçtiğimiz bu zor süreçte; sorumluluk almaktan kaçınmayan, toplumun kaygılarına ortak olan, çözüm konusunda hızlı aksiyon alan güçlü markalar görmek istiyor. Bu durum markaların tüketiciler ile temas ettiği tüm mecralarda etkisini gösterdi. Biz bu dönem ve sonrasında iletişimde “toplumsal faydayı” merkeze alan marka aktivizminin daha fazla ön plana çıkacağını düşünüyoruz. Günün şartlarına uygun işler yapan markalar, bu zor zamanda ortaya koyacağı çabalarla, bu süreçte sessiz kalan markaların hep bir adım önünde olacak. Marka aktivizminin daha fazla öne çıkacağı markaların bu yönde daha cesaretli hareket edeceği günler bizi bekliyor.

Sonuç olarak; Türkiye genç ve değişimlere açık dinamik bir ülke. Her ne kadar pandemi süreci çok farklı olsa bile; ülkemizde bugüne kadar yaşadığımız krizlerden, medya sektörü her zaman büyüyerek ve güçlenerek çıkmıştır. Yakın ülke tarihinde yaşadığımız 2001 ve 2008 krizlerinde deneyimlediğimiz en hayati konu; bu dönemlerde medya sektörünün temel sermayesi olan insan kaynağını kriz döneminde motive eden, dönüşümü bir değişim yönetimi olarak fırsata çeviren, olumlu düşünen ve psikolojik olarak ayakta kalan medya endüstrisi içindeki kuruluşların büyüyerek yollarına devam etmiş olmasıdır. Türkiye hala dünyadaki en büyük 41 reklam pazarında GSYH’ye göre 3,5 kat büyüme potansiyeli olan bir ülke. Daha önce deneyimlemediğimiz; sağlık kadar bu sürecin ekonomik etkilerini konuşmaya başladığımız bu günlerde hep birlikte her ne yapıyorsak onu daha değerli ve kıymetli hale getirecek adımlar atmak zorundayız.

 

Selim Yücel,

Native Media, CEO

 

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye’nin 102. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.