İletişimde ‘samimiyet’ dönemi

İletişime dair yöntemler binlerce yıldır sürekli mercek altına alınıyor. İnsanların iletişim dili değiştikçe markalar da sürekli değişen dillere uyum sağlamaya çalışıyor. Sözlükler açılıyor, yeni kelimeler ve anlamları üzerine günlerce kafa yoruluyor. Peki, neden hedef kitleyi etkilemek bu kadar önemli? Çok basit, çünkü son kararı onlar veriyor. İletişim ülkesinde strateji kral, içerik kraliçe ise ‘hedef kitle’ her zaman imparatorluğun sahibidir ve tüm krallık onun için çalışır. İmparatorlukta hangi dil konuşulmaya başlandıysa tüm krallık onu öğrenmek zorundadır.

Dijital medya kanallarının gelişimi birçok değişime neden oldu. Markalarla ilgili internet aramaları sonucu çıkan yorumlar, görüşler ve paylaşılan deneyimler satın alma davranışını en fazla etkileyen araçlardan biri haline geldi. Geleneksel iletişim süreçlerinde olduğu gibi, kurumların, markaların kitlelere ulaşması yerine bireyler kitlelere ulaşmaya ve onları etkilemeye başladı. Etkileyiciler yani influencer’ların kullandıkları dil de tıpkı bireyler arası iletişim gibi, sıcak, samimi ve günlük hayata dair bir dil. 

Dijital medyanın ve özellikle sosyal medyanın ilk dönemlerinde, kendiliğinden gelişen bu durum, sonraları yönetilen süreçlere dönüştü. Süreç halen devam ediyor ancak kullanılan samimi dil değişmedi, aksine tüm toplumu etkiledi ve iletişim dilinde ‘hiyerarşiyi’ ortadan kaldırdı. Tabii ki bu bir süreç ve etkileri yıllar içerisinde daha da belirgin hale gelecek. 

Tüm bunlar markaları, kurumları harekete geçirdi. Mecrası ne olursa olsun sıcak ve samimi bir dil kullanan markalar daha çok beğenilmeye ve tercih edilmeye başlandı. Oluşan samimiyet ortamı tabii ki fırsatlarla birlikte sorunları da beraberinde getirdi. Önümüzdeki dönemde gerçekten ‘samimi’ olan ve bu dili en iyi kullanan markaların rakiplerine nasıl fark attığını hep birlikte göreceğiz. 

Kerem Ayırtman 

İDA Üyesi

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 85. sayısında yayımlandı.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.