İletişim ve yaratıcılık

İş dünyasında “çok iyi” olmak artık yeterince iyi sayılmıyor. Müşteri memnuniyeti, farklı ürün ve hizmetler yeterli değil. Başarılı olmak için insanları şaşırtmak, markaya çekmek ve markaya tutkun hale getirmek gerekiyor. “İlgi” her şey demek, bu da ancak iletişimle mümkün oluyor. 

İnsanlarla iletişim kurmanın esas olarak dört yolu var; akla, kalbe, sezgiye ya da arzuya seslenebiliriz. Akıl bir mantık sorunudur, kalp aşka dairdir, sezgi altıncı hisle ilgilidir ve arzu ise hevese eşittir. Birbirimizle iletişim kurarken bunların bir karışımını kullanırız. Kuruluşların da sloganlarını, iletişim mesajlarını buna göre değerlendirmeleri ve bu dördünün karışımını farklı tonlarda kullanmaları gerekiyor. Günümüzde ekonomik koşullar ve rekabet, markaların insanları sadece akıl yürütmeyle etkilemeye çalışmasını dayatıyor. Oysa artık onların kalplerine, sezgi ve arzularına da hitap etmek zamanı, bunu sağlayacak olan da yaratıcı aklı geliştirmek ve klişe düşünce kalıplarını kırmak. 

Bir çağın bitişine tanıklık ederken yenisinin henüz doğmadığı bir zamanda yaşıyoruz. İletişim alanında yaratıcılığı sürekli kılabilmek ve vasatın önüne geçmek için gerekli cesareti toplayıp, duyarlılığımızı, farkındalığımızı ve sorumluluğumuzu koruyabilmeliyiz.   

İletişimcilerin iyi birer hikaye anlatıcısı olması, edebiyatta “en eskiyi”, bilimde “en yeniyi” okuması, bilmesi yaratıcılığı tetikleyen unsurlar.  “Nasıl görebileceğinizi öğrenin” demiş Da Vinci, bunun için baktığımız yeri değiştirmek ve olaylara farklı yerlerden bakmak ise bir başka yöntem sayılabilir. Belki biraz daha fazla doğada vakit geçirmek, gözlem yapmak, çocuk merakımızı korumaya çalışmak, hayatı akışına bırakırken, dengeye ve içimizdeki ışığa güvenmek gerek.   

Günümüzde teknoloji ve mühendislik, siyaset, iş dünyası ve kuşkusuz eğitim köklü bir değişimin tam ortasında. Toplum olarak bu değişimi değerlendirecek ve yönlendirecek yaratıcı cesarete büyük gereksinim duyuyoruz ve bulduğumuzda iştahla kabul ediyoruz. Bu sarsıntı çağında duyarlılıkla yaşamak ve değişimi tetiklemek ise “cesaret” istiyor. 

Küçük Prens’ten bir alıntı ile bitirelim; Büyükler hiçbir şeyi tek başlarına anlayamıyorlar, onlara durmadan açıklamalar yapmak da çocuklar için sıkıcı oluyor doğrusu” 

Ayşenur Aydın

KİD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı 

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 125. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.