İhtiyaç + Hayal Gücü + Ortam +Motivasyon ≥ Yaratıcılık

İlk yaratıcılık deneyimimi 1973 senesinde (iki yaşımdayken), ben doğmadan iki yıl önce Ay’a yapılan “seyahatin” siyah beyaz televizyonumuzdaki görüntüleri eşliğinde, yemek masasının altına düşmüş sarı leblebinin burnuma girip girmediğini denerken yaşadım. Giriyormuş! Sonrasında hatırladığım, doktorun elinde bir cımbızla ben feryat ederken yarım saattir burnumun derinliklerine “seyahat” eden leblebiyi çıkartmasıdır.

“İhtiyaç” tartışılır ama o leblebiye yaptığım şeyin “hayal gücü”, “ortam (yemek masasının altı)” ve sahip olduğum “motivasyona” bağlı olduğunu düşünüyorum; ancak yukarıdaki eşitliğe ne kadar uğraştıysam da oturtamadım.

Denklemdeki “büyük eşit” sembolünü kullanmamın bir sebebi var. Tüm şartlar yerine geldiğinde ihtiyaç katsayısı düşük ve hayal gücü katsayısı yüksek ise ortaya çıkan şey yaratıcılığın ötesinde “icat” sınıfına girebilir diye düşünüyorum. Yani ihtiyacımız olduğunu bilmediğimiz bir şey de ortaya çıkartabiliriz ve hayatımızı kolaylaştırabilir.

Biz şimdilik yaratıcılık kısmı ile ilgilendiğimizden 23 yıllık çalışma hayatımda not ettiğim aşağıdaki konuları kendimce özetledim.

Hatasız çalışan olmamalı

Rutinde hata yapılması güçtür. Zira nerede ne yapılacağı bellidir. İşin mahiyetine veya şirketin kurumsal yapısına bağlı olarak yapılması gerekenler yazılıdır ya da artık refleks olarak yapılıyordur.

Bir işi delege ettiğinizde önünüzde iki seçeneğiniz vardır. Birincisi sadece ne istediğinizi söylemek. Bu durumda karşı tarafa düşünme alanı bırakırsınız. Zira istediğiniz şeyi hazırlaması için yöntemi kendi belirleyecektir. İkincisi ise ne istediğinizin yanı sıra onu nasıl yapması gerektiğini de harfiyen söylemektir. Bu durumda karşı tarafın çok kafa yormasına gerek kalmayabilir. Formül elinde masasına döner ve istediğiniz şeyi dediğiniz gibi yapar.

İletişim, pazarlama ve reklamcılık sektöründe istediğinizin üzerine pozitif ilave yapıp da işin tamamlanıp getirilmesinden daha değerli ne olabilir. Yetenek dediğiniz zaten budur ama ortaya çıkarılabilmesi için fırsat verilmesi, hata yaparak kendini yetiştirmesine ortam yaratılması gerekir.

“Ne alaka!” demeyin

Konuyla alakasız olduğunu düşündüğünüz kişilerle konuşun. Fikirlerini sorun. Fark edeceksiniz ki sizin işinizi yapmayan birinden de bir şeyler öğrenebilirsiniz.

Düşünmeden konuşturun

Hani “konuşmadan önce düşün” denir ya çoğu zaman. Bu, yaratıcı fikir sahibi olan kişilere engel bir prensip olabilir. Bu nedenle “serbest atış” seansları düzenleyin. Kimsenin dile getirdiği fikri nedeniyle eleştirilmediği/dalga geçilmediği bir ortam olmalı ki herkes çekinmeden konuşabilsin.

Eleştiriye sevinin

Uygulamak istediğiniz fikir eleştiri alıyorsa bilin ki yenidir, alışkın olunmayandır. İnsanın doğasında yeni fikirlere karşı bir “virüs” muamelesi gösterme eğilimi vardır. Bu nedenle eleştirilirseniz kendinizi kötü hissetmeyin.

Zor hedefler seçin

Yaptığınız şeyi zorlanmadan yapıyorsanız o iş muhtemelen artık rutine dönmüştür. Size bir şey öğretmediği gibi yaparken düşünmenize bile gerek olmayabilir. Şayet “düşünme” durduysa “yaratıcılık” da durur.

George Doriot’nun sözü aslında her zaman tetikte ve atik olmamız gerektiği düşüncesini destekler; “Unutmayın, birileri bir yerlerde ürününüzü eski kılacak yeni bir ürün geliştiriyor.”

Merak ediyorum, acaba elektrik süpürgelerinin ince uçları benim gibi leblebi hikayesi olan çocuklar nedeniyle “ihtiyaç”tan mı ortaya çıkmıştı?

Murat Çolakoğlu / PwC Türkiye Şirket Ortağı, Eğlence ve Medya Sektör Lideri

Bu yazı Campaign Türkiye’nin Haziran 2013 sayısında yayınlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.