Hayatım reklam: Pelin Onat

Pelin Onat / Kumanda İletişim Kurucusu

Reklamcı olma sebebim: Anne tarafından yazar, yönetmen ve oyuncu; baba tarafından ekonomist bir genetik karışımım var. Yani bir tarafta sanat diğer tarafta ticaret diye düşünüldüğünde reklamcılıkta tam da kendimi ait olduğum yerde buldum diyebilirim.

İçine girdikten sonra ise mesleğin çok sevdiğim ve beni sürekli beslediğini düşündüğüm taraflarını görüp, bir daha kopamadım: Farklı sektörlerde derinlemesine bilgi sahibi olmak, özgür ve özgün olabilmek, insanlarla birebir ilişkiler içerisinde olmak, tekrardan uzak yeni fikirler peşinde koşmak ve en önemlisi her biriyle arkadaş olunabilecek pek çok parlak ve zeki insanla bir takım halinde çalışabilmek…

İçinde olmaktan gurur duyduğum kampanyalar: Çok net söyleyebilirim ki T-box markasının fikir aşamasından kurumsal kimliğinin oluşturulmasına, doğuşundan büyümesine kadar her aşamasında yer almış olmaktan gurur duyuyorum. O çok ses getiren ve birçok ödül aldığımız reklam kampanyaları belki de çalışırken heyecan duyduğumuz ve eğlendiğimiz için böylesine iz bırakmıştır.

Bunun dışında, Rafineri’de sevgili Murat Çetintürk liderliğinde Lassa için yaptığımız kreatif işlerde büyük zevkle çalıştım. Reklamcılığa Birleşik Reklamcılar’da adım attığımda ilk müşterim olan Lassa’ya yıllar sonra Rafineri’de ödüllük kampanyalar hazırlamış olmak beni çok tatmin etmiştir. Halen de Kumanda olarak birlikte keyifli projeler yapmaya devam ediyoruz.

Başkası tarafından yaratılmış favori kampanyam: Bir özeleştiri: Zaman zaman kendi içimde tüketimi ve kapitalizmi bu kadar körükleyen bir meslek yapıyor olmaktan ötürü çelişkiye düşmüşümdür. Neyse ki reklamcılıkla ilgili kendimi iyi hissettiren Amnesty International (Uluslararası Af Örgütü) gibi sosyal içerikli kampanyalar var. Bu kampanyalar reklamcılığın kitleleri etkileme gücünü insanlık adına, iyiye ve bilinçlendirmeye kullandığı için ve bunu yaparken son derece de yaratıcı olabildikleri için açık ara favori kampanyalarım.

Kariyerimdeki en iyi an: Kariyerimdeki en iyi an: Kumanda’nın yola çıkış manifestosuna, adına ve kurumsal kimliğine karar verme anı. 1997 yılında reklamcılıkla başlayan kariyerime son yıllarda iletişimin diğer kollarında uzmanlaşarak devam ettim. Deneyimsel ve dijital pazarlama alanlarını da tecrübelerime kattıktan sonra şunu söyleyebilirim ki ben bir “reklamcı” değil “iletişimci” olmaya inanıyorum. Zaten günümüzde 360 derece iletişimin gerekliliğini yerine getirmeyenler, eski sistem reklamcılığın giderek etkisini kaybetmesiyle ve müşterilerinin farklı arayışlara girmeleriyle yüzleşiyorlar.

İşte bu noktada bahsi geçen iletişim bileşenlerini bir arada toplamaya ve proje bazlı olarak bilgi birikimimi müşterilerin ihtiyaçlarına uygun yeteneklerle birleştirecek bir sistem kurmaya karar verdim: Kumanda. Kumanda aslında işinin uzmanı profesyonellerin bulunduğu bir yetenek havuzundan, proje ihtiyacına göre ekip oluşturan ve anahtar teslim hizmet veren sistemin adı. Yani, bir tuşla büyüyüp küçülebilme esnekliği. Biz buna uzaktan değil, yakından kumanda diyoruz.

İş hayatımdaki en utandırıcı anım: Hepimizin müşterilerle iletişim kurarken bazen çileden çıktığı ve kontrolü kaybettiği zamanlar olmuştur. (Olmadı diyen yalan söyler!) Bir keresinde çok zor geçen bir müşteri telefon konuşmasında kendime zar zor hakim olmuş, telefonu kapatır kapatmaz sinirden ahşap malzemeden yapılmış olan toplantı odamızın kenarını ısırıp koparmış, tahta parçasını bir hışımla yere tükürmüştüm. Sonrasında etrafa baktığımda Ajanstakilerin şaşkın gözlerle beni izlediğini görüp çok utanmıştım.

Daha da fenası, ilerleyen zamanlarda ekibime her yeni katılan kişiye iş arkadaşlarım “ Biliyor musun o toplantı odasındaki iz Pelin’e ait, sen sen ol onu sinirlendirme” diye benimle dalga geçmişlerdir. Yıllar sonra bile arkadaş buluşmalarında bu konu açılır ve hala kahkahalarla güleriz.

Bir kampanyada beraber çalıştığım en iyi ünlü: T-box kampanyasında birlikte çalıştığımız başroldeki şempanze.

Bu sektörde birlikte çalışmaktan en çok mutluluk duyduğum insan: Bu cevabı tek kişiye indirgemek üzerimde etkisi olan, yolumun kesiştiği onca iş arkadaşıma haksızlık olur ama meslekteki en büyük kazancım Nil Bağcıoğlu ile çalışmış olmaktır diyebilirim.  İyi reklamcılığın sadece çok konuşulan kampanyalar yapmak demek olmadığını;  meslek hayatında ahlakın, dürüstlüğün, öngörülü olmanın, sürdürülebilir insan ilişkileri kurmanın ve içgüdülerine güvenmenin önemini ondan öğrenmişimdir.

Kariyerimde en büyük etkiye sahip olan kişi: Sevgili dayım Tunç Başaran hiç aklımda yokken beni reklamcılığı denemem gerektiğine ikna etmese ve arkadaşı İzmir Tolga’yı arayıp beni Birleşik Reklamcılar’a staja yollamasaydı belki de kendimi bu kadar ait hissedeceğim bir meslekle tanışmamış olacak ve bambaşka bir Pelin olacaktım.

Bu yazı Campaign Türkiye Mart 2013 sayısında yayınlandı. 

 

 

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.