Hayatım reklam: Kerim Han Milar

Kerim Han Milar / THE Ajans Başkanı

Reklamcı olma sebebim: Ankara’da doğdum, büyüdüm. Reklamcı olma gibi bir düşüncem hiç yoktu. Ancak, 1993’te İstanbul’a yerleşmeye karar verdiğimde Ali Taran’la tanıştım, kendi ajansını yeni kuruyordu. Merkez ajanstaki eski ortağı Nazar Büyüm ona ayrılırken bir tavsiyede bulunmuş ve benim tarzımda birini yanına almasında fayda olduğunu söylemiş. Bu öğüt Ali Taran’ın kafasında kalmıştı.6 saatlik bir iş görüşmesi sohbeti sonucunda onunla reklamcılık bana cazip geldi ve onunla çalışmaya başlayarak, sonrasında reklamcı oldum.

Diğer taraftan rahmetli babam Mimar Selçuk Milar, çok meşhur olmuş bazı siyasi kampanyaları tasarlayan kişidir. Demokrat Parti’nin, “Yeter Söz Milletindir” ve “Yaptıklarımız Yapacaklarımızın Teminatıdır” sözleri ve afişleri kendisine aittir. Ayrıca, Ankara’nın ilk sanat ve mobilya tasarım galerisi olan Galeri Milar’ın kurucusudur. Bu nedenle çocukluğum ve gençliğimde yaşadığım ortamlar, reklamcılık için bende bir alt yapı oluşturdu diye düşünüyorum.

İçinde olmaktan gurur duyduğum kampanyalar: Ne mutlu bana ki, yaptığımız işlerin çoğuyla gurur duyduğumu söyleyebilirim. 1994’te Yapı Kredi için yapılan “Asker” filmi, 1998’de BP Süper V için “Ağzı Olan Konuşuyor” ve Mavi Jeans için 1998’de yapılan ilk “Çok Oluyoruz” kampanyaları unutulmazdı. THE’da son 2 yılda yaptığımız A101 televizyon kampanyaları ve Matraş radyo ve dergi kampanyaları ise, son dönemde en çok gurur duyduğum işler arasındadır.

Başkası tarafından yaratılmış favori kampanyam: Garanti Bankası’na yapılan işleri genel olarak beğeniyorum. Son 15 yılda, 5 büyük banka arasındayken bugün Türkiye’nin en büyük bankalarından biri oldu. Bunda yapılan reklam kampanyalarının ve bankanın doğru hareket eden bir reklamveren olmasının büyük etkisi var. Bence başarılı bir reklam kampanyasının arkasında birinci sırada reklamveren vardır. Ajansı o seçer, briefi ve onayı o verir. Sonrasında reklam ajansı ve prodüksiyon firması gelir. Başarılı reklam kampanyalarını sonradan takdir etmek kolaydır, meziyet bu kampanyalara öncesinde onay verebilmektir.

Kariyerimdeki en iyi an: 2008’de Cannes Lions’ta jüri üyesiydim. Yanılmıyorsam, o güne kadar bu temsil görevini yerine getiren Türkiye’den onuncu kişiydim. Dünyanın en önemli reklamcılık organizasyonunda jüri üyeliği yapmak gurur verici bir tecrübe olmuştu. Unutulmaz bir 15 gündü. Milyarlarca dolarlık, dünyanın en büyük reklam holdinglerinin en tepesindeki kişilerle birlikte Carlton gibi efsanevi bir otelde kalmak, bu kişileri dinleme fırsatı bulmak, 25 farklı ülkeden 25 jüri üyesiyle 5 gün boyunca en iyi işleri seçmeye çalışmak ve size ayrılan özel bölümlerde ödül törenlerini seyretmek çok özel heyecanlardı. Ayrıca, aynı sene reklamcılık sektörünün en önemli kişilerinden biri olan Haluk Mesci de jüri üyeliği yapmıştı. Bu vesileyle, Haluk Abi’yi daha yakından tanıma fırsatı edindim. Bu da benim için, sonrasında çok büyük bir kazanç olmuştur.

İş hayatımdaki en utandırıcı anım: İş hayatımda, kendi yaptıklarımdan dolayı utandığım hiçbir an hatırlamıyorum.

Bir kampanyada beraber çalıştığım en iyi ünlü: Çok fazla sayıda ünlü ile çalıştık. O yüzden isim vermek çok doğru değil ama Cem Yılmaz’la çalıştığımız dönemlerde, kendisinin hepimizi çok eğlendirdiğini söyleyebilirim. Gerçekten müthiş biri.

Bu sektörde birlikte çalışmaktan en çok mutluluk duyduğum insan: Ali Taran ve THE’da şu anki ortaklarım Alper Pala ve Çağlar Eser.

Kariyerimde en büyük etkiye sahip olan kişi: Ali Taran’dır. Kendisi ATCW’u kurmadan önce çok sayıda ajans ve reklamcıyla çalışmış, çok deneyimli bir reklamcıdır. Ali Taran’dan 15 yıl boyunca öğrendiklerim ve kendi tecrübelerim reklamcılığa bakışımın çerçevesini oluşturmuştur. Örneğin, 1993’te ATCW’da çalışmaya başladığımda, hazırladığım her türlü yazışmayı ya bir metin yazarına ya da bir redaktöre okutmam gerekliydi. Yazışmayı gerekli düzeltmeler yapıldıktan sonra gönderirdim. Bu durum 7-8 sene sürdü. Çünkü bir reklam ajansından gönderilen, herhangi bir metin doğru olarak yazılmalıydı. Bu sayede ifade yeteneğim çok gelişti diye düşünüyorum.

Bence bir reklam ajansında her çalışan (yazar, grafiker, müşteri temsilcisi vb), öncelikle kendisini bir reklamcı olarak tanımlamalıdır. Uzmanlık alanı sonra gelir. İyi bir reklamcı için, sadece kendi yaptığı işin başarısı önemli değildir, kampanyanın genel olarak başarılı olması önemlidir. O yüzden tüm çalışanların başarı hedefine odaklanması gerekir.

Bu yazı Campaign Türkiye Eylül sayısında, Hayatım Reklam bölümünde yayınlandı.

 

 

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.