“Hayat bundan daha paha biçilemez olamaz”

Bu röportaj ilk olarak Campaign Türkiye Nisan 2016 sayısında “Solda brief yükseliyordu, güneye giderken” başlıklı dosyada yayınlanmıştır.

Uzun yıllar boyunca birçok şirket ve ajansta çalışan Fem Güçlütürk de huzuru doğada bulanlardan. Güçlütürk, Etiler’de kendine adeta bir vaha kurmuş vaziyette.

İletişim ve marka yönetimi alanlarında yıllarca faaliyet gösteren Fem Güçlütürk, Alarko’da çalıştıktan sonra, Berna Sağlam’la kurduğu Bernaylafem şirketinden de ayrılıp, sektör değiştiren isimlerden… Güçlütürk, 2014’te kendine ait Labofem Bitki Atölyesi’ni kurdu ve iş yaşamını artık orada devam ettiriyor.

Sizi tanıyabilir miyiz?

1968 Ankara doğumluyum. İstanbul’da okudum ve orada büyüdüm. Turizm sektöründe çalıştım. Sonra bir halkla ilişkiler firmasının ortağı oldum. En sonunda da Labofem’e başladım gibi bir özet geçebilirim.

Neden daha önce yaptığınız marka danışmanlığı işini bırakıp, Labofem’i kurdunuz? Size göre sektörün zorlukları nelerdi?

Daha önce yaptığım işlerin hepsi birbirinin üzerine eklenerek gelen işlerdi. İşletme ve ticaret okudum. Yani onlar bir şekilde cepteydi. Sonra üniversitedeyken barda çalıştım. Dolayısıyla servis sektöründe tecrübe edindim. Böyle böyle bunlar üst üste geldiler. Daha önce yine faaliyet gösterdiğim turizm-otelcilik, gece kulüpleri, sinemalar gibi işletmelerde de hem marka oluşumunda hem onların tanıtımında hem de işletmelerinde yer alınca bunların hepsi birbirini tamamlayan unsurlar olarak beni Labofem’den önceki işime kadar getirdi. Oradaki ortaklığım da yine marka iletişim danışmanlığı üzerineydi. Sıfırdan bazı markaları kurgulamak, olan markaların güncellenmesi veya markanın o anki haline gereken katkıyı sağlamak gibi, ki bunun içinde PR da vardı.

Fakat bir gün artık insanların bazı şeylerden mezun olma yaşı geliyor. Ben en son bir başkasının ürününe, benim sağladığım tek fayda aracı olmak noktasına gelmiştim. Bir şey hazırlıyorsun ama 3 gün sonra unutuluyor ya da sen artık o noktada değilsin. Dedim ki tüm bunlar benim etrafımda var. Ama öyle bir şey olsa ki, ben kendi ellerimle, kendim için yapıyor olsam ve kimseye hesap vermek zorunda kalmasam… Dolayısıyla bütün iyi yanlarını alıp kötü yanlarını sıyırınca durum beni şimdiki işime getirdi zaten.

Aslında ne iş yapayım diye yola çıkmadım, bu iş benim aklıma düştü. Ama tesadüfen de, bu iş etrafında daha önce yaptığım manasız şeyler bir araya gelince manalı oldu. Çok basit bir örnek vereyim: Mesela Pasha gece kulübünü işletirken davetiye yazardık ve ben küfrederek yapardım bu işi. Senelerce her sene işte sayın bilmem kim diye kaligrafi yazıyorsun. Güzel yazıyorum diye bana yazdırıyorlardı o davetiyeleri. Artık bir yerden sonra İstanbul’daki cemiyet isimleri aklıma kazındı. O yazı orada sadece ona yarıyordu ama bana bir şey ifade etmiyordu. Bugün ise bitkilerimin içindeki isimlikleri yazarken büyük keyif alıyorum. O zamanki antrenman yine bana yarıyor bu noktada. Yazmayı da seviyorum. Ya da işte fotoğraf kursuna gitmiştim ve fotoğrafçı mı olacağım hayır, fotoğraftan para kazanma ya da onu profesyonel bir şekilde yapma durumum hiçbir zaman olmadı. Sanatçı olmak için de çok çalışmak gerekir. Öyle 2 kursa gitmekle sanatçı olunmuyor. Dolayısıyla fotoğrafçılık da bir zevk olarak, bir Instagram prensesliği olarak bir kenarda duruyordu. Şimdiyse yaptığım işe eklendi o da. Kendi ürünlerimi kendim çekiyorum mesela. Dolayısıyla geçmişte yaptığım şeyler bugünlere getirdi beni.

Sektörün zorluklarına gelecek olursak hayatınızı bu işten kazanmak istiyorsanız, yine aslında ne iş yaptığınızın bir önemi yok. Çünkü çok sevdiğiniz ya da hiç sevmediğiniz bir işi döndürmekle aynı noktaya dönüyor. İşte motorsiklet kullanmayı çok seviyor olabilirsiniz ama motor getireyim satayım dediğinizde yine onun muhasebesiyle, ithalatıyla uğraşıyor oluyorsunuz. Dolayısıyla benim bu işi kurarken ki niyetim hayatımı buradan kazanmak ve geleceğimi buradan kurmak değildi. Ben burada aslında hayata bakışı ve hayatı daha farklı bir yönden izleyişi seçtim.

Böyle ani bir değişimin getirdiği zorluklar da olmuştur.

Zorlukları şunlar: İşte bir şey tutar, popüler olur, çoğalır, tadı kaçar, sonra belli bir seviyeye iner. Bütün bunlardan geçmek gerekiyor ama dediğim gibi benim burada herhangi bir hırsım yok. Burası herhangi bir şey satılan, manav gibi bir yer değil. Yani buradaki ürünleri elma armut gibi satmıyoruz. Burası pet shop ya da Çocuk Esirgeme Kurumu gibi. Dolayısıyla her birinin doğru kişiye gidip gitmediğinden, doğru bakılıp bakılmadığından emin olmaya çalışıyorum. Adeta çocuk verir gibi, çünkü bir süredir bu bitkiler bizde. Burada her gün bir sürü bitki satılmıyor dolayısıyla bizimle birlikte büyüyorlar. İşte yavruladıklarını görüyoruz çiçek açtıklarını görüyoruz. Dolayısıyla giderken ışığı soruyoruz, evde başka bakan var mı? Çocuk yaramaz mı? Kedi ısırır mı? Gerçekten de bazen üzülerek, vedalaşarak ayrılıyoruz bitkilerle. Dolayısıyla buranın amacı herhangi bir şey satmak değil, burada başka dostluklar, bitki-doğa etrafında başka buluşmalar var ve gerçekten de hayatı doğum-üreme-ölüm üzerine yakından başka bir gözle inceleme fırsatı doğuruyor.

Dışarıdan bir gözle baktığınızda sektörü nasıl görüyorsunuz?

Hiç görmüyorum, hiç bakmıyorum çünkü bence gittikçe bir kere çizgisi düşüyor. Yani reklamverenin de kalitesi soru işareti durumunda. Ya da herhalde bütçeler düşüyor. Reklamcıların da döndürmeleri gereken bir dükkanları olduğu için onların da reklamverenle uzlaşmak için daha alt seviyeye inebiliyor. Dolayısıyla eskiden daha kreatif işler yapılırken şu anda çok daha garantili, çok daha korkunç işler ortalıkta bence. Zaten bütçeler biliyorsunuz öncelikle oralardan gidiyor. Dolayısıyla şu an bulunduğum işte, anca uzaktan bakarak gülebiliyorum.

Yeni yaptığınız iş, yeni bir hayat tarzını da getiriyor. Peki siz buna nasıl karar verdiniz? Hayata bakışınızı değiştiren ne oldu? Bu karar sizce doğru muydu peki?

Yüzde 100 doğruydu. Her sabah şükürler olsun sevmediğim bir işe gitmek zorunda değilim ya da birilerine bir laf anlatmak zorunda değilim diye geliyorum. Çünkü burada işi gayet basite indirdim. İşte gördüğünüz gibi bitkili saksılar var, üzerinde fiyatları var. Aldın aldın, almadın güle güle, bu kadar basit. Kimseye bir PR yapmıyorum. Eğer farklılaşıyorsan, işini iyi yapıyorsan kendi kendine 2 tane fotoğraf koyduğunda bir şeyler oluyor. Gerçekten çok ilginç, bu kadar PR bilgime rağmen aktif bir PR hiç yapmadım. Hep bana geldi zaten konular. Herhangi bir reklam çalışmam da yok. Kendi kendine duyan, alan, detaylarını beğenenler arasında yayılıyor. Çok memnunum bu kararı verdiğim için.

Bakın elimi göstermek istiyorum, bu bir kadın eli midir hayır bir insan eli midir hayır. Ama bahçeyi yaptığım için bundan o kadar mutluyum ki… Eskiden örümceklerden korkardım. Şimdi yanımdan geçiyor, selamlaşıyoruz. Gerçekten onların bir parçası ve dünyayı oluşturan canlılar arasında herhangi bir varlık olduğunu böyle anlıyorsun. Bütün o egolar, saçma sapan dertler o kadar uzaklaşıyor ki… Etiler gibi bir yerin ortasında şuradan sirenler geçiyor, ben bahçede çapa yapıp, solucanı kenara koyuyorum böyle bir lüks var mı? Bundan öte bir mutluluk tanımıyorum, çok doğru bir kararmış.

Hayat tarzım konuna gelince bana zaten eskiden hep bitkisel hayatta derlerdi. Hep erken yatardım, erken kalkardım. Şimdi burada 300-500 saksım varsa evde 1000’e yakın saksım var. Gerçekten zorlu bir iş. Sabah 05.30 gibi kalkıyorum. Akşam saat 10.00 gibi yatıyorum. Önceki işlerimdeki çalışırken dahi erken kalkar erken yatardım. Kendi organizasyonlarımıza gitmeyeyim diye ortağıma yalvarırdım çok uykum geliyor diye. Dolayısıyla zaten daha çiftçi ruhlu biriymişim demek ki bir şekilde bulunduğum hayat tarzı çok iyi geldi. İnsan bir hayat tarzının içindeyken onsuz yapamayacağını düşünüyor. Oysa vazgeçip bir karar aldığın zaman başka bir merkezin oluyor.

Eski işyerimde düşündüğüm şeylerle ilgili, şimdi hiç haberim bile yok ne oluyor ne bitiyor. Oluyormuş hayat dönüyormuş. Dolayısıyla çok zorlamanın bir manası yok. Hele ki şimdi içinde bulunduğumuz dünyanın tatsızlıkları içerisinde… Her günü çiçeklerin, bitkilerin, kuşların, arıların arasında nefis bir doğada uyanarak geçirmek… Bundan daha paha biçilebilir bir karar yok herhalde diye düşünüyorum.

Bir de buraya gelen çok insan var, eşinden ya da işinden sıkılmış, bir şekilde birinden birini değiştirmek istiyor. Beni herhalde bir noktada bir rol model olarak görenler oluyor. Gelip, nasıl yaptın, nasıl karar verdin, “Ferrasi’ni Satan Bilge” muhabbeti oluyor. Baktığın zaman evet, karar vermesi çok kolay gibi gözüküyor. Ama hiç o kadar kolay değil. Bir kere burası benim binam. Bu bir, kirayla olacak iş değil bence. İkincisi bütün bu birikimlerim yani ajanslarla çalışmam, işte bitkilerle zaten önceden beri ilişkim olması vs. bütün bunlar geçtiğimiz 47 senenin birikiminin sonucu. Evet, bugün benim için kolay ama benim için kolay. Herkes kendi sahip olduklarını masaya döküp bunların hangisini katabilir hangisini dışarıdan satın almak zorunda kısmına bakıp, o aldığı verdiğiyle mutlu mu birbirini tutuyor mu ona bakıp ona göre karar vermesi lazım. Yoksa karar vermek kolay ama insanları yanlış yönlendirmek istemiyorum. Çok kolay, yapın tabii, bırakın işi şeklinde olmuyor. Şehirdeyiz ve burada hayat çok zor. Benim sahip olduklarımla, benim için çok kolay oldu. Bugüne kadar biriktirdiklerim işin nerdeyse %80’ini oluşturuyor.

 

 

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.