artwork

Havamız açık olsun

7 sene önce

0

Kristal Elma Festivali konuşmacılarından biri olan Murat Çolakoğlu, festivalde değindiği açıkhavanın gelişimi konusunu PwC rakamlarıyla ele alıyor.

Ülkemizin üzerindeki ağır havaya rağmen hayata devam mecburiyeti malum. Devam etmeli ki, hem bizi sindirmeye çalışanlar bunu başaramasın hem de “iyi şeyler” yapan insanların motivasyonu kırılmasın. İşte reklam, pazarlama ve iletişim dünyasının dünyadaki en güzel örneklerinden, RD’nin her yıl düzenlediği ve organizasyonunun Lift Content Factory – sihirbaz Ömer Erdem ve muhteşem ekibi –  tarafından yapıldığı görkemli programıyla Kristal Elma Festivali bu sene de yine buna örnek teşkil etti. Ömer dokunduğu şeyi güzelleştiriyor.

Hiçbir şey yapmasanız bile sadece o ortamda bulunmak ve havayı solumak pozitif enerji ile dolmanızı sağlıyor. Gençlerimiz umutlu, geleceğe dönük beklentileri, kendileri ve ülkeleri için yapacakları şeyler için heyecanlı. “Yaratıcılık Festivali” dediğin böyle olur!

Bu yıl Festival’de konuşmacı oldum. AÇİAK Başkanı Atilla Aksoy’un moderasyonu altında Kinetik Araştırma Direktörü Arno Buskop ile sahneyi paylaştık.

Konumuz, “Avrupa’dan Avustralya’ya Açıkhava Ölçümlemesi” idi. PwC tarafından her yıl güncellenerek yayınlanan Eğlence ve Medyaya Bakış 2015-2018’de bu konuda ayrıntılı bilgiler var.

Dijital büyüyor, statik daralıyor

Açıkhava reklamcılığı dijitalleştikçe şirketlerin reklam stratejilerinin olmazsa olmazı haline geliyor. Dünyadaki trendlere de baktığımızda açıkhava reklamcılığı için yapılan harcamaların artış gösterdiği ve 2019’a kadar da büyümeye devam edeceği anlaşılıyor. Detaylı incelediğimizde görüyoruz ki dijital açıkhava reklamcılığındaki büyüme %13,2 ile statikteki %0,5 ile kıyaslandığında oldukça yüksek. Şaşırmanın anlamı yok aslında. Dünyada her şeyin dijitalleştirilmiş şeklinin daha ilgi gördüğü bir eğilim varken bu da normal.

Hani konumuz Avrupa’dan Avustralya’ya olunca verdiğim örneklerle de çeşitlendirme yaptım. Örneğin Almanya’da dijital açıkhava reklamcılığının bileşik ağrılıklı ortalama %9,3 oranında büyümesi beklenirken statik bu oran %2,2, Avusturya’da aynı şekilde %18,4 dijital açıkhava büyüme oranına karşılık statikte % -4,3 oranı kıyasen çok farklılığın bulunduğunu gösteriyor. Yanlış görmediniz küçülme var statikte. Oranları eksi rakamlara ifade ediliyor bazı Avrupa ülkelerinde. Bu durum Avustralya’da da böyle (%21,2 – % -3,3).

Türkiye’ye gelince de durum çok da farklılaşmıyor. Hatta oransal olarak dudak ısırtacak büyüme emareleri mevcut. 2015-2019 arasında Türkiye’deki açıkhava reklamcılığı için yapılacak harcamaların bileşik ağırlıklı ortalama büyüme oranı %12,8 olarak öngörülüyor.

Bu büyümenin dijital-statik ayrımı çok etkileyici. Dijitalin belirtilen zaman diliminde büyüme beklentisi %32,9 iken statikte bu oran sadece %6,6 olarak kalıyor.

 

Büyümeyi yasal düzenlemeler etkiliyor

Yukarıda örnek verdiğim ülkelerde açıkhava reklamcılığını etkileyen faktörlerin başında yasal düzenlemeler de geliyor. Örneğin Avustralya’da lokasyon itibariyle oldukça cazip bir yer olmasına rağmen işlek bazı caddelerde dijital panoların konulmasına, trafikte seyir halindeki araç sürücülerinin dikkatini dağıtacağı endişesi ile izin verilmemesi gibi. Ya da Almanya’nın çok dağınık bir pazar olması ve bazı şehirlerdeki yasal düzenlemelerin diğerlerinden farklılık göstermesi nedeniyle ülke genelinde aynı stratejinin uygulanamaması da örnekler arasında.

Türkiye? Daha çok alacak yolumuz var. Gerçi bu tarz teknolojik yatırımlar gerektiren hususlarda bazen şaşırtıcı hızlarda olabiliyoruz ama mevzuat konusunda nasıl ilerlenebileceğini ve kazan-kazan durumu yaratılabileceğini tahmin edemiyorum.

Dünya uygulamalarında öyle örnekler varki açık hava reklamlarıyla ilgili, ağzınız açık izliyorsunuz ve yaratıcılığın sınırlarını zorlayanlara gıpta ediyorsunuz.

Haydi Türkiyem! Kudret damarlarımızdaki asil kanda, biz yaparız bu gençlik oldukça.