Girişimcilerin marka stratejileri nasıl olmalı?

Girişimlerin markalaşması için 10 temel taşı biraraya getirmesi gerekir.

Ama bu 10 temel taştan daha da önemli işler olduğunu unutmamak gerek.

Tebrikler! Yeni şirketinizi kurdunuz ve heyecanlısınız… Tüzel kimliğinizi tanımlayan acayip uzun ve kapsamlı bir isim buldunuz. Şimdi günlük hayatınızda ana işiniz ile ilgili bir marka yaratmanız gerekiyor. Herkese soruyorsunuz… X isim size ne çağrıştırıyor? Y görsel size ne ifade ediyor? Z slogan sizde nasıl bir duygu uyandırıyor? Sonsuz seçenekler arasında bir an geliyor ki bunalım yaşıyorsunuz ve gönüllü olan bir “bilir” kişiye danışıyorsunuz. İnşallah bu bilirkişi sizinle iki tane çok önemli açıklama paylaşacaktır:

1. Marka tasarlamak ile markalaşmak arasındaki farkı anlatacaktır.

2. Bir girişimci şirketinin hayatta kalma mücadelesinde markalaşma sürecinin iyi yönetilmesinin ne kadar faydalı olacağını vurgulayacaktır.

Bir start-up şirketinin markasını tanımlaması, farklı bir tabir ile kurumsal kimliğini tanımlaması, özünde bütünleşmiş çalışan 10 temel taştan oluşmaktadır:

1. Anlamlı bir isim.

2. İsme derinlik katan veya netlik kazandıran esprili bir slogan.

3. İsim ve sloganın görsel anlamını da yansıtan tamamlayıcı bir logo.

4. Markanızın internet varlığı için web sitenize uygun bir alan adı.

5. Kanuna uygun marka tescili.

6. Tam 15 saniye uzunluğunda şirketinin misyonunu ana ürün/hizmetlerini ve faydalarını anlatan bir söylem.

7. Ürün var ise paketleme tasarımı ve müşteriler ile direkt irtibatta olan görevliler var ise kıyafet tasarımı veya politikası.

8. Pazarlama ve iletişim stratejisi.

9. E-bülten veya duyurular dâhil sosyal medya stratejisi.

10. Uygun ise mobil medya stratejisi.

Elbette bu 10 temel taşı geliştirmek başlı başına sağduyulu bir gayret gerektiren bir egzersizdir. Ancak, marka platformu ne olursa olsun, markanızı tanımladıktan sonra yaşanan markalaşma sürecini, farklı bir tabir ile itibar yönetimi, bir start-up şirketinin en çok duyarlı olması gereken süreçtir.

Bir start-up firmasının en önemli iki insan kitlesi vardır: Çalışanları ve müşterileri. Markalaşma süreci hem içe yönelik hem de dışa yönelik bir kalkandır. Çalışanlara duyarlı olan ve ilginç kariyer gelişim fırsatları yaratan şirketler en nitelikli insanları ekibine çeker. Özellikle yeni ekip oluşturan start-up aşamasında yüksek maaş ödeme imkânları sınırlı olabilir. Fakat çalışanlarınızı start-up şirketinin en aktif marka elçisi haline getirmek sadece maaş ile satın alınan bir sadakat değildir.

Start-up ekibinden sonra en kilit kitle müşteridir. Yenilikçi bir start-up şirketi tam anlamıyla bir AR-GE platformudur. Birçok varsayımlar etrafından dönen ürün/hizmet geliştirilmiştir. Bir start-up şirketinin birinci müşterisi, ikinci müşterisi, 20’inci müşterisi, 100’üncü müşterisi bu AR-GE platformunda tasarlanan en önemli geri bildirim kaynağıdır. Büyük reklam bütçeleri ayırmadan bu ilk müşterilerini marka elçisi haline getirmek bir girişimcinin yapabileceği en yüksek geri dönüşümü olan yatırımdır. Mutsuz müşterileri hemen mutlu müşteriye çevirmek, mutlu müşterileri hemen sözcü olmalarını teşvik etmek, şirketinin tüm varsayımlarını sürekli denetlemek ve faaliyetlerini bu geri bildirim doğrultusunda uyarlamak… Girişimcilerinin markalaşma süreci bir eleman, bir müşteri, tek tek ele alınması gereken bir görev ve bir fırsattır.

Didem Altop 
Endeavor Türkiye Genel Sekreteri

Bu yazı Campaign Türkiye’nin Kasım sayısında yayınlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.