Gerçekten dünyayı değiştirebilir miyiz?

Ben Essen, son yıllarda iklim değişikliğine artan farkındalığa ve dünyamızın karanlık geleceğine dikkatleri çekerken reklam endüstrisi olarak bu konuda neler yapabileceğimizi anlatıyor.

Ve işte buradayız. 2020’ye girdik ve hatta ilk ayını bitirdik bile.

Sadece bu geçtiğimiz on yıl değil, her zaman medeniyetimizin geleceğini düşünmeliyiz. Üstelik iklim değişikliği konusunda geri dönülmez bir noktaya gelmişken…

Byron Sharp’ın Markaların Büyümesi isimli kitabında bahsettiği gibi; son on yıl söz konusu olduğunda reklamcılıkla ilgili bu konuda herhangi bir değişikliğin olmadığını söyleyebiliriz. Dolayısıyla artık bu konuyu merkezimize alarak 10 yıl içinde nerede olacağımızı düşünmek, hangi markalar için hangi işler yapmamız gerektiğini, enerjimizi neye harcayacağımızı belirlemek gibi bazı kararlar vermeliyiz.
Endüstrimizin iklim değişikliği konusuna katkısıyla ilgili iki farklı senaryo hayal edebiliriz:

İlk senaryoya göre; dünyada CO2 emisyonu yarıya inmiş, su ve hava çok daha temiz bir hale gelmiş, insanlar artık otomobillerine sahip değil; sadece ihtiyaç duyduklarında herhangi birine ulaşıyorlar. Ve kimsenin aracı olmadığı için de otoparklar kolaylıkla parklara dönüştürülebiliyor. İnsanlar kendilerini geliştirmek ve arkadaşlarıyla vakit geçirmek için, herhangi bir şey almaya göre daha fazla harcıyorlar.

Reklamcılık, değişimi hızlandıran bir endüstri olarak anılır. Ve az önce

bahsettiğim hayali senaryonun gerçekleşmemesi, bizim de bu konuda yardımcı olmamamız için hiçbir neden yok.

İkinci senaryoya göre ise; reklam sorumsuz işlerin bir parçası haline gelmiştir. CO2 kullanımı kontrol edilemez bir durumda, dünyanın büyük bir kısmı yaşanmaz bir hale gelmiş ve iklim göçmenlerinin sayısı hızla artmış. Reklamcılık, yapılan anketlere göre en az saygı duyulan meslekler arasına girmiş.

Şimdi bu iki senaryoyu da biraz düşünelim. Çünkü maalesef endüstrimiz son zamanlarda ikinci senaryoya çok daha fazla hizmet ediyor.

Hatta bu yıla Tourism Australia’nın 800.000 İngiliz’i cezbetmek için 18.000 millik bir gidiş-dönüş tatilini, Kylie Minogue’a 15 milyon £ ödeyerek tanıtmasıyla başladık. Marka, satış hedeflerine ulaşırsa, bu kampanya bu yıl atmosfere 5.6 milyon ton CO2 katkısında bulunacak.

Bu kampanyanın yanında Avustralya’nın Galler büyüklüğündeki bir alanının şu anda yanmakta olduğu gerçeğini göz ardı etmek imkansız. Üstelik hepimiz bu konuda son derece üzgünüz. Bu zıt iki durum kendi içimizde de çatışmalar yaratıyor. Bir yandan reklamcılık sektöründen ayrılmayı düşünüyoruz, bir yandan da dünyayı daha iyi bir yere dönüştürmek için yaratıcılığımızı konuşturmaya çalışıyoruz. Ve inanın ki endüstrimizin değişim konusunda rol alması için bu yıl, çok önemli bir yıl olabilir.

Kasım ayında İngiltere Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’na ev sahipliği yapacak. Ev sahiplerinin gündemdeki etkisi göz önüne alındığında, bu etkinlikte alınan kararlar bu yıl İngiltere’de gerçekleşen kültürel konuşmalardan doğrudan etkilenecek. 1980’lerde iklim aktivisti Rafe Pomerance “Her siyasi sorunun arkasında bir tanıtım sorunu yatıyor” diyor. 20 milyar sterlin değerindeki mesajlardan sorumlu bir sektör olarak, Kasım ayındaki görüşmelerin başarısı üzerinde doğrudan bir etkiye sahip olabiliriz.

Daha parlak bir geleceğe doğru, bir değişim insanı olacak mısınız? Yoksa halkı karbon bağımlısı olarak tutmak için yaratıcılığınızı kullanmaya devam mı edeceksiniz?”

Peki ne yapabilirsin?

Şirketinizi böyle bir değişim ve farkındalık yaşanırken, yok olmaktan kurtarmak için bir isyan başlatın. Müşterilerinizle ve iş arkadaşlarınızla konuşun. Cesur kararlar verin. Brief’leri değiştirin; sorumsuz emisyonlara karşı durun ve sürdürülebilir davranışları destekleyin. Bir sonraki iklim grevlerini tarihin en büyük grevleri haline getirmek için yardımcı olun ve Create and Strike’a katılın. Değişim için sadece umut etmeyi bırakın, harekete geçin ve bir plan yapın.

Potsdam İklim Etkisi Araştırma Enstitüsü’nün yöneticileri çevre bilinci adına Aralık ayında ciddi bir uyarıda bulundu: “Gelecek yıl, gerçeğin yılı olmalı. Kararlı bir şekilde fosil yakıt yatırımlarını azaltan bir ekonomiye geçmemiz gerekiyor.”

Yani, bir sonraki projenize hazırlık yaparken kendinize şu soruyu sorun: Şu anda yaptığınız iş hakkında siz ve dünya 10 yıl içinde ne düşünecek? Daha parlak bir geleceğe doğru, bir değişim insanı olacak mısınız? Yoksa halkı karbon bağımlısı olarak tutmak için yaratıcılığınızı kullanmaya devam mı edeceksiniz?

Seçim sizin!

Ben Essen
CSO, Iris

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye 96. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.