Farkınızı ortaya koymanızı sağlayan ajans kültürü neden yok oluyor?

Bir ajansı diğerinden farklı kılan nedir? Ajansların sitelerindeki propagandalara bakacak olursak, kağıt üzerinde aynılar. Ama hepsinin farklı olduğu nokta, her ne kadar geçici ve soyut olursa olsun, ajans kültürüdür. Ajans kültürünüz, eğer inanılmaz bir patent üretmeyecekseniz, sokağın karşısındaki ajanstan kendinizi farklı kılmanın tek yoludur.

Farkınızı ortaya koymanızı sağlayan ajans kültürü neden yok oluyor?

Ajans canlı bir varlıktır. İçinde çalışan yetenekli insanların birbirilerini etkileyerek yarattıkları fikirler, tek bir yetenekli insanın başarabileceğinden fazladır.

İş, kişilikler, benzersiz fiziksel çevre, tarihin kalıntıları, değişik müşterilerin birikimi, başarı, kurucuların lobideki resmi, ya da kurucunun kendisinin ofisinde oturmasıdır ajans. Kişisel şakalar. Arkadaşlıklar. Eski proplar. Toplantı alışkanlıkları. Kültür. Bütün bunlar, ajansın başarısını ve bir o kadar da çalışanların işe gelmeye olan hevesini etkiler.

Bir zamanlar her ajansın kendine özgü bir atmosferi ve kültürü vardı. Sevdiğiniz ajanslar, sevdiğiniz futbol takımları gibiydi: Favori oyuncularınızı kalpten sayabilirdiniz.

Fakat, yakın tarihte, ajans kültürü gelişip değişmeye başladı.

Bir süre önce büyük ve saygın bir reklam ajansında kreatif direktör olarak işe başladım. Yeni insanlarla çalışıp alışılmamış sorunlar çözeceğim için çok heyecanlıydım. İlk gün işe erkenden gidip ofisimi buldum. Ama dışarı çıktığımda önümde boş masalardan başka bir şey yoktu. Bütün ofis terk edilmişti.

“Herkes nerede?” diye sorduğumda, “Starbucks’ta ‘concept’ geliştiriyorlar,” diye bir cevap aldım. Bu insalara kalsa, işleri gayet rahattı. İstedikleri gibi gelip çıkabiliyorlar, ayın sonunda maaşlarını alıyorlardı. Kimse de onlara hesap sormuyordu. Ta ki ben gelene kadar.

Sorunum şuydu: Herkes kafasına estiği gibi Starbucks’ta ya da alt sokaktaki barda küçük gruplar halinde geziyorsa ortada ajans diye bir şey yoktu. Eğer, John Lennon ve Paul Mccartney farklı Starbucks’larda çalışsaydı, The Beatles diye bir grup olmazdı. Belki güzel müzikler yazabilirlerdi, ama dünyayı değiştiremezlerdi. Kültürün etkisi de burada devreye giriyor. Eğer herkes ofiste toplanırsa, insanlar eninde sonunda etkileşime geçer.

Ve bu, sevgili okuyucum, bugün tehdit altında.

Ajans kültürü, bir sürü sebepten dolayı soyu tükenmekte olan türler listesinde. Hangisinin önce gerçekleştiğini söylemesi zor. Bazıları kontrolümüz altında olan şeylerken, bazıları işletmenin gelişiminin yarattığı kaçınılmaz sonuçlardır. Bu sebeplerden dördünü sıralayalım:

1. İnternet

Şu anda sanal gerçekliğe karşı büyük bir ilgi duyuluyor (“Haydi dünyayı ofisimiz yapalım!” diye düşünmüş birkaç lider). Teknolojinin yarattığı iletişim kolaylığı sayesinde çalışmak kolaylaştı, fakat teknoloji bir yandan da ekiplerimizi parçalayıp birbiriyle alakası olmayan bireyler haline getirdi.

Teknolojinin hayatımıza kattığı bir sürü avantajın yanı sıra, “evden çalışma” ve “telekominükasyon” gibi tehlikeli terimler de doğdu. “24 saatlik iş günü” de ayrı bir sorun. Bazılarımızın sabahçı ve bazılarımızın akşamcı olduğunu biliyorum. Ama eğer bu şekilde çalışmaya devam edersek, her gün gerekli olan 8 saatlik “ajans kültürü”nü deneyimleyemeyiz.

Çoğunlukla farklı şehirlerde hatta farklı kıtalardayız. Bazıları bunu bir başarı olarak görebilir, fakat gayet bariz ki bir saatlik yüz yüze yapılan bir toplantı, bütün bir gün süren email ve konferans bağlantılarından çok daha verimli. İşte size çılgın bir fikir: Hep birlikte ofisimizde çalışalım, çünkü tek başımıza laptopun başında günlerimizi harcamamız,ortada kültür denen bir şey bırakmıyor.

2. Ajanslarda küçülmenin popülerleşmesi

Ajanslar çalışanlarıyla kısa süreli çıkıp ayrılır oldu. Bir süre çıkıyorlar, sonra bakıyorlar ki artık ilişkinin bir eğlencesi kalmadı, telefondan, “Üzgünüz ama yürümüyor,” diye yazıp ayrılıyorlar. Eskiden işe alım ve işten çıkartma bugünkü kadar kolay değildi. Ama müşteri bulma, Wallstreet, işletmenin baskıları, ve incecik paylar yüzünden filikada kalabilmek için kura çeker olduk.

3. Proje bazlı işlerin çoğalması

Bu madde kendi makalesini hak ediyor. Ama ajansların, işletmelerini sonuçsuz gelir akışlarıyla yönetmeye çalışması, serbest çalışan sayısının artmasına sebep oldu. Çoğu harika insanlar olmalarına rağmen, ikindi çayına kalmadan ajansı terk ediyorlar. Bu serbest çalışanlar ordusu ajanstan ajansa gidip son anda orta çıkan işleri halletmeye yetiyor sadece. Sıkıntı şu ki, bu göçebe serbest çalışanlar farklı ajanslarda büyük miktarda işler bitiriyorlar. Sonuç olarak, halk hep aynı reklamı görmekten sıkılıyor. Sürekli aynı tip insanların işleri üstleniyor olması, kültürün seyrelmesine sebep oluyor.

4. Misyon Eksikliği

Eğer başarılı ajanslara giderseniz, çalışanların bir misyon tarafından birbirine bağlı olduğunu görürsünüz. Bu misyon çok iyi tasarlanmış olmasa da, her çalışanın ajansı geliştirmek ve ilerletmek için birlikte hareket ettiği hissini yaratır. Bizim önümüzdeki işin tamamlanmasına olan mutlak bağımlılığımız, misyonumuzun zamanla sadece hayatta kalabilmeye yönelik olmasına sebep oldu. Hayatta kalmak ise bir misyon değildir.

Şirketlerin kendine özgü kültürleri, ayırt edilebilmelerini sağlar. Özgün kültürleri sayesinde müşterilerin ilgisini çekerler. İşe aldığımız kişiden, neyi komik bulduğumuza kadar farkında olmadan yarattığımız DNA, kültürümüzdür. Kültürü zorla yaratamazsınız: kendiliğinden oluşur. Bazı şirketler kendi kültürlerini ofisin ortasına langırt kurarak veya bir minibarı Tuborgla doldurarak yaratmaya çalışır. Ama gerçek şu ki: kültür sadece insanlardan doğar. Çalışanların zevkleri, şaka anlayışları, değerleri ve kişilikleri şirketin kültürünü oluşturur. Bu süreç organiktir. Olmazsa olmazdır. Bu rekabetteki tek ayırt edici avantajımızdır.

Ama ne yazık ki, kültür gitgide vazgeçilebilir bir yapı taşı olarak görülmeye başladı. Müşteriler, şirket seçerken kültürünün özgünlüğü için değil, işin tamamlanması için para ödüyor. Ne yazık ki, üstün başarının, üstün kültürden doğduğu hala kabullenilmedi.

Endüstrinin en büyük şikayeti, müşteri trendinin sürekli aşağı bakıyor olması ve de bu tamamıyla bizim suçumuz. Ajans kültürleri hiç olmadıkları kadar genelleşti ve şirketlerin kendilerine özgün sunacakları bir özellik kalmadı. Bizim de kendi çalışanlarımıza yaptığımız gibi, bizimle kısa süreli çıkıp sonra da bizden ayrılıyorlar. Biz onların kendilerini uzun süreli bir ilişkiye adamalarını istiyorsak, kendimiz de bu kurala uymalıyız. Kendi kültürümüzü oluşturmalıyız.

Bunu da Starbucks’ta oturarak yapamayız.

Markham Cronin

Markham & Stein Kurucu Ortağı ve CCO’su

 

Kaynak: Adweek

 

 

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.