Eğlence mi bağımlılık mı?

Oyunlar, bir çocuğun zihinsel ve sosyal gelişimi için eğitici, yetişkinlerin de günlük yaşam stresinden bir nebze olsun uzaklaşmasına yardımcı olan eğlenceli araçlardır. Hayal dünyamızın zengin içeriklerini kullanmamıza fırsat veren oyunlar; keşfederek öğrenmeyi, heyecan duymayı, ilişki kurmayı, ödülü ve hazzı yaşatır. 

Çocukken tek işimiz oyun oynamaktır. Kendimizi, dış dünyayı ve sosyal ilişkileri oyun aracılığıyla tanır ve öğreniriz. Yetişkinler de tıpkı çocuklar  gibi oyunla öğrenebilir, bilgilerini daha kalıcı ve kullanışlı hale getirebilirler. 

Oyunlar zihinsel açıdan; neden sonuç ilişkisi kurmayı, akıl yürütmeyi ve yaratıcılığı, duygusal açıdan; heyecan ve ödüllerle gelen hazzı, sosyal açıdan; bir takımın üyesi olma, saygı, kendine güven duymayı, davranışsal açıdan; yeni bilgi ve beceri kazanmayı besleyen faydalı aktivitelerdir.

Geleneksel oyun biçimlerimizde ortak bir mekan paylaşımı vardı ve oyuncular yan yanaydı.  1970’lerde hayatımıza  giren bilgisayar ve atariyle oyun şekil değiştirdi. Sosyal ilişki kurmadan, kişinin kendini istediği gibi yaratabildiği, içinde yaşadığı dünyadan daha fazlasına sahip olabildiği dijital oyun dünyası yaratıldı.

Dijital oyunların piyasaya çıktığı ilk dönemlerde ilgi bu denli yüksek değildi. Çocuklar geniş aileleri ve arkadaşlarıyla büyüyor, sokaklarda özgürce vakit geçirebiliyordu. Nüfusun büyük kentlerde yoğunlaşmasıyla artan güvenlik ihtiyacı, aileleri kendi kabuklarında yaşamaya ve bireyselliğe itti. Oyun yapımcıları psikoloji bilgisinden yararlanarak zengin içerikler oluşturdular. İnsanın saldırganlık ve haz odaklı psikolojik ihtiyaçlarını özgürce gösterebilecekleri oyun dünyasını yaratarak,  milyarlarca kullanıcıya ulaştılar. Günümüzde milyon dolarlık bütçeyle büyük bir endüstri oldular.

Dijital oyunlara en büyük ilgiyi 10-14 yaş arasındaki çocuklar ve ergenler gösteriyor. Oyuncuların %15’i normal dışı kullanımla oyun bağımlısı oluyor. Dünya Sağlık Örgütü 2019 yılında oyun bağımlılığını tedavi gerektiren bir hastalık olduğunu kabul etti. 

Neden oyunlara bağlanıyoruz? 

Dijital oyunlar bizi hayatın sıkıntısından ve yalnızlık duygusundan uzaklaştırır. Popüler kültürün bir parçası olma şansı verir, başarı ve ödül ihtiyacını karşılar, ev içindeki anlaşmazlıklardan uzak tutar. Gerçek hayatta yapılamayacak kanun dışı işleri yapmaya fırsat verir. Saldırgan duyguları besler ve  güçlü hissettirir. Bu deneyimlerle salgılanan hormonlar daha fazla oyun oynama arzusu uyandırır. 

Oyun bağımlılığının zararları nelerdir? 

Bağımlılık derecesinde dijital oyun oynayanlar;  depresif, kaygılı, takıntılı ve öfkeli olur. Yalnızlık ve sosyal ilişkilerin zayıflamasına yol açar. Şiddet içeren oyunlarda saldırganlık ve düşük yaşam doyumu görülür. Uzun zaman oyunda olmanın sonucu, uykusuzluk, beslenme gibi fiziksel hastalıklar için de büyük risk oluşturur.

Tehlikenin boyutunu nasıl anlarız?  

Her oyuncu, oyun bağımlısı değildir. Oyunda çok fazla zaman geçirmek, oyun dışındaki zamanlarda bile oyunu düşünmek, yeniden oyuna dönmeye dair güçlü bir istek, oyun oynayamadığında gerginlik ve huzursuzluk hissetmek oyuncunun sağlığı için tehlike sinyalidir.  Mutlaka bağımlılık konusunda uzman kişilerden destek alınmalıdır. 

Oyun bağımlılığını nasıl önlenir? 

Oyunlara ilgi gösteren ve olumsuz sonuçlarından etkilenen kişilerin yaş ortalaması çok gençtir. Bu nedenle oyun bağımlılığı konusunda ebeveynlere görev düşüyor. Bir çocuğun ya  da lise çağındaki bir gencin sürekli odasında, bilgisayar başında olması görmezden gelinmemelidir. Hayatında isteyip de bulamadığı ve bu oyunlarda yakaladığı şeyin ne olduğu keşfedilmelidir. Çocuklara, gençlere gerçek hayatta tutku ile bağlı olabilecekleri ilgi alanları yaratılmalı, sosyal bağlarını güçlendirilecek etkinliklere ve ilişkilere teşvik edilmelidir. Maalesef ülkemizde iyi çocuk yetiştirmek akademik başarı ile ilişkilendiriliyor. Ailelerde her yatırımın akademik ya da sosyal statü getirmesi bekleniyor. Çocuklar yetiştirilirken, ekolojik duyarlılık, üretkenlik, tarım, tasarruf, doğa sporları, ev işleri gibi gündelik yaşam becerileri konularında bilgilendirilmiyor. Bu alanlarda pasif hale getirilmiş bir pozisyondalar. Potansiyellerini gösterebilecekleri iş ve uğraşıları olmadığı için dijital oyunlara meyletme ihtimalleri artıyor. Onları hayatın içinde proaktif hale getirmemiz gerekiyor.

Hem bireysel hem de toplumsal olarak hepimize çocuklarımızın ve gençlerimizin kapasitelerini geliştiren ortamlar yaratma konusunda görev düşüyor. Ancak böyle olduğunda toplum sağlığını korumak konusunda kapsayıcı ve sürdürülebilir iyileşme sağlayabiliriz. 

Nazire Üzer

İş Psikoloğu

 

 

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 115. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.