“Efor her yerde harcanıyor”

Bu ay yurtdışı sayfalarımızda Türkiye’de birbirinden başarılı işlere imza atmış; kurumsal kültürün de havasını solumuş, freelance çalışmanın da tadına varmış, yetmemiş bağımsız bir ajansın kurucuları arasında yer almış Özge Özdemir var. Şimdilerde Havas Dublin’de digital account manager olarak çalışan Özdemir yurt dışı deneyimini Campaign Türkiye için yazdı.

Yaklaşık 12 senedir dijital pazarlama sektöründe çeşitli rollerde görev alarak çalışıyorum. Türkiye’de MTV Türkiye ile başlayan SSK’lı olma maceramın başlangıcında televizyon sektöründe uzun yıllar çalışacağımı zannediyordum… Bunun nedenlerinden biri de “masa başı iş yapmak istemiyorum” sevdamdı. İnsanın bir işi yapmadan, bir rolü oynamadan onun hakkında fikir yürütmesinin ne kadar boş olduğunu sanırım o zamanlarda anladım. MTV’de ilk yılımı doldurmak üzereyken sektörün gerçekleri üzerime gelmeye başladı. Bu tam da “dijital” diye bir şeyden söz edilmeye başlandığı zamanlara denk geliyordu. Bu konuyla ilgili olarak duyduğum, öğrendiğim her şeyin beni çok heyecanlandırdığını hatırlıyorum. Böylece kariyerimde beni uzun süre etkileyeceğinin farkında olmadığım ama hiç pişmanlık da duymadığım o adımı attım ve departman değiştirerek “dijital”e geçtim. Satışla odaklı yeni rolümü sürdürürken bir yandan da proje yönetimi eğitimi alarak aslında işe bütünüyle hakim olma şansı elde ettim. Bu sırada edinmeye başladığım çevrenin, önümüzdeki 10 yıl boyunca ne kadar etkili olacağını tahmin bile edemezdim.

MTV Türkiye’den sonra, bir mobil network olan Mobilike’ta (bugünkü adıyla Adcolony) ve ardından IPTV alanında Türk Telekom’da farklı ve yeni gelişmekte olan teknolojiler odağında deneyim edindim. Kurumsal bir şirkette çalışmak, akşam 5’te işten çıkmak demekti ve bu da arkadaşlarımın kurumsal olmayan mesaileri bitene kadar freelance işlerle zamanımı değerlendirebileceğim anlamına geliyordu. Kısa bir süre sonra çok fazla müşterim olduğunu fark edip işleri birkaç arkadaşımla paylaşayım derken, kendimizi bir ajans kurmuş bulduk. 4 yıl boyunca, KONG adını verdiğimiz, hiçbir yatırım almadan, sıfırdan kurduğumuz hanedanımızı sürdürdük. Bu 4 yıl boyunca seçim, ekonomik kriz ve Gezi olayları gibi talihsizliklere rağmen çok keyifli bir şekilde çalıştık ve çok şey de öğrendik. Ortaklar olarak bir karar vererek KONG’u kapattık. Bu karar benim için daha önce deneyimlediğim, global bir ajansta (Havas) çalışma konusunda önümde harika bir kapı açtı. Global bir bünyede çalışmanın bana yurt dışında çalışma imkanı vereceği, o zamanlar aklımın ucundan bile geçmiyordu.

Yurt dışında çalışmaya başlamam tamamen kendi çabamla olmadı aslında. Eşim kariyer değiştirmek istiyordu ve onun için en iyi fırsatlar yurt dışındaydı. Bir gün İrlanda’da bir şirketten teklif almasının üzerine rotamızı Dublin’e çevirdik. İrlanda, hiçbir tanıdığımızın olmadığı, hakkında da çok fazla şey bilmediğimiz bir ülkeydi bizim için… Bir ada ülkesi olarak köpeğimizi götürmenin en meşakkatli olacağı ülkelerden biriydi de… Ama doğası bir harika.

Karşımıza çıkan bu fırsatı tüm köprüleri yakarak ve yüksek riskle karşılamak yerine, planlayarak ve fazlara bölerek yönetmeye karar verdik. Eşim önden gidip 6 ay İrlanda’da kaldı, çeşitli Excel tablolarında farklı senaryoları hesapladı ve burada mutlu olabileceğimize inandı… Beni de ikna etmesinin üzerine ben de kendisine katıldım. Bu noktada Havas ailesinin bir bireyi olmanın hayatımdaki en büyük şans olduğunu gördüm. Dublin’e gelmeden önce hiçbir yere CV göndermeme gerek kalmadı. Havas içerisinde yaptığım bir Skype görüşmesinden sonra, İrlanda’ya gelişimin 4. gününde işim hazırdı!

Aynı aile, farklı kültür
Havas ailesi içinde dünyanın hangi ülkesinde olursanız olun müşterilere sunulan iş kalitesi anlamında hiçbir farklılık yok. “Meaningful Brands” anlayışını her ülke uygulamaya devam ediyor. Genel olarak diğer ajansların yapılarında ve işleyişlerinde, süreç yönetimlerinde aynı yolculuğu görüyorum. Reklamcılığın taşıyıcısı olan yaratıcı ekibin yapısı her ülkede, her ajans için benzer olsa da, ajans ve müşteri yönetimi her ülke ve kültür için birbirinden farklı.

İlk başladığım haftalarda ekip yapılarındaki farklılık beni çok şaşırtmıştı. Ekibi olmayan direktörler, keskin olmayan görev tanımları gibi farklı bir anlayışın olmasına adapte olmam zaman aldı. Eskiden uyguladığımızı sandığım adam/saat hesabının gerçek anlamda ne olduğunu burada gördüm! Herkes tarafından saatlerin gerçekten raporlanması, müşterilere fatura edilen işlerin hepsinin saat hesabı ile yapılması gibi keskin kuralların, deneyimlerime dayanarak, Türkiye’de hayata geçirmenin ne kadar zor olabileceğini düşünmeden edemedim.

Mutsuz müşteri neredeyse yok
İç süreçlerdeki onay mekanizmaları gibi özünde işleyişi hantallaştırabilecek olan alışkanlıkların aslında geri bildirimlerle harcanan vakti ne kadar olumlu etkilediğini ve müşteri yönetiminde ne kadar etkili olduğunu burada deneyimleme fırsatı buldum.

Ayrıca müşteriler de genel anlamda daha bilinçli ve brief vermeyi biliyor; ne istediğinin farkında ve tabiri caizse ajansı kaprisleriyle yormuyor. Bu ikili ilişkinin düzeninin hem ajans çalışanlarının hem de müşterinin memnuniyeti üzerindeki etkisini bire birde görmek beni çok mutlu etti. Müşteriler genelde teşekkür ve takdir ediyor ve neredeyse şikayet eden hiç yok! Müşterinin arkasından konuşan takım arkadaşınız da yok. Bu düzeyli ilişki hem şirkete uzun vadeli kontratlar ve müşteri ilişkileri olarak geri dönüyor hem de ajans içerisindeki ekibin uzun soluklu olarak aynı yapıda yıpranmadan devam etmesine vesile oluyor.

Kültür farkı
Tüm bu pozitif etkiyi bir yandan da toplum kültürüne de bağlamak gerektiğini düşünüyorum. Örneğin; burada (İrlanda’da veya genel olarak Avrupa’da) bir şeyi açık sözlülükle ve direkt olarak istemek ayıp değilken; Türkiye’deki gibi, elde olan bir potansiyele daha fazla efor harcayıp onu büyütmenin tadını yakalamak ise zor; çünkü burada müşteriye fatura alamayacağınız zamanı harcamak pek mümkün değil.

Efor her yerde harcanıyor
Yurt dışında çalışmanın bana öğrettiği en önemli şeylerden biri, her yerde (yurt içinde de, dışında da) benzer seviyede efor harcandığı. Hangi kültürde çalışırsanız çalışın, enerjinizi buna verdikten sonra işinizi yapabileceğinizi görüyorsunuz. Ayrıca o kadar çok iş fırsatı var ki, insanın kendine güveni geliyor. Aynı ajansta yıllarca çalışmanın motivasyonu “Buradan daha iyi nereye geçebilirim ki?” gibi karanlık bir iyimserlik yerine, diğer fırsatları görmenize rağmen bulunduğunuz yerde gerçekten kalmak isteyebiliyorsunuz.

Artık her kültüre ayak uydurabileceğimden çok eminim. Bu nedenle farklı kültürleri de deneyimlemek istiyorum. Çeşitli sebeplerden dolayı İrlanda’da geçirdiğimiz iki senenin sonunda Almanya’ya taşınma kararı aldık. Ay sonunda Berlin’e taşınarak dünyayı oradan deneyimlemek için sabırsızlanıyorum!

Özge Özdemir
Digital Account Manager, Havas Dublin.

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye 97. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.