Dünya’nın ihtiyaç duyduğu değişimi başlatabilirsiniz

Unilever ve Dole liderleri, “şirketiniz yeşil aklamayla suçlanmaktan korkuyorsa, belki de bununla meşgul olmamalısınız” tavsiyesinde bulunurken sürdürülebilirlik eylemlerinde nasıl samimi ve özgün olunur konusunu masaya yatırıyor.

Eğer dünya “doğaya karşı savaşa” girmeyi bırakacaksa tüketicilerin, şirketlerin ve hükümetlerin hepsinin dahil olması gerekiyor. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Ekosistemler ve Biyoçeşitlilik Başkanı Midori Paxton’a göre; pazarlamanın da hayati bir tetikleyici rol üstlenmesi gerekiyor.

Paxton, Campaign Connect’te bir panel tartışmasında: “Tabii ki tüketicilerin pazarı şekillendirmek için muazzam bir gücü var fakat tüketimin yönünü asıl belirleyen pazarlamadır. Dolayısıyla pazarlama, büyük davranış değişiklikleri getirebilecek bir güçtür.” şeklinde konuştu.

Paxton, araştırmacı Erica Chenoweth’in, büyük bir siyasi hareketi harekete geçirmek için bir ülkedeki nüfusun sadece %3,5’inin değişim talep ettiğini gösteren çalışmasına atıfta bulundu. Paxton, “Bu, düşündüğümden çok daha düşük bir yüzde. Reklam ve pazarlama sektörleri, hem gezegen ve insanlar için hem de sürdürülebilir ve kârlı işletmeler için büyük adımlar atabilmeli, değişimi başlatabilmelidir.” dedi.

Paxton’a panelde iki marka temsilcisi katıldı: Unilever Güneydoğu Asya ve Avustralya Ev Bakımı Bölümü Başkan Yardımcısı ve Kumaş Geliştiriciler Kategorisi Global Başkanı Deepak Subramanian ile Dole Başkan Yardımcısı Christian Wiegele.

Hem Subramanian hem de Wiegele, şirketlerinin sürdürülebilirliği sadece bir KSS uygulaması olarak almadıklarını, aynı zamanda stratejinin merkezi bir parçası haline getirdikleri hakkında konuştular.

Her ikisi de yeşil aklama konusunda hesaba çekilmekten korkan şirketlere tavsiyelerde bulundu ve ortaya çıkan ortak sonuç oldukça mantıklıydı – ve şirketler için kabul etmesi biraz da zordu: “Yeşili aklama yapmayın.”

Wiegele: “Sürdürülebilirlik yolculuğuna uzun zaman önce çıktık. Bunu geçen yıl temel stratejimize dahil ettik ve bence üç faktör var. Birincisi, net bir görüş açısına sahip olmak; nereye varmak istiyorsunuz? İkincisi, alabildiğine özgün olmak. Üçüncüsü, herhangi bir kestirme yol kullanmayın.” dedi.

Bahsettiği üçüncü noktada Wiegele, karbon ayak izlerini azaltma taahhüdünde bulunan ancak daha sonra bu yükümlülüğü yerine getirmenin en kolay yolunu izleyen şirketleri kastediyordu.

Şirketler dürüst olmalı ve kendilerini gerçekten zorlamalı. Wiegele sözlerini şöyle bitirdi: “Zor yol, karbon ayak izinizi gerçekten azaltmaktır.”

Subramanian ise şöyle konuştu: “Pazarlamacılar her zaman fayda merdiveninden bahseder: İşlevsel fayda, duygusal fayda, toplumsal fayda. Bu üçünün sıralanması gerekir ve ürünün oynadığı rol konusunda gerçekten net olmalısınız. Sağladığınız toplumsal fayda ile güçlü bir bağlantı oluşturmalı. Sadece bir kez, yapım aşamasında o kilidi çok sıkı tutturduğunuzda, sürdürülebilirlik hakkında konuşma şeklinizde oldukça özgün olabilirsiniz.”

İkinci ilke, konuşmadan çok eylemdir. Burada Subramanian, her ikisi de sorunlara bağlılıkları açısından özgün olmakla birlikte köklü amaçlara sahip olan Unliever markaları Lifebuoy ve Dove’a atıfta bulundu.

“Üçüncü kısım ise tam etkinizi bilmek ve karbon ayak izini anlamak için bilime dayalı ölçümü kullanmakla ilgili.” dedi. Örneğin Subramanian; kendi departmanında karbon ayak izinin ne kadarının kullanılan kimyasallardan kaynaklandığını, ne kadarının tüketicilerin ürünleri kullanımında oluştuğunu bildiğini ifade etti.

“Bu nedenle kimyasal ayak izimizde, plastik ayak izimizde veya tüketicilere ürünlerimizi kullanma konusunda ilham verme şeklimizde gerekli önlemleri almamız gerekiyor. Bu üç şeyi özgün bir şekilde yaparsak, kimse greenwashing’ten şikayet etmez.”

​​Matthew Miller

Campaign Asia-Pacific Şef Editörü

 

 

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 121. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.