Dünyanın geleceği için eşsiz bir fırsat: İklim Krizi

Şüphesiz, bugünlerde iklim değişikliği, küresel ısınma, orman yangınları, kuraklık ve selleri daha çok gündemimize alıyor ve tartışıyoruz. Niye? Çünkü, artık bu konular hayatımızı ciddi olarak etkilemeye başladı. Daha önce hiç görmediğimiz felaketlere tanık oluyoruz. Gerçek trajedi de burada: Dünyayı bu hale getirerek lanetleyen yine insan.

Seri üretim ve takip eden çılgın tüketim modelleri 1800’lü yıllarda Sanayi Devrimi’nden sonra hız kazanmaya başladı. Fosil yakıtlar ve teknolojik gelişmeler tarafından körüklenen ucuz enerji, ekonomik genişlemeyi teşvik etti. Balıkçılık ve balina filoları okyanusları trolledi. Madenciler ve keresteciler tropik bölgeleri yağmaladı. Avrupalı tüccarlar okyanusları geçtiler. Küreselleşme sadece ürünleri değil, tüm dünyada sürekli değişen tüketim pratiklerini de tüm dünyaya yaydı. Tropik meyveler, değerli tüketicilerine sunulmak için okyanusları aştı.

O zamandan beri insanlar, 4,5 milyar yaşındaki dünyanın doğal kaynaklarını hiç olmadığı kadar hızlı ve vahşi tüketmekle kalmıyor, aynı zamanda doğaya da geri dönülmez zararlar veriyor. Medeniyet, teknoloji, yaşam pratikleri yıllar içinde gelişse de maalesef adalet ve eşitlik gibi temel meseleler yüzyıllardır değişmiyor!

Doğa acı çekiyor. 

Doğa da artık isyanda. Çölleşme, kuraklıklar, biyoyakıtlar ve aşırı otlatma, her yıl 12 milyon hektarlık arazinartık ekilemez hale gelmesine yol açıyor. Ve dünyadaki sulak alanlar günden güne azalıyor. Bugün 1 milyardan fazla insan yeterli temiz suya sahip değil.

Nehirler, göller ve akiferler dünya çapında kuruyor. Birçoğu kanalizasyon, endüstriyel atık, çöp, böcek ilaçları ve kimyasal gübrelerden ciddi şekilde kirleniyor. Birleşmiş Milletler, 2025 yılına kadar 1,8 milyar “mutlak su kıtlığı yaşayan” kişi olacağını ve dünya nüfusunun üçte ikisinin su kıtlığı olan coğrafyalarda yaşayacağını öngörüyor.

Aynı okyanusta yelken açıyoruz ama farklı gemilerdeyiz!

İklim krizinin biz insanları eşit olmayan bir şekilde etkilediğini, bazılarımızın hala makul derecede rahat olduğunu, birçoğumuzun ve giderek büyük bir çoğunluğun aç ve yoksul olduğunu kabul etmeliyiz.

Evet, hepimiz aynı okyanusta yelken açtığımız için benzer tehditlerle karşı karşıyayız. Ama aynı kalite ve güçteki gemilerde değil. Bazılarımız diğerlerine göre çok daha fazla kaynak ve imkana sahip. İklim krizinin herkesi etkileyeceği düşünüldüğünde, bu eşitsizliğin çok temel sorunları tetikleyeceği de aşikar.

Örneğin, tüm dünyada iklim mültecilerine hazır mıyız? Açlık ve su kıtlığı yüzünden vatanını terk eden insanlara? Peki, iklimle ilgili savaşlar ne olacak?

Ne yazık ki iklim değişikliği ve genel olarak çevre sorunları tüm dünyada aynı şekilde algılanmıyor.

Bu hayati konular etrafındaki tüm tartışmalar daha iyi bir dünya oluşturmak için yapmaya değer. Sadece her zaman akılda tutulması gereken çok önemli bir şey var: İklim Adaleti. Eski İrlanda Cumhurbaşkanı ve iklim adaleti hareketi lideri Mary Robinson’ın belirttiği gibi: “İklim krizi her şeyden önce bir sosyal adalet krizidir.”

Dünyanın geleceği için eşsiz bir fırsat.

Şimdi tam da bu aşamada, sürdürülebilir odaklı girişimlerle ekonomiler, üretim ve tüketim pratikleri bir bütün olarak değiştirilecek veya dönüştürülecekken, iklim değişikliği eylemleriyle -iyi niyetle- aradaki boşlukları kapatmaya çalışmak iyi bir fırsat olabilir.

Sürdürülebilirlik girişimleri; sosyal, çevresel ve politik açılardan her gün acı içinde yaşadığımız dünyanın toksik yanından çıkış olabilir.

Düşünün! Bu, belki de gerçek bir değişiklik yapmak ve böylece sadece seçilmiş olanlar için değil tüm canlılar için ‘gerçek sürdürülebilir bir dünya’ oluşturmak için en büyük şans olabilir.

O halde çok geç olmadan #ŞimdiHareketeGeç

 

Arda Öztaşkın

Yapı Kredi Kurumsal İletişim Direktörü

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.