Doğru yeteneklerle bir araya gelmek

Ajans tarafında yaklaşık 15 sene geçirdikten sonra, 2015 yazında freelance çalışmaya başladım, o senenin sonunda da şirketleşmeye karar vererek Stratejik Planlama ve Danışmanlık şirketim Ronin’i kurdum. Halen kendi dalımda tek başıma freelance işler yapıyorum, ancak kendi markamın varlığı bana alışkın olduğum “profesyonellik” hissini yaşatmaya devam ediyor, kendimi bazı freelancer’lar gibi sahipsiz, yersiz-yurtsuz, bir gün orada bir gün burada, savrulma halinde, vs. değil de, kendi şirketimin patronu gibi hissediyorum. Bu kapak dosyasındaki yerimi bile sorgulamadım desem yalan olur :))

Daha yola çıkarken, geleceğin freelance’te olduğunu hissetmiştim, hala da bu fikirdeyim. Teknolojinin bunu mümkün kılması tabii ki önemli bir eşikti, ancak işe ve ekiplere bakışın da bir evrimden geçmesi gerekiyordu, sanırım artık bu dönüşüm de yavaş yavaş tamamlanıyor. Artık kurumlar (ajans ya da reklamveren fark etmez) ofise kaçta gelindiğine, kaç saat ofiste durulduğuna takılmıyor da, direkt olarak yapılan işin kalitesine bakabiliyor, projelere ayrı ayrı değer biçebiliyor, zamanlamalarını buna göre kurabiliyor, dolayısıyla gerekli yerlerde, karşısındaki freelancer’ın yeteneğine, bilgisine ve sorumluluk duygusuna da güveniyorsa, çok rahat bu tip denklemlere girebiliyor. Sektörde maliyet kontrolünün önemini bu denli arttırdığı bir dönemde, özellikle Avrupa’daki birçok isimli ajans, çoktan iç ekipleri minimal düzeye getirip, projesine göre freelance ekiplerle çalışmanın tadına varmış durumda… Ben de letgo vesilesiyle Crispin Porter Bogusky Londra ofisi ile senelerce bu tip bir denklemde, yerli kreatif ekiplerle birlikte planlamacı olarak yer aldım, hiçbir problem yaşamadığımız gibi son derece başarılı, etkin ve hatta ödüllü kampanyaları aynen bu düzende çıkardık. Dolayısıyla doğru kurumlar, doğru yeteneklerle bir araya geldiğinde çekinecek hiçbir şey yok, orası kesin…

Ancak freelance hizmet vermek isteyen yetenek havuzunda ülkemize has bir tıkanıklık hissetmiyor değilim.
Yola ilk çıktığım dönemde etrafımda ajanslarda aradığını bulamayıp kendi yoluna gitmek isteyen çok sayıda senior reklamcı vardı, o dönem dönüşümün hızla geleceğine, eski tip çalışma düzenlerinin yerlerini hızla daha esnek, daha eklektik, daha geçici ama daha yoğun çalışma düzenlerine terk edeceğini düşünmüştüm. Ancak son birkaç yıldır ekonomide yaşanan dalgalanmalar sebebiyle, o dönemde freelance işler yapan çoğu kişinin, kendini yeniden “maaşlı” dünyanın güvenli sularına attığını görüyorum, o yüzden sanırım bu konuda batı dünyasına yetişmemiz biraz zaman alacak…
Bu noktada söylenecek tek şey: Geç olsun güç olmasın… Bu dönüşüm illa ki gerçekleşecek; işimizin doğası tek bir bakış açısına hapsolmamayı, sürekli beslenebilmeyi, farklı ortam ve projelerde, farklı insanlarla bulunmayı, sürekli taze ve heyecanlı olmayı gerektiriyor. Var olan sistemlerin tıkanıklıkları ve zorlukları da ortada… Velhasıl bence freelance’in yükselişinden kaçış yok ve iyi ki de yok, zira her şeyin “fee’ye yedirildiği”, dolayısıyla da hiçbir şeyin ne ederinin, ne de değerinin net olduğu bir dünyada iş yapmak hakkaniyetli de değil, sağlıklı da…

Kendi adıma konuşursam, Ronin’in 4. yaşını kutlamaya hazırlandığım bu günlerde, artık 20 yıla yaklaşan kariyerimde yaptığım en iyi şeyin kendi yoluma gitmek olduğunu düşünüyorum. Peki tavsiye eder miyim? Değişir… Eğer şu ana kadarki kariyerinizde belli bir tecrübe ve repütasyon seviyesine geldiğinizi hissediyorsanız, asıl uzmanlığınızın yanı sıra müşteri ilişkileri, iş geliştirme, sekreterya, muhasebe, muhaberat, sosyal medya, vs. yüklerini taşımaya hazırsanız, sabit gelirsiz hayatın maddi iniş-çıkışları ve buna bağlı ruh çalkantıları ile baş edebilecekseniz ve en önemlisi de işini seven, sorumluluk sahibi biriyseniz, sizi de aramıza bekleriz. Sürüden ayrılınca kurtlar kapmıyor. Test ettim, %100 çalışıyor 🙂

Yelda Aktuna
Ronin, Kurucu

Bu yazı, Campaign Türkiye 93. sayısında yayınlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.