Doğru danışmanlığı vermek önemli

Sosyal veya çevresel anlamda “iyi” olmak, bunu kapitalist piyasa ekonomisi içinde yapmak kolay değil. Bu sebeple buna paralel giden bir diğer tartışma da kapitalist üretim ve tüketimi yani hakim piyasa ekonomisini yeniden tanımlamak üzerine başladı.

İşletmelerin karar almadan evvel operasyonlarının sonuçlarının sosyal ve çevresel etkilerini tanımlandığı, risklerin analiz edildiği, risklerin kaynağında bertaraf edildiği veya o kaynağa farklı alternatifler geliştirildiği yeni iş yapma biçimleri bu tartışmanın temelinde yer alıyor.

Günümüzde tüketici ve kullanıcı çok daha bilinçli, özellikle sosyal ve çevresel risklerin neden olduğu sonuçları kendi yaşam süreleri içinde görüyorlar ve bunun sonuçlarıyla karşı karşıya kaldıkları için de hem markalara hem de maruz kaldıkları iletişimlere karşı çok daha ihtiyatlı, çok daha dikkatliler. Sorguluyorlar, sorgulamalarının temelinde markanın samimiyeti var. Bu bağlamda dün olduğundan daha fazla bu konu gündeme geliyor, bu noktada da aklama yapmak yerine kabul etmek, negatif etkiyi değiştirmeye yönelik aksiyon taahhüt etmek marka için çok daha iyi ve gelecek odaklı bir strateji olacaktır. 

Markaların dönüşüm yolculuğu 

Biz ajansların asli görevi, danışanı olduğumuz markaya uzmanlığımız doğrultusunda “büyüme getirecek stratejiler” geliştirmek. Günümüzde ise büyüme artık sadece işletmeyi ve karlılığı odağına alan o dar  noktadan; ekosistemin tüm paylaşlarıyla ele alındığı, uzun soluklu, kazan-kazan ilişkisini önceliği haline getiren bir çehreye büründü. İletişim dünyası da bu dönüşümle düşünmeye, kurgulamaya ve aksiyon almaya çoktan başladı. 

İşimizin kapsamı, müşterimizden aldığımız brief’i bu gözle değerlendirip ürün ve çözüm yelpazemizi genişletmekten, iletişim bütçesini daha amaç odaklı ve sürdürülebilir bir etkiyle kullanmaya kadar genişledi. 

Hal böyle olunca, amaç odaklı marka yaratmak ya da sürdürülebilir marka dönüşümleri de bilgi ve danışmanlığın arandığı alanlar haline geldi. Burada altını çizmek istediğimiz birkaç nokta var. Niyeti ve yola çıkış amacı iyi olsa dahi, sürdürülebilir olmadığı halde ya da yaptığının çok ötesinde bir algı yaratmak isteyen bir markaya asıl olarak “doğru danışmanlığı” vermek çok kıymetli. Doğru olan; müşteriye tüketici davranışları, sivil toplum kuruluşlarının potansiyel reaksiyonlarını anlatmaktır. “-Mış” gibi üzerine bir strateji kurmaması için doğru bir yönlendirme yapmaktır.

Benzer şekilde yüksek karbon tüketimi olan müşterinin sürdürülebilirlik yolculuğunu tanımlamak, olumlu etki sağlayabileceği alanlara kaynak aktarmasını sağlamak, yenilikçi çözümlere açık olmasını ve bu çözümleri sürekli geliştirerek operasyonlarının çevresel etkisini minimize etmeye çalışmalarını sağlayacak danışmanlıkla birlikte hizmet vermek olur. 

En nihayetinde sürdürülebilirliği öncelikle bir yönetim yaklaşımı olarak kabul etmek, işletmenin ve markanın kendi operasyonlarında ve değer zincirinde bu yaklaşımı yaygınlaştırmasını sağlamak en kıymetlisi, o zaman ürün veya hizmetin iletişiminde ele alınan konular tutarlı, hesap verilebilir ve güven inşa edebilir olacaktır.

Özlem Çıragöz

Mindshare Stratejiden Sorumlu Yönetici Ortak

 

 

 

Aysun Sayın

WPP, İnsan Kaynakları, Çalışma Kültürü, İç İletişim ve Sürdürülebilirlikten Sorumlu İcra Kurulu Üyesi

 

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 121. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.