Doğru bilgilerle emin adımlar attık

Bu yazıya başlarken pandemi öncesinde ne durumda olduğumuza değinmeden olmaz. Bu görevi de beni en çok etkileyen yapımlardan biri olan “Years and Years” dizisinden bir anektoda bırakıyorum. Peki neden bu dizi? Çünkü dünyanın belki de şu anki ruhunu şekillendiren sahte gerçekçilik (post-truth) kavramını inanılmaz bir kontrastla çok gerçekçi bir şekilde gözler önüne sermekte.

Volkan İkiler,                                              CEO, Concept İstanbul

Dizinin ilk bölümünde bir bebek doğar. Annenin 30’lu yaşlarındaki kardeşi bebeği kucağına alır ve sonra şu tiradı atar: “Böyle bir dünyada çocuk sahibi olmak ister miyim bilmiyorum. Her şey birkaç sene öncesine kadar daha iyiydi. 2008’den önce politikanın sıkıcı olduğunu düşünürdük. Ama şimdi her şey için endişeleniyorum. Şimdi yalan haberler, yalan olaylar var. Artık neyin gerçek olduğunu bile bilmiyorum.” Ve sonra yeni doğan bebeğe dönüp “Dünya şimdi bile bu kadar kötüyse senin için nasıl olacak?” diyordu.

Salgından önce de sahte gerçeklik yüzünden anksiyete pazarlaması kavramı konuşuluyordu. Bunun üzerine 2020 de dünya için kötü başlamıştı. Ticaret savaşları, ülkeler arası gerilimler derken neler olup bittiğinden ve olacağından emin olmak oldukça zordu. Bir de üstüne COVID-19’dan ciddi olarak bahsedilmeye başlanan ocak ayından itibaren de bilinmezlik iyice arttı. İnterntte üretilen komplo teorileri bu durumu perçinliyordu. Virüs ülkemizi etkileyecek mi bilmiyorduk ancak gitgide çevremizi sarmakta ve yaklaşmaktaydı.

Concept olarak doğru bilgilerle emin adımlar atmak için ajans içinde küçük bir ekip kurduk. Tüm dünyadaki insanlar gibi bizim de ilk defa karşı karşıya olduğumuz bir tehdit olmasına rağmen soğukkanlılığımızı korumalıydık. Bu yüzden bilgiyi kaynağıdan edinmeye çalıştık. Hem Dünya Sağlık Örgütü’nden hem de Sağlık Bakanlığı’ndan gelen haberleri takip ederek iş arkadaşlarımızı aralıklarla bilgilendirmeye başladık. Özellikle hijyen kurallarına nasıl uyacağımızı, kendimizi ve sevdiklerimiz nasıl koruyacağımza dair bilgileri çalışanlarımızla paylaştık. Kapsamlı bir hijyen sağlamak için kapı kollarından masalara ofisin her noktasını alkol bazlı solüsyonlarla günde defalarca dezenfekte ettik. Her masaya el soküsyonları koyduk ve her iki saatte bir ateş ölçümü gerçekleştirdik. Yurt dışına yapılması planlanan iş seyahatlerini erteledik. Ve sonunda sosyal mesafe kavramının virüse karşı etkili bir formül olduğu bilgisini edindikten sonra iş arkadaşlarımızın, ailelerinin ve toplumun sağlığını korumak için uzaktan çalışma yöntemine geçtik.

İnsanlar markalardan korkuyu onlarla birlikte alt etmeyi talep ediyorlardı. Bu yüzen tüketicinin değişen ihtiyaç ve beklentilerine anında cevap verebilmek için hızlı, çevik ve becerikli çalışma ekipleri kurduk.

Aslında ajans olarak teknolojik altyapımız bu duruma çok uygundu. Hali hazırda uzaktan kolaylıkla bağlanılabilen hızlı bir server sistemimiz vardı. Başlarda birlikte çalışma kültürene inanan ve birbiriyle temas kurdukça güçlenen çalışanlarımızın bu duruma nasıl ayak uyduracağı hakkında tereddütlerimiz vardı. Ancak teknolojinin de yardımıyla mesafeler sadece algıda kaldı. Birbirimizle bağlantıda kalarak efektif bir şekilde işlerimizi sürdürmeye devam ettik.

Tüketiciler için salgının ilk dönemindeki belirsizlik, yaşanan şokla birlikte yerini korkuya bırakınca markalara ve ajanslara çok daha büyük sorumlululuk düşüyordu. Bildiğiniz gibi kriz Çince’de aynı zamanda fırsat demek. Müşterilerimizle de bu dönemde yepyeni bir çalışma şeklini deneyimleme fırsatı yakaladık. İnsanlar, dünyada ve ülkemizde yapılan araştırmalara göre bu dönemde markaların iletişimini kesmesini istemiyorlardı. Bir bakıma televizyonu açtıklarında reklam görmek onlar için “her şey demek ki o kadar da kötü değil” demekti. Bunun yanı sıra insanlar markalardan korkuyu onlarla birlikte alt etmeyi talep ediyorlardı. Bu yüzen tüketicinin değişen ihtiyaç ve beklentilerine (duygusal ve fonksiyonel) anında cevap verebilmek için birlikte hızlı, çevik ve becerikli (agile) çalışma ekipleri kurduk. Durmadan yükselen ve azalan toplumsal tansiyona cevap verebilmenin yolu buradan geçiyordu. Esnek yapılar kurarak ve taktiksel işlere ağırlık vererek sayesinde hızla değişen koşullara markalarımızla birlikte en iyi uyum sağlayan olmaya çalıştık. Birlikte tüketicinin nabzını gün gün tutarak, araştırmalar yaparak onlara gerçekten fayda sağlayan ve bu zor dönemde hayatlarını kolaylaştıran projeleri hayata geçirdik. Bundan sonraki dönemde de insanlar markalardan, cilalı imajlardansa çok daha fazla hayatlarına pozitif katkısı olacak aksiyonlar talep edecekler. İletişim bakımından ise onların derdini dert edinenin, empati yapabilenin, samimiyetini kaybetmeyenin, hiçbir şeyi gizlemeyenin ve gerçeklik hissini onlara tattıran markaların peşinden gidecekler. Yani kısacası söyleme değil; ekomomik, sosyolojik ve çevresel faydaya bakacaklar.

Uzun lafın kısası, böylesine büyük değişim yaratan olayların içerisinde bulunan dönemde kolay kolay etkileri anlaşılamaz. Mesela kimse Fransız Devrimi’nden sonra kapitalizmin geleceğini tahmin etmemişti. Veya bir yarasa yüzünden tüm bu olan biteni yaşayacağımızı. Bu yüzden bu dönemin etkilerini yaşayıp göreceğiz. Ben de bireysel olarak minörden majöre ne gibi değişiklikler olacağını görmek ve deneyimlemek için sabırsızlanıyorum…

Volkan İkiler,

CEO, Concept İstanbul

 

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye’nin 102. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.