Değişimin ayak sesleri çalışma hayatında yankılanıyor

2020 ile beraber gündemimizden hiç düşmeyen koronavirüs hayatlarımızı köklü bir biçimde değiştirmeye devam ediyor. Belki de hiç sorgulamadığımız ya da sorgulayıp “nasıl olsa değişmez, bu düzen böyle” dediğimiz pek çok kural, yargı gözlerimizin önünde yıkılıyor.

Bir yandan ezbere bildiğimiz kavramlar, kurallar birer birer çatlayıp dökülürken bir yandan da dünyanın hala devam ediyor oluşuna uyum sağlamaya çalışıyoruz. Sonuçta biz ne kadar olağanüstü şeyler yaşarsak yaşayalım; dünya dönüyor, hayat devam ediyor ve birilerinin hala yetiştirmesi gereken işleri var.

Peki bu süreçte iş hayatımıza ne oldu? Daha doğrusu ne olacak? Aslında ne olduğunu hep birlikte yaşadık. Bir anda masalarımızı boşalttık. Önce yanımıza en çok gerekenleri aldık, nasıl olsa bir hafta sonra döneriz diye düşündük. Ama işler hiç de düşündüğümüz gibi gitmedi.

Campaign editörlerinden Gideon Spanier, Eylül ayında kaleme aldığı bir yazısında reklam endüstrinin iki devi Omnicom ve Interpublic’in, tasarruf için dünya çapında kesintiye giderek toplam 1.5 milyon fit karelik bir alandan vazgeçtiğini duyurmuş ve aslında bizlere ‘dönülecek bir ofis hayatı olacak mı ki’ sorusunu sordurtmuştu.

Bu sorunun nedeni; sadece büyük yapıların mekanlardan vazgeçişleri değil, aynı zamanda yeni dünya ile şekillenen tercihlerimizdi de. Artık evde çalışmayı, en azından bazı zamanlarda ofiste olmaya tercih ediyoruz. Forbes’un hazırladığı bir rapora göre çalışanlar, eski masalarına dönmek için pek de acele etmiyor. ABD, İngiltere ve Avustralya’da uzaktan çalışmaya geçiş yapan her beş çalışandan üçü evden çalışmayı tercih ettiğini söylüyor. 55 yaşın altındaki her dört çalışandan sadece biri ofise geri dönmek istiyor. Çalışma şeklinde yaşanan bu geçişten sonra ise evden çalışanların çoğunluğu (%59) kalıcı olarak hem ofiste hem de evde çalışmayı sağlayan karma bir çalışma sistemine geçmek istiyor. Şirketler iş yerlerinde yaşanan bu kültürel değişimi başarmış gibi görünüyor. Anketi yanıtlayan katılımcıların yaklaşık %41’i şirketlerinin artık personele bir süre uzaktan çalışma seçeneği sunduğunu belirtiyor.

Peki ya sınırlar?

Evden çalışmayı sevdik ama zaman içerisinde gördük ki bu durumun da kendine has zorlukları var. Özel hayatın içine inşa ettiğimiz iş hayatı, iş hayatından arta kalan vakitlerde var etmeye çalıştığımız sosyal hayatımız bize evden çalışmanın da bazı kuralları olması gerektiğini gösterdi.

Abbott Mead Vickers BBDO CEO’su Sarah Douglas bu duruma şu satırlarla dikkat çekiyor: “Ev, iş ve aile arasındaki sınırların bulanıklaştığı bir dönemden geçiyoruz; bu sınırları belirleyen hiçbir şey kalmadı. Bir lider olarak tam da bu noktada çalışanlarıma yardımcı olmak istiyorum. Benim, onların zaman çizelgelerine, ajandalarına ihtiyacım yok; benim, onların akıllarına, beyinlerine ihtiyacım var.

Pandemi ve ardından evden çalışmaya başlamamızla beraber tüm sınırlar ortadan kalktı. Açıkçası insanların evlerindeki refah, benim en büyük kaygılarımdan biri haline geldi. Evden çalışmanın tehlikelerinden biri olan her an çalışılabilir olma anlayışını son derece tehlikeli buluyorum.

Liderler olarak da evden çalışmanın; “her zaman çalışabilir/ iş için her an çevrimiçi” gibi bir anlama gelmemesini sağlamakla yükümlüyüz.

Böylesi zorlu bir dönemde insanların kendi iç dengelerini sağlamak, endişelerini yönetmek adına geliştirdikleri ve herkesin uyguladığı tek bir yöntem yok.

COVID-19 salgınının başlangıcından bu yana, ekiplerimizle çok açık olduk ve herkesi, kendi günlük ritimlerini geliştirmeleri için serbest bıraktık. Ayrıca çeşitli ortak çevrimiçi toplantılarla da onlara destek vermeye çalışıyoruz. Aslında içinde bulunduğumuz durumu ne kadar anlarsak, o kadar empatik oluruz. Ne kadar çok duruma hakim olup bilgi sahibi olursak da yaratıcılığımız o kadar keskinleşir. Yaratıcılığın gerçek rengini ve genişliğini sergilediğimiz ve hepimizin daha da insanlaştığı, düzensizliğin içinde düzen aradığımız bir deneyim yaşıyoruz. Bana sorarsanız; tamamen insanı odağına alan ve onlarla iletişim kurmak için tasarlanan bir endüstri için, bu durum ancak iyi bir şey olabilir.”

Liderlik etmenin tam zamanı!

Sarah Douglas bir CEO olarak, bir yönetici olarak ama her şeyden de önemlisi insan olarak sıra dışı günler yaşadığımız bu dönemde çalışanlarının refah seviyelerini korumayı öncelik haline getiriyor ve bir yandan da bizlere yeni dünyanın artık yeni bir lider anlayışı olduğunu gösteriyor.

Peki bu yeni liderlerden neler bekleniyor? CourtAvenue CMO’su Julia Mayer-Janovic bu süreçte liderlerden beklenenleri şöyle sıralıyor:

“İletişim kurun’

Şirketin geneline toptan hitap ettiğiniz o uzun e-postayı unutun. Akıllı telefonunuzu veya dizüstü bilgisayarınızı alın ve çalışanlarınızla konuşun. Sadece üst düzey yöneticileri kastetmiyorum, tüm çalışanlarla iletişim kurun. Onların yüzünüzü görmelerine, sesinizi duymalarına izin verin. Aslında video konferanslarda; pijamalarınızla oturduğunuzu, birkaç gündür duş almadığınızı söyleyin. Bu konularda 2-3 dakikalık bir video hazırlayıp paylaşın.

‘Empati yapın’

Küçük çocuklarınız da olabilir, karamsar gençlerle bir arada da olabilirsiniz, belki de evde yaşlı akrabalarınızla berabersiniz ya da yalnız başınıza izolasyondasınız… Hepimizin uyum sağlamasını gerektiren yepyeni bir düzen hayatımıza girdi. Gıda ve temizlik malzemelerini tedarik etmek stresli değil mi? Evde spor yapıyor musunuz? Adeta bağımlısı haline geldiğiniz “yeni gerçeğimiz” başlıklı bir podcast ya da video serisi var mı takip ettiğiniz?

Ritüellerimiz bozulduğunda insanlar bu durumla baş etmek için yeni mekanizmalar geliştirmekte zorlanabiliyorlar. Kendinizi onların yerine koymaya çalışın ve onlara yalnız olmadıklarını söyleyin.

‘Takdir edin’

Personelinizin çabalarını fark edin ve minnettarlığınızı daha sık ifade etmeye çalışın.

‘Mütevazı olun’

Her ne kadar küresel bir krizin içinde olsak da insan, kesinlikle ihtiyacı olmayan ve tamamen lüks olarak adlandırabileceğimiz şeylere de bakmadan, hatta paylaşmadan edemeyebiliyor. Zaten sahip olduğumuz lüksleri sosyal medyada paylaşmak son derece popüler bir tavır haline geldi. Lütfen, buna bir süre ara verin ve kendinize saklayın. Siz bu şekilde davranırsanız bu durum çalışanlarınıza da yansıyacak ve etkisi düşü ndüğü nüzden çok daha büyük olacak.

‘Motive edin’

İnsanlara, insan ruhunun esnekliğini hatırlatın. Şu an yaşadığımız kriz, gezegenimizin ilk krizi olmadığı gibi sonuncusu da olmayacak, ama iyileşeceğiz. Onlara bu durumda bile iyimser bir bakış açısıyla işlere, hayata yaklaşılabileceğini gösterin.

Beğenin ya da beğenmeyin; artık bir kriz yöneticisisiniz. Çalışanlarınızın sağlığına dair bir garanti veremezsiniz ya da şu an çalıştıkları pozisyonların devamlılığına dair bir güvence de veremezsiniz belki ancak bu fırtınada geminizi kararlılık ve şeffaflıkla yönetebilirsiniz. Birilerine destek ve ilham olmak için bir fırsat olarak görebilirsiniz bunu.”

Anahtar sözcükler: İş yeri kültürü

Ofislere dönme konusunda kararsızız, ev ve iş hayatımız arasındaki sınırlar kaybolduğu için sıkıntılıyız, sağlığımız hala tehlikede, bizi anlayan yöneticilere ihtiyaç duyuyoruz, işlerin devam etmesi gerekiyor… Belki de bu kaosu aslında en iyi aydınlatacak kavram iş yeri kültürüdür… Mekana bağlı kalmayan, gerçek bir iş yeri kültürü… MediaCom CTO’su Sue Unerman bu konuda şunları söylüyor: “Bazı işletmeler iş yeri kültürünü ofis içinde kontrol edilip izlenebilen ve beslenebilen bir şey olarak görüyor. Hatta böylece duvarlara veya asansörlere kurumsal değerler çizebileceklerini düşünürler. Atıştırmalık olarak tatlılar veya daha sağlıklı bir seçenek olarak muz sunarlar. Toplantı odalarında yaratıcılığı teşvik eden puflar bulundururlar. Açıkçası, bu hamleler, asla iyi bir kültür sağlamak için yeterli değildi. Bir kat boya ve iyi bir halı atmosferi canlandırabilir evet, ama duygusal kültür doğru olmadığı sürece bütün bunlar gerçeği maskelemekten öteye geçmez.

Bir de ofis ritüelleri vardır. Medya sektöründe çalışmaya başladığımda, öğleden sonraları bir ritüel olarak ofiste kriket oynanıyordu. Bu eğlence kavramı benim eğlence anlayışımla pek de örtüş mediği için bu ritüel beni sadece dışlanmış hissettiriyordu.

Evden çalışma ve hibrit ofis modellerini konuştuğumuz bu günlerde iş yeri kültürü oluşturmak adına zorluklarla karşılaşacağımız gibi fırsatların da bizi beklediğini unutmamak gerek. Kapsayıcı, herkesin sahiplendiği ve paylaştığı bir vizyon etrafında olmak önemli ve hiç de basit değil. Bu, herhangi bir liderin ekibine aktarabileceği bir şey de değil. Bu yüzden CEO’lara daha fazla iş düşü yor.

Keşfedilmemiş bir dünyadayız, daha çok iş yerindeki etkileşimlerle kazandığımız anlayış, bilinç, yeni normalde nasıl devam edecek pek bilemiyoruz. Eskiden golf sahalarında ya da barlarda inşa edilen kariyerler, yapılan beyin fırtınaları golf oynamayı sevmeyenleri ya da alkolle arası çok da iyi olmayanları geride bırakıp onları çoğu zaman görmezden geliyordu.

Sadece gerçek anlamda bir kültüre sahip olan işletmeler, düşü nce çeşitliliği açısından ödülleri topladı. Sıradan karşılaşmalar veya tesadüfi toplantılar gelecekte daha az olası hale gelirse, ofisteki sosyal hayatımız devam etmezse CEO’ların bu konudaki rolü çok daha önemli olacak. Her türlü yeteneğin teşvik edildiği, kimsenin kendini dışlanmış ya da görmezden gelinmiş hissetmediği, kapsayıcı bir kültür yaratmak artık onların elinde.”

Pandemi daha ne kadar sürecek? ‘Yeni normal’in yeni’sini ne zaman atacağız? Çalışma hayatında bizi neler bekliyor? Bu soruların yanıtlarını net bir şekilde yanıtlamak zor ama en azından yaşadığımız süreçte ne gibi zorluklarla karşılaştığımız, neleri iyi, neleri kötü yaptığımız ve neleri hiç yapamadığımız konusunda kendimize karşı dürüst olabiliriz. Geleceği beklerken aslında onu, şu an attığımız adımlarla şekillendirdiğimizin farkında olarak ilerleyebiliriz.

Campaign Türkiye’nin bu sayısında değiştirdiğimiz, değiştirmek zorunda kaldığımız çalışma kültürünü mercek altına alıyoruz.

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye’nin 109. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.