Değişimi seviyoruz

Akşam saatleri. Ajansta hepimiz televizyon başındayız. Sağlık Bakanı Türkiye’de ilk vakanın tespit edildiğini açıklıyor. Beklediğimiz bir haber. Bugün olmasaydı yarın olacaktı zaten. Hemen toplanıyoruz. Biliyoruz, virüs hızlı yayılıyor. Bizim de hızlı olmamız gerek. O güne kadar hep hızlı kararlar alabilen, hızla yeniliklere adapte olabilen bir ajans olmakla övünmüşüz. Çok deneyen, kimi zaman yanılan ama çabuk öğrenen bir ajans olmakla gurur duymuşuz. Toplantıdan ajansı kapatma kararıyla çıkıyoruz. “Uzaktan bazı şeyler mümkün olabilecek mi? Fikir toplantıları verimli geçebilecek mi? Sihrimizi kaybetmeden yola devam edebilecek miyiz?” Bunları bilmiyoruz. Sadece değişimi seviyoruz. Yaratıcılık, konfor alanlarından uzaklaşmakla ilgilidir biraz da. Konfor alanlarımızdan uzaklaşmanın bize iyi geleceğini düşünüyoruz.

Bizden yaklaşık 6 hafta sonra tüm ülke eve kapanıyor. Bu sırada biz çalışma düzenimizi oturtmuşuz. Evde olmanın, evde kalmak zorunda olmanın içgörülerini, hislerini biriktirmişiz. Yaratıcılık, doğru zamanda doğru duyguda iş üretmekle ilgilidir biraz da. Bizim 3-5 aydır yaşadığımız duygular kitleselleşiyor. İlk işimiz meyhanedeyiz.biz için yaptığımız “Elbet Bir Gün Kavuşacağız” işi oluyor. Eski filmlerimizden ilgili sahneleri keserek üretiyoruz bu filmi. İş o kadar ses getiriyor ki, peşi sıra benzer brief’te, benzer duyguda işler yayınlanmaya başlıyor. 

Hemen ardından, 65 yaş üstü meselesinin konuşulma değerini seziyoruz. Arçelik, “Önce Büyükler” proaktif fikrimizi sunuyoruz. Markamız da bizim kadar hızlı karar alıyor, tüm operasyonlarını düzenliyor. Sadece stok görüntüler kullanarak hazırladığımız film yine çok ses getiriyor. Öyle ki, takip eden haftalarda çok benzer mekanizmalı işler görmeye başlıyoruz.

Virüsle mücadele eden sağlık çalışanlarının canhıraş uğraşları, sadece alın terlerini değil canlarını da ortaya koymaları sonucu müteşekkir hissediyoruz ülkece. Sağlık çalışanlarına canı gönülden teşekkür ediyoruz. Onların yaptıkları ödenmez ama pandemi başka kahramanlar da yaratıyor. Evde kalmamızı yolda kalarak sağlayan kuryeler de bu kahramanlardan. Yaratıcılık, herkesin bakmadığı yerden bakmakla ilgilidir biraz da. Cem Yılmaz’ın sesinden, evimizden çıkmadan kuryelere Go-Pro’lar takarak çektiğimiz Opet, “Bir Teşekkür” proaktif fikrimizi de tam da bu dönem yayınlıyoruz. Tüm Türkiye’yi kapılarına notlar asarak kuryelere teşekkür etmeye çağırıyoruz. İş neredeyse bütün büyük kanalların ana haberlerine konu oluyor. Başka markalar filmimizi paylaşıyor, insanlar kapılarına teşekkür notları asıyor.

Eve kapanma süreci, yasaklar, kısıtlamalar tahmin edilenden uzun sürüyor. Kısıtlamaların getirdiği kitlesel duygular yerini yeni alışkanlıklara bırakmaya başlıyor. İnsanların ekranla olan ilişkileri daha da güçleniyor, derinleşiyor. Filmler, diziler, içerikler hızla tüketiliyor. Tüketildikçe iyi hikaye arayışları artıyor. İyi hikaye arayışı arttıkça beğeni çıtaları yükseliyor. Bildiğimiz anlamda reklam filmleri ya da formatları tüketiciler için zulüm olmaya başlıyor. Zorla maruz kaldıkları, nefret ettikleri ‘şeyler’ haline geliyor. Bu bizim ajans olarak uzun zamandır kafa patlattığımız, yapılandığımız ve sürekli kendimizi eğittiğimiz bir konu. Yaratıcılık, iyi hikayeleri iyi anlatmakla ilgilidir biraz da. Pandeminin hızlandırdığı bu değişim açıkçası işimize geliyor. Hikaye anlatma gücümüze inanan, fikirleri, briefleri ve vizyonlarıyla bizi destekleyen müşterilerimizle birlikte bir bir anlatıyoruz hikayelerimizi. Arçelik’le pandemi öncesi hayata geçirdiğimiz “Aşkımızın Telvesi” işini, bu sefer pandemide “Büyük Kavuşma”, “Mıştık”, “Kurudu Umudu” işleri takip ediyor. Her birinden büyük etkiler alıyoruz ama sanırım en hoşumuza giden ve her birinin altında yapılan onlarca ortak yorum şu oluyor: 

“İlk defa bir reklamı geçmeden, büyük bir zevkle sonuna kadar izledim.”

Zaman geçiyor alışıyoruz. Uzaktan çalışmaya, uzaktan fikir bulmaya, uzaktan bu fikirleri satmaya, uzaktan hayata geçirmeye… İçselleştiriyoruz. Başlarda tuhaf gelen hiçbir şey tuhaf gelmemeye başlıyor. Ama tuhaftır, alışsak da bazı şeyleri unutmuyoruz. Unutmadığımız her şeyi de çok yoğun özlüyoruz. Sinemaya gitmeyi, sinema çıkışında el ele tutuşmayı, gecenin körü sokakta yürümeyi, dolmuşa binmeyi, bir yerlerde rakı içmeyi, hiç hesapta yokken masaları birleştirmeyi özlüyoruz. Yaratıcılık, kendini iyi dinlemekle ilgilidir biraz da. Biz, bu özlemlerle yanıp tutuşurken. Yeni Rakı Global’den bir brief geliyor. Sadece yurt dışında yayınlanacak bir İstanbul filmi. “Biz bu kadar özlediysek yurt dışındakiler ne özlemiştir be!” diye başlıyoruz, özlemlerimizi akıtıyoruz filme. Bu sadece başroldeki kadının hikayesi değil, hepimizin hikayesi. Unutulmaz anılarımızın hikayesi. İnanılmaz bir etki yaratıyor iş. Hala da inanamıyoruz zaten.

Şimdi dönüp bakıyorum da güzel işler yapmışız. İyi fikirli işler… Zaten yaratıcılık da iyi fikirle ilgilidir ve iyi fikirler bazı virüsler kadar hızlı yayılır.

Taylan Yapıcı

Blab İstanbul, Yaratıcı Yönetmen / Kurucu Ortak

 

 

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 112. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.