Değişim bir yandan da korkutucu

Son 10 yıl içerisinde hayatımıza katılan farklı çevrim içi modülleri bir yapboz parçası olarak kabul edersek, şu anda yapbozun temel tahtasını da görmüş durumdayız diyebiliriz. AR, VR, NFT, blockchain vb. birçok çevrim içi modül hayatımıza girmişti. Bunların bazılarında etkileşim bir türlü hızlanamadı, bazıları ise daha hızlı kullanım ile hayatımıza nispeten daha yüksek giriş sağladı.

Temelde hepsinden yüksek verim alınacak evrenin, fiziksel hayat olmadığı oldukça açık, zaten etkileşim bazılarında bu sebeple düşük kalıyor. Hayatımıza yeni giren bu modüllerde hız, hesaplama, etkileşim karşısında insan yaşamının fiziksel gücü, insanın fiziksel değeri yeterli değil. Kollarımız, ellerimiz, vücudumuz bilginin akışına yetişecek evrimi geçirmedi. Burada tek bir parçamız ancak bu sanal dünyanın hızıyla baş edebilir ve aynı yol üzerinde koşabilir. Bu da tabii ki insan beynidir.

Metaverse bu noktada %99 olarak beynimize hitap ediyor diyebiliriz. Son 100 yıl içerisinde artan değişim hızı gerçekten insanları tatmin etmiyor. Değişimdeki logaritmik yükseliş inanılmaz bir bağımlılık yaratıyor. Fiziksel hayatın yetersiz kaldığı bu noktalarda insanoğlu yine değişim katsayısını artırıp sanal hayata geçelim ki her şeyi her an değiştirebilelim diyor. Güzel bir kumar. Aklımda şu var; insan DNA’sı büyük bir değişime girecek. Fiziksel varlığın yetersiz kalması ve sanal dünyaya geçiş, insanlık için ikinci evrimdir diyebilirim. Bu değişim içerisinde biz nerede olacağız? Anne ve babalarımızın internetle tanıştığı, ona yaklaştığı ve deneyimlediği, bazen ve halen korktuğu gibi bir psikoloji mi? Muhtemelen ondan biraz daha iyi olacağız. Ben şu anda sanal gözlüğümü takıp fiziki olarak gitmesem de New York’ta, Times Square’de olmak istiyor muyum acaba? Bu şekilde her yere gidebilmek, her şeyi sanal dünyada deneyimleyebilmek gerçek bir deneyim midir peki? Toskana’da sanal bir şarap mahzenine gittiğimde, şarabın nasıl yapıldığını “gördüğümde” kokusunu da alabilecek miyim? Alamazsam bu beni rahatsız edecek mi? Farklı bir açıdan, tekrar gözlüklerimi takıp üniversite yıllarında her hafta cumartesi, Taksim/Burger King önünde arkadaşlarımı bekleyip, buluştuğum ve inanılmaz mutlu olduğum, tatmin olabildiğim o günlerdeki Taksim’i yaşayabilecek miyim?

Açık konuşmak gerekirse insan bunları yazarken bile biraz korkuyor. Temelde değişimin güzelliği oldukça cazip ve çekici fakat bir yandan da korkusunu yenmek oldukça zor. Metaverse ilk olarak zannediyorum 90’lı yıllarda konsept olarak konuşulmaya başlanmıştı. 30 yıl içerisinde biraz daha gerçekleşmesine yaklaştık. Metaverse bundan sonra aşağı yukarı 20-25 yıl içerisinde platform olarak beynimize bağlanacak yani hayata geçecek. İşte bu andan sonra değişimin hızı, günümüzle karşılaştırıldığında milyonlarca kat daha hızlı olacak. İş arkadaşlarınızla toplantı yaparken ‘acaba bugün Londra’da bir kafede mi yapalım yoksa Miami’de denize karşı bir restoranda mı konuşalım’ diyeceğiz. Ne konuşacağımızdan çok, nasıl ve nerede konuşacağımız daha mı önemli hale gelecek? Ağır bir sanal dünya ile birlikte ciddi bir felsefi varoluş noktasını sorgulamaya başlamamız gerekecek. Biz ne için ve niye yaşıyoruz? İşte böyle bir sorunun bugün yüzlerce cevabı olabilir, milyonlarca cevabı olan dünya ise metaverse dünyasıdır.

 

Volkan Biçer

Ludus Venture Studio Ortağı

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 118. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.