Değişen çalışma kültüründe öz-ne?

Belki de ofiste en çok zaman geçiren ve bunu kendine “kültür” edinen sektör için bir günde evden çalışmaya başlamak da bir nevi kültür devrimi oldu ve her devrim gibi bu da sancılı oldu ama kendinden önceki “doğruları” değiştirmeyi ya da sorgulatmayı da başardı. Çalışma kültürümüzdeki en büyük değişiklik “esneklik” kavramı üzerinden şekillendi çünkü belki de ilk defa çalışma saatleri dışında esnek olması gereken başka kavramlarla yüzleştik. Dikey hiyerarşileri yatay hale getirmek gibi… Daha fazla inisiyatif almak gibi… Problemleri çok daha kompakt şekilde çözmek gibi… İş emanet ettiğin herkese güvenebilmek ve iş aldığın herkesin güvenini kazanabilmek gibi…

 

Tabii tüm bu değişimlere hepimiz aynı koşullar altında adapte olmadık. Çok konforlu ofislerimizden döndüğümüz evler ne kadar çalışmaya elverişli, yeni çalışma hayatı ne kadar güvenliydi? Bazı ajanslar, en başta kendine bu soruyu sordu ve buna göre hareket etti. çünkü işlerin aynı verimlilikte devam etmesi için çalışanlara da alışkın oldukları standartların sunulması gerekiyordu. Örneğin, biz Tazefikir’de, ilk haftadan itibaren “pandemi gerekçesiyle” işten çıkarılmayacağımızı bilerek iş kalitesi dışında bir şey düşünmek zorunda kalmadan çalışmaya devam ettik. Her sorunumuzun dinlendiği ve çözümlerin üretildiği, içinde bulunduğumuz süreçle ilgili düşüncelerimizi ya da çekincelerimizi düzenli olarak dile getirebildiğimiz karşılıklı güvenden ve yaratıcılıktan taviz vermeyen bir yapı içindeydik. Bir günde geçtiğimiz evden çalışma düzeninin neredeyse 1. yılına yaklaştığımız bugünlerde de dönüp geriye baktığımda, çalışanını hiçbir konuda yalnız bırakmayan bir yönetim ve buna karşılık olarak da işini her zamankinden daha çok sahiplenen bir ekip yapısının oturduğunu görüyorum. Yani aslında birbirimizden fiziksel olarak ayrı kaldığımız bu bir yıl Tazefikir’i birbirine çok daha sıkı bağladı.

Bunun gibi benzer politikalarla, örneğin internet paketi, online eğitim üyelikleri, evdeki çalışma ortamının iyileştirilmesi gibi konularda çalışanlarına destek olan başka ajanslar da oldu. Bu da, tıpkı Tazefikir’de olduğu gibi onlarla çalışanların aidiyetini, çalışmayanların ise bir gün onlarla çalışma isteğini artırdı. Bu çalışma sistemi gelecekte süresiz olarak böyle devam eder mi bilemiyorum ama ederse de ilk 1 yıllık sınavı başarıyla geçen Tazefikir gibi ajanslar bu sürecin uzun vadede de kazananları olacaktır. Yani 2000’lerin sonundaki dijitale ayak uyduran ve uyduramayan ajansların yerini 2020’de yeni normale ayak uyduran ve uyduramayanlar aldı. Sanırım şu anda da “yeni nesil ajans” olmanın tanımı, iş ürettiğin mecra kadar işi ürettiğin mekandan da geçiyor. Yani işi hybrid bir yapıda, çalışan tercihlerine göre hem evde hem de ofiste üretebiliyor musun yoksa ofiste üretmeyi zorunlu mu kılıyorsun? Çünkü günümüzde hiçbir ajans, dijital altyapısının bu dönüşüm için yetersiz olduğunu kabul etmeyecektir. Eğer bu dönüşümün gerçekleşmesindeki tek engel çalışan – yöneten arasındaki güvensizlikse de bu sorun, pandemiden bağımsız ve aşılması gereken bir başka sorun demektir çünkü birbirinden global markalar evden ya da hybrid çalışmaya geçtiklerini açıklarken kendini her zaman müşterilerine göre konumlandıran biz ajansların bu yeni düzeni kabullenmesi ya da sürdürmesi kaçınılmaz olacaktır.

Bizlere gelince her ne kadar ekip arkadaşlarımızla bir arada olmayı, oksijenin azaldığı odalarda o an için muhteşem gelen ama ertesi sabah o kadar da iyi gelmeyecek fikirler bulmayı özlesek de bir süre daha ayrı kalacağız gibi görünüyor. Tabii bu ayrılığın en büyük artılarından biri de o fikirleri, oksijenin her geçen dakika azaldığı odalarda düşünmek zorunda olmamak. Özetle yeni düzende birçok şey gibi ne kadar ekip olabildiğimiz de sınanıyor. Birbirini her gün zorunluluktan gören iş arkadaşları mıydık yoksa hala her gün konuşan, tartışan, birbirinin fikirlerini öldüren ya da büyüten ekip arkadaşları mıyız? Pandeminin bizden cevabını istediği en önemli sorulardan biri de bu oldu.

Fiziksel olarak aynı çatı altında olmasak da kafa olarak aynı çatı altında olabiliyor muyuz? Bunu yaparken de birbirimizin yaşam alanına ve zamanına saygı duyabiliyor muyuz? Çünkü evet, hep evdeyiz ama hep müsait değiliz. Bunu ekip arkadaşlarımıza hatırlatmak kadar kendimize de sık sık hatırlatmakta fayda var. Evde çalışırken evle işi ayırabilmek… Bu, evde kendimize kurduğumuz bir stüdyo da olabilir; köpeğimizi gezdirdiğimiz bir park da; çalışma masamızın hemen yanındaki bir kanepe de… Yeter ki “iş çıkışı” kendimizi atabileceğimiz bir alan yaratalım. Tabii daha önemlisi ve önceliklisi kendimize bir “iş çıkışı” yaratalım.

Kim bilir, belki yavaş yavaş süresiz evden çalışmaya dönerken azalan ofis maliyetlerini, çalışanların gelişimi ve mutluluğu artsın diye harcamaya başlarız. Böylece Çin’den çıkıp hayatımızı değiştiren bir “kriz”, hayatlarımızın ilerleyen dönemlerinde Çincede olduğu gibi “fırsat”la aynı anlama gelir.

Tolga Tunçel

Senior Copywriter, Tazefikir

 

 

 

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye’nin 109. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.