Dave Trott: Her ne pahasına olursa olsun, yaratıcılık gereklidir

Creative Blidness kitabının yazarı Dave Trott, yaratıcılıkla ilgili bir hikaye anlatıyor.

Yüz yıl önce, prematüre dört bebekten üçü hayatta kalamazdı. Bu durum az gelişmiş ülkelerde değil, Avrupa ve ABD’de yaşanıyordu. Doktorlar ve hemşireler bu bebekleri kurtarmaya çalıştılar, ancak yapabilecekleri bir şey yoktu. Küçük bebekler formlarına tam olarak kavuşmamış, az ve yetersiz beslenmişlerdi. Kendilerini ısıtmak için yeterli ısıyı bile üretemeden yüzden %75’i öldü. Tıp mesleği yaşanan bu durumun doğal olduğunu kabul etti.

L’Hôpital Paris Maternité’de çalışan Etienne Tarnier hariç.

Etienne Tarnier, çiftliklerde tavukların yumurtalarının sıcak tutularak alındığını farketti ve 1880’de meslektaşı Dr. Pierre Budin ile birlikte aynı yötemi bebeklerde denemeye başladı.

Isıyı koruyacak kutular, ışığın içeri girmesi için bir cam ve minik vücudu sıcak tutmak için sıcak bir su şişesi geliştirdiler. Kuluçka makinesini icat ediyorlardı.

Bu makine ile prematüre bebeklerin hayatta kalma oranının çok daha yüksek olduğunu fark ettiler.

Yapılacak ilk şey ‘’Kuluçka makinelerini’’ hastanelere kurmaktı.

Ancak tıbbi otoritelerin hiçbiri bu kadar saçma ve pahalı bir makineye ilgi duymadı.

Bunun birinci sebebi, prematüre bebeklerin öleceğine inanmalarıydı.

İkinci sebep ise, çiftliklerin ve tavuk yumurtasının insanlarla bir bağlantı olamayacağını düşünmeleriydi.

Bu yüzden başka bir meslektaş, Dr Martin Couney, tıbbi kurumlarla ilgilenmemeye karar verdi.

Altı adet kuluçka makinesi yaptı ve onları Berlin’deki 1896 Dünya Sergisi’ne götürdü.

Ardından altı bebeği alabilmek için Berlin Charité Hospital’den yardım istedi.

Bebeklerin prematüre olmasından dolayı öleceklerinden emin olan hastane bebekleri ona verdi.

Dr. Martin Couney, hemşireler kiraladı ve kuluçkadaki bebekleri halka gösterdi.

Sergi “Couney’nin Kinderbrutanstalt” (Couney’nin Çocuk Kuluçkahanesi) olarak adlandırıldı.

Halk, prematüre bebekleri görebilmek için para ödedi.

Tüm tıbbi tahminlere karşı, altı bebeğin tamamı sağlığına kavuştu ve hayatta kaldı.

Dr. Couney, 1901 yılında aynı şeyi New York Buffalo’daki Pan Amerikan Sergisi’nde, 1902’de Dünya Fuarı’nda ve 1903’te Coney Island’ta , Dreamland’de ve Luna Park’ta yaptı.

İnsanların bu küçük, birbirlerine sarılmış, dünyanın en şirin, küçük bebeklerini görmek için 25 sent ödeyeceklerini biliyordu.

Fakir aileler, bebeklerine hayatta kalma şansı verdikleri için doktora çok minnettardı.

Coney’in kuluçka makineleri, Coney Island’da gelecek 40 yıl boyunca müşterilere pazarlandı.
Bu süre zarfında, 8.000 prematüre bebeğin içerisinden 6.500 bebek sağ kalmayı başardı.
Bu kuluçkalar sayesinde prematüre bebeklerin hayatta kalma oranı %25’ten %85’e çıktı.

Yaşanan bu gelişmelerin ardından tıbbi otoriteler mantığın yolunu izlediler.

Bugün kuluçka makineleri dünya çapındaki hastanelerde hayat kurtarmaya devam ediyor.

Geleneksel bilgelik, otoriteye sahip olan insanların sorgulanamayacağını söylüyor.
Kuluçka makinesini icat eden bu asi doktorlar geleneksel bilgeliği dinlemiyorlardı.
Ama bu doktorlar haklı olduklarını biliyorlardı ve ne gerekiyorsa onu yaptılar.

İnsanlardan 25 sent almak zorunda kalsalar bile yaptıklarını göstermeleri gerekiyordu.
Bir hastanede hayat kurtaramasalar, fuar alanında hayat kurtaracaklarını biliyorlardı.

Eski bir Çin Atasözünde bahsedildiği gibi: ‘’Yapılamayacağını söyleyenler, bunu yapmaya çalışanların önüne geçmemeliler.’’

 

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.