Cesur olanlar öncü olacak

Bugünlerde metaverse konusu herkesin dilinde. Zuckerberg’ün Facebook çatısı altındaki şirketleri Meta altında toplaması, birçok kişinin şüpheyle yaklaştığı yeni dijital evrenler trendini daha somut hale getirdi.

Her ne kadar dijital dünyada yaşayanlar ya da bilim kurgu hayranları için yabancı bir tanım olmasa da birçokları için iki günde unutulup gidecek sabun köpüğü olarak görülmeye devam ediyor. Bu görüşleri sosyal medyanın parlamaya başladığı yıllardan çok iyi hatırlıyorum ve bugün, o zamanların tekrarı yaşanıyormuş gibi hissediyorum. Markaların da ajansların da o yeni çağa ayak uydurması hiç kolay olmamıştı. Sosyal medya da 15 yıl öncesinin metaverse’ü sayılabilir. O günün geleneksel ajanslarına alternatif olarak sosyal medya ajansları hızla çoğalmış, büyümüş ve sosyal medya çağında markaları temsil etmek için öncü olmuşlardı. Şimdi de metaverse, NFT ajansları birer birer kurulmaya başladı bile.

Artık nasıl ki sosyal medyanın etkisini tartışmıyorsak, yakın gelecekte metaverse’ü de tartışmayacağız. Pazarlama iletişimi profesyonelleri için sosyal medyanın yeşermeye başladığı o günlerden bu yana dilimize oturmuş geleneksel ve dijital diye bir ayrım var. Belki de artık dijital için geleneksel ve yeni nesil dijital diye bir ayrım yapmanın zamanı gelmiştir.

Sosyal medya devriminde olduğu gibi, metaverse’ün de yakın gelecekte reklam sektörü için yepyeni kapılar aralayacağını düşünüyorum. Bazı markalar şimdiden bu alana yatırım yapmaya başladı.

Ünlü moda şirketi Dior’un Çinli gençleri etkilemek için mobil bir oyunu piyasaya sürdüğü düşünüldüğünde, konunun ne kadar ciddiye alındığını fark edebiliriz. Bu oyunlaştırma alanı, reklam sektörü için açılan kapılardan belki de en önemlisidir.

Sadece markalar da değil, geçtiğimiz günlerde Güney Kore’nin Seul kenti yönetimi, 2030 yılına kadar şehrin bir metaverse versiyonunu yapacaklarını açıkladı. Dijital varlığınızla bürokratik işlemlerinizi yapabildiğiniz, turizmden kültürel aktivitelere kadar dijital bir şehir deneyimi yaşadığınızı düşündüğünüzde, reklam sektörünün bu alanda nasıl yer alabileceğini hemen aklınıza getirebiliyorsunuz fakat bunlar, şu anki reklam sektörü reflekslerinin ürünü. Oysa metaverse bundan çok daha fazlasını vadediyor ve yakın gelecekte sadece oyunların değil, insanların istedikleri gibi yaşayabildikleri bir dijital cennete dönüşmesi kaçınılmaz. Bu cennette yaşarken sahip olacakları her şey de dijitalleşmiş olacak.

Öncelikle metaverse denen şeyin bir evren -hatta birçok geliştirici tarafından yaratılan birçok evren- olduğunu aklımızda tutmalıyız. Her biri kendine özgü, kendi içinde kuralları olan dünyalarla karşılaşacağız. Oyunlarla bağı kuvvetli olanlar için bu, PUBG ile Fortnite’ın farkını bilmek kadar kolay.

Böyle bir bağı olmayanlar için özetlemek gerekirse; her bir metaverse dünyası kendi başına bir gezegen gibi. Mars yüzeyinde zıpladığınızda belki beş metre kadar yükselebilirsiniz. Dünyanın fizik yasalarına göre ise bundan çok daha azına ulaşmanız mümkün.

Metaverse’ün vadettikleri tam da bu noktada başlıyor. Bir dünyanın kuralı, başka bir dünyada işlemeyebilir. Siz de buna göre stratejiler ve yaratıcı işler geliştirmek zorundasınız. Sürekli yaşayan bir dünyada yapılan gerçek zamanlı reklamlar, şu an yapılan gerçek zamanlı sosyal medya iletişiminin ötesine geçerek anlık takibi mümkün kılacak. Bu da daha hızlı olmak gerektiği anlamına geliyor.

Şu an metaverse üzerine çalışan reklam endüstrisinde teknoloji girişimleri, bildiğimiz sektör aktörlerinin oldukça önünde görünüyor. Adını bile duymadığımız girişimler, büyük markalardan yatırımlar alıyor ya da onlarla iş birlikleri yapıyor. Sektörümüzde henüz bu dönüşüme liderlik edecek bir insan kaynağı bulunmuyor. Bu konuda büyük oyuncuların girişimleri satın alma yoluna, geri kalanların ise dış kaynak kullanımına yöneleceğini düşünüyorum. Bu yönüyle sosyal medya patlamasının bir benzerini yaşıyoruz.

Markalar için işler elbette biraz daha zor. Sadece sayıların değil, dijital bir deneyimin de devreye girdiği bu yeni evrede markaların insan kaynaklarında da değişim olması gerektiğini düşünüyorum.

Gerçekten dijital deneyimi anlayabilen, yeni nesil pazarlama yöneticilerine ihtiyaç duyacaklar. Bir marka için metaverse’te yer almak şu anda iki ana konuya ayrılıyor. Birincisi, tıpkı büyük sosyal medya platformları gibi bilinen bir evrenin içinde yer almak. Şu an Facebook (Meta) ve benzerlerinin kurmaya çalıştığı bu. İkinci yol tamamen kendine özgü bir evren yaratmak. İlk etapta markalar izle ve gör politikasıyla hareket edip rakiplerinin ne yaptıklarını gözlemleyecek. Ardından dene ve gör politikasına geçerek bu evrene adım atacaklar. Böyle olmasını yadırgamıyorum. Bunu sadece bir trend olarak görmeden önce anlamak ve doğru bir strateji kurmak gerekiyor fakat her zamanki gibi cesur olanların öncü olduklarını göreceğiz. Bazıları içinse reklam ajanslarına gönderilecek “Biz de böyle bir şey istiyoruz.” mailleriyle karşılık bulabilir.

Korhan Kurt

Co-Founder / General Manager Promoqube

 

 

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 118. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.