Cannes Lions 2015’te 6 kavram – 6 anlam

Ahmet Akın, Cannes’da konuşmaları dinlerken kendisine göz kırpan kelimeler ve tanımlamalar arasından altısını seçti ve orijinal dillerinde anlamlarıyla birlikte paylaştı.

“Eachness”

120 yıl önce William James tarafından geliştirilen bu kavram, beyin temelli araştırmalarla tekrar gündeme geldi. Aynılık (Sameness) hepimiz için kolay ve huzur verici olmakla birlikte insan beyni sadece “Eachness”i fark ediyor. Doğada her bir bitki ve canlının birbirinden farklı olması gibi, insanlar tarafından yaratılan markaların da kendi “eachness”lerini oluşturmaları gerekiyor. Bir kamera kadar her şeyi kaydedemeyen ve kognitif anlamda aşırı yüklenme yaşayan insan beyni belki de “sameness”e olan toleransın en düşük olduğu noktada.

 “Algorithmic Intelligence”

İnsanoğlu bir taraftan beynin içinde yer alan “frontal cortex”i anlamaya çalışırken, diğer taraftan giderek daha az karar vermeye ve belki de frontal cortex’ini daha az kullanmaya başlayacak. Her tarafta karşımıza çıkan algoritmalar artık “virtual personal assistant”larla hayatımızın içine girecek. Bir uçak kaçırdığımızda frontal cortex’imiz devreye girmeden, “vpa”ler bizim adımıza, araç kiralama şirketine, otele, uçak şirketine ve hatta sevdiklerimizden hangisine haber vereceğine karar verecek.

 “Snackability”

İçinde yaşadığımız çağda, uzun süreli zaman, dikkat ve emek isteyen bir yemek gibi olmak yerine bir “atıştırmalık” gibi olmak. Bir “atıştırmalık” kadar rahat ulaşılabilir olmak, tüketmesi keyifli ve paylaşılması kolay olmak.

“Subcutaneous”

“Cildin altında olan” anlamına gelen ve henüz bize her anlamda yabancı duran bu İngilizce kelime, cildimizin altındaki dokulara yerleştirilecek çiplerle biz farkında olmadan bedenlerimizin, etrafımızdaki diğer insanlarla ve dijital araçlarla bağlantıda olmasını sağlayacak. Bu aşamada bize korkunç gelse de, evcil hayvanlar üzerinde çalışmalar başladı. Bakalım insanlar üzerinde çalışmalar ne zaman başlayacak.

“Cultural Moments”

Avustralya’da Phillip Hughes isimli bir kriket oyuncusunun hayatını kaybetmesi üzerine Paul Taylor isimli bir taraftar bahçesinin duvarına dayadığı kriket sopasının üstüne şapkasını koyuyor ve çektiği fotoğrafı sadece 14 takipçisi olan Twitter hesabından #putoutyourbat ile paylaşıyor. Bir gün geçmeden dünya çapında bir harekete dönüşen bu olay bizlere “kültürel anları” yakalamanın önemini gösteriyor. Doğru zamanda, doğru anda yapıldığı zaman sosyal medyada mucize boyutunda bir hareket başlatmak mümkün. Bazen milyonlarca dolar bütçesi olan markaların başaramadığını 14 takipçili bir kişi sezgileriyle ve samimiyetiyle yapabiliyor. Özgecan olayında İdil Elveriş’in başlattığı #sendeanlat da aynı etkiyi yaratan bir çağrıydı. Kültürel anları yakalamak işte bu kadar özel bir şey.

“Delusional Ambition”

Pharrell Williams’a bu kadar projeyi nasıl hayata geçirdiği sorulduğunda “With a blind delusional ambition” cevabını verdi. Dünyanın geldiği noktada, aklı başında, mantıklı bir hırsla bu kadar hayali gerçekleştirmek mümkün değil. Ancak bir yanılgı kadar gerçekdışı ya da gerçeküstü bir hırsla büyük başarılara imza atabiliriz. Daha önceki yıllarda Crispin Porter Bogusky CCO’su başarılarının arkasındaki temel felsefenin “delusional positivity” olduğunu söylemişti. Bu kadar çalkantılı bir alanda çalışırken, ancak gerçekdışı iyimserlikle ayakta durabiliriz ve yola devam edebiliriz.

Ahmet Akın

Kramp Kurucu Ortağı

Bu yazı Campaign Türkiye’nin Temmuz 2015 sayısında yayınlanmıştır.


Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.