artwork

Buyurun, vasatlığın tadını çıkarın!

5 ay önce

0

Sektörün iki çok büyük problemi var: İyi fikrin karşılığını alamamak ve kaliteli insan kaynağının giderek azalması. Bu iki problem birbirlerini tetikleyen tehlikeli bir ilişkiye sahip. İyi adama iyi şartlar sunmanız lazım. Kazandığı para, çalıştığı ortam, çalışma şartları vs vs. Bunları sunmak için de iyi kazanmalısınız. İyi kazanmayan hiçbir reklam ajansı çalışanına iyi şartlar sunamaz ve bugün olan da bu; ajanslar kazanamıyor, kazanamayan ajanslar eskisi kadar cazip şartlar sunamıyor ve bu yüzden artık sektörde iyi reklamcı çok çok az. 

Herkes biliyor ki bir marka gerçekten fark yaratmak istiyorsa çok iyi fikirlere ihtiyacı var ve bu fikirleri yaratabilmek için de çok iyi reklamcılara… Bu kadar basit. Stratejisini, planlamasını, fikrini, üretimini yapanların çok iyi beyinler olması gerekiyor. Bu iş son yıllarda moda olduğu üzere iki jingle bir manifesto yazıp üstüne klip çekmekten (bunu küçümsediğim için değil, bir norm haline getirdikleri için söylüyorum) ya da bir ilkokul çocuğunun bulabileceği fikirlerden ibaret değil. Bazen düşünüyorum ve diyorum ki son yıllarda gördüğüm işlerin %70’ini rahatlıkla bir reklamveren yazabilir. Bence bu kabul edilemez ama gerçek bu ve yüzleşmek gerek. Sebebi hem ajanslar hem de reklamverenler.

İyi fikir bulmak herkesin harcı değil. Oysa iyi fikirleri yaratanlara uzun bir süreden beri hak ettikleri değer verilmiyor. Bence daha da kötüsü, hak ettiklerinin bile düşünülmüyor olması. Sektörde yapılan işlere baktığımızda gördüğümüz vasatlığın sebebi bu; artık iyi beyinler reklam sektöründe olma konusunda eskisi kadar istekli değiller. Buyurun o zaman vasatlığın tadını çıkarın.

Bir konkura davet ediliyorsunuz, “Sizi şöyle beğeniyoruz, işlerinize böyle hayranız” laflarını falan duyuyorsunuz, sonra sizin yarı fiyatınıza başka bir yere veriliyor. Evet bahsettiğin işlerim çok iyi ve ait olduğu markalar için inanılmaz fark yarattı, evet ben iyi bir beynim ama senin için fiyatımı “batan gemi” düzeyine indirmeliyim ki çalışabilelim. Yok öyle dava (bunu yapanlar çok yüksek karlılıkla çalışan markalar bu arada). Sanılmasın ki astronomik rakamlardan konuşuyoruz. Hayır, normal bir kâr-zarar hesabıyla yapılmış miktarlardan bahsediyorum. 

365 gün 7/24 senin için çalışan, ekstra çalışan, sen unuttuğun için çalışan, sen son dakikaya bıraktığın için çalışan, düşünen, ekstra düşünen, bütçen az diye daha da düşünen, seninle acı çeken, seninle sevinen reklam ajansına sıradan bir yüklenici gibi bakıyor satın almacıların. Maksimum 3 hafta gördüğün prodüksiyonlara, yüzünü görmediğin medyaya büyük paralar ayrılıyor ama konu ajanslar olduğunda değişik bir tavır var. Niye, çünkü onlar kabul etmiyor biliyorsun ama ajanslar öyle değil. Arkadaşlar ajanslar içindeki insanlardan ibaret. Makinelerimiz, üretim tesislerimiz falan yok bizim; tek sahip olduğumuz insan. ve insandan deha da çıkabiliyor vasatlık da. Vasatlık fiyatına da deha satılmıyor hiçbir yerde. Bu kadar basit.

Tabii bu konunun birincil suçlusu ajanslar. Serbest piyasada rekabet başka bir şey, kendi yarattığı değerin farkında olmamak başka… İyi fikrin karşılığı sadece tercih edilmek olamaz. Yani “sen iyi fikir çıkardığın için tercih ediliyorsun, daha ne olsun” diyemezsin (ki bunu bana hem reklamveren hem de reklamcı arkadaşlarımdan söyleyenler oldu ciddi ciddi). Nasıl ki iyi arabaya, iyi ekmeğe, iyi elbiseye hak ettiği parayı veriyorsan iyi fikre de karşılığını vereceksin. Bizde reklamveren belirliyor ne verileceğini ve bu herkes için neredeyse aynı. Çok iyi, iyi, orta vs. olman fark etmiyor. Şimdi böyle bir ortamda saatlerce sektörün insan kaynağı problemini, eskiden aldığımız eğitimlerin artık olmadığını, insanların mutsuzluğunu, ajansların tamamında yaşanan devasa sirkülasyon sorunlarını, sorumluluk verecek kalitede insan bulamamamızı vs. konuşabiliriz ama çözemeyiz. Konuşulacak konu; ajansların insanlara sağladığı ya da sağlayamadığı şartlar değil, niye olamadığı ve bunun nasıl düzeltileceğidir. Bu sektörün de 1 numaralı sorunu budur çünkü diğer bütün problemler bu sorun çözülemediği sürece büyüyerek devam edecektir.

Derneğimize saygılarımla…

Yaşar Akbaş

Happy People Project Kurucu Ortak / Başkan

 

 

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 126. sayısında yayımlanmıştır.