“Boş lafla raflar boşalmaz”

Bu ay İstanbul Dışı sayfalarımıza 2017’de İzmir’de kurulan Platinco konuk oluyor. Platinco ile hem İzmir’de iletişim endüstrisinde nasıl var olduğunu hem de salgın günlerini nasıl geçirdiklerini konuştuk.

Üç yıl gibi kısa bir sürede sağlam adımlarla büyüyen Platinco hikayesinin merkezinde kurucu Oya Tüzün yer alıyor. Geçmişte birçok şirkette pazarlama, satış ve kurumsal iletişim direktörlüğü görevlerini üstlenen Oya Tüzün, oluşturduğu vizyona ortak olabilecek ekibi toplamaya başlıyor ve çok geçmeden ajansın yönetim kadrosuna CCO olarak katılan Tansu M. Gülaydın ile birlikte çalışmaya başlıyor. Arka arkaya kazanılan konkurlarla ajans tüm iletişim disiplinlerinde hizmet veren hybrid bir yapılanmaya dönüşüyor. İkinci yılda yapılan stratejik ortaklıkla, ajansta müşteri deneyimi tasarımları, event yönetimi, atmosferik tasarım gibi alanlarda da hizmet verecek birimleri oluşturuluyor. Sürekli değişim anlayışıyla ilerleyen yapılanma sürecinde, kadroya Burak Özgüney kreatif direktör olarak katılıyor.

Burak Becan: Ajansınızı yaratıcı endüstride nasıl konumlandırıyorsunuz?
Platinco:
Geçtiğimiz günlerde, salgın nedeniyle ev-ofis düzenine geçmeden önce yaptığımız bir toplantıda, ajansın unvanı ile ilgili şaka yollu bir diyalog geçmişti. İştigal alanı tanımımızı ‘’Fikir Ticareti ve Performans A.Ş.’’ olarak değiştirelim demiştik.

360 derece iletişimi, bütünsel yaklaşımı ve benzerlerini bir kıyıya koyalım. Eskiden tam hizmet deyimi de vardı. Bunlar mecra kullanım ve hizmet genişliğinize dair kendinizi tanımladığınız noktalar ve her gün değişen tanımlar. Değişmeyen bir tek şey var o da müşterinin size geliş nedeni. Tüketicisiyle ilişkisinde problemi var, satışında problemi var. Pazarlamasında problemi var. Senden fikir istiyor. Şu pazarlama problemimizi 360 derece bütünsel iletişim anlayışı ile çözmenizi istiyoruz demiyor ki. Fikir istiyor. Çözüm istiyor. Onu iş hedefine götürecek iletişim projeleri istiyor.

Bu süreçte müşterinin, kendi problemini açıkça, samimi bir şekilde itiraf edebilmesini sağlayacaksınız ki ortaya brief ve dolayısıyla iş çıkabilsin. Çözüm ortaklığı samimiyetle başlıyor yani. “Yaratıcı iş fikri” odaklı bir ajansınız varsa, müşterinizle üst düzeyde işbirliğine gidebiliyorsunuz. Bu anlayışımız nedeniyle kampanya süreçlerine bire bir dahil olan çok markamız var. Çoğu zaman müşterimizin icra kurulunda yaratıcı iş fikirlerinden sorumlu üye olarak oturduğumuzu hissediyoruz. Röportajın bu bölümünü akılda kalıcı bir motto ile bitirmek istersek: ‘Boş lafla raflar boşalmaz.’

Burak Becan: Ne gibi hizmetler veriyorsunuz?
Platinco:
Müşterinin iş hedefinin bulunduğu merkezin etrafında tüm iletişim disiplinlerini koşturabileceğimiz atomik bir yapımız var. İş hedefi doğrultusunda hangi disiplinden etkili sonuç alacaksak kampanyayı o hatlarda projelendiriyoruz. Geleneksel ya da dijital… Herhangi bir mecrada segmente değiliz yani. Büyük fikir dediğimiz şey ‘mecralarüstü’ olmak zorunda ki, işe yarayan iletişim kanallarının üzerinden rahatça akıp gidebilme lüksünüz olsun.

Burak Becan: Ajansınız İzmir’de yer alıyor. İzmir’deki bir ajansın İstanbul’a göre avantajları ve dezavantajları neler?
Platinco
Yanıt çok net. Avantajı da yok, dezavantajı da yok. Etkili iş her yerde etkili iştir. İzmir’de de, İstanbul’da da, Londra’da da, New York’ta da. Fikriniz, tarzınız globalse nerede olduğunuzun bir önemi kalmadı artık. Reklamcılık zaten ‘dünyalı’ olmayan insanların yapabileceği bir iş olmaktan çoktan çıktı.

Burak Becan: Diğer ajanslarla rekabet edebilecek insan kaynağına ve sektörel dinamizme sahip olduğunuzu düşünüyor musunuz?
Platinco:
Tabii ki. Ajansın kilit pozisyonlarında özellikle reklamcılıkla, pazarlamayla ilgili bir meselesi olan, her gün yeni bir zihinsel mücadeleye çıktığının farkında olan arkadaşlarımız yer alıyor. Reklamcılıkla yatıp kalkan, kafayı iletişime takmış insanlar. Kurduğumuz yapı bu tür insan kaynağı ile dinamizm kazanıyor.

Kreatif ekibiniz ne kadar üst düzey olursa olsun, örneğin müşteri ilişkileriniz yeteri kadar kreatif değilse dinamizmden, rekabetçi ruhtan söz edemezsiniz.

Burak Becan: Platinco olarak çalışan bulmakta zorlanıyor musunuz, yeni iş arkadaşları alırken kriterleriniz neler?
Platinco:
Reklamcılık kadar anlayışların, alışkanlıkların çarçabuk eskidiği bir sektör az bulunur. Aynı kalan, fikri sabit ekiplerle bir yere varamazsınız. Kendinizi birdenbire demodeliğin kafesinde bulursunuz. Bu tarz arkadaşlarla yollarımız pek kesişmiyor. Deneyimin üzerine bir de sürprizlere açık ve sürpriz yapabilen, özgün sürprizler üretebilen kafa yapısını ekledik. Kendini yenileyen, değiştirebilen insanlara her zaman kapımız açık. Platinco’da bu tarzın yolu açık. Yönetimdeki onlarca yıllık deneyime sahip insanlara karşın herhangi bir ekol fırtınası esmez içeride. Ortam bir ego podyumu değil. Fikir podyumu. Bu açık fikirli yapı önümüzdeki dönemde daha da yerleşecek.

Burak Becan: Bir süredir dünyayı etkisi altına alan koronavirüs salgınıyla mücadele ediyoruz. Ajans olarak bu salgın sizi nasıl etkiledi? Bu süreci nasıl yorumluyorsunuz ve bu sizi nasıl etkileyecek?
Platinco: 
Hayat, K.Ö (Koronadan Önce) ve K.S (Koronadan Sonra) olarak yaşanacak, bu kesin. Yeni milat hepimize hayırlı olsun. Post-Korona lafı ortalıkta dolanmaya başladı bile. Sektörel düzeyde konuşmamız gerektiği için durumun sosyolojik, politik, ekonomik, psikolojik sonuçlarını uzmanlarına bırakarak soruyu şöyle soralım:
Herkes –müşteri, reklamcı, yaratıcı, hedef kitle, tüketici vs.– hastaysa ya da potansiyel hastaysa –iletişimde- bu ne anlama gelir?
Yaşadığımız travmanın pek farkında değiliz. Dolayısıyla post-travmatik sonuçları öngörebilmemiz şu an için zor. Ancak şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: Bu dönemde, hastalık korkusunun karşısına konulan aydınlık bir optimizm (Umut, elbet bugünler de geçecek) önermeleri önümüzdeki günlerde tavsayacak. İnsanın doğasında, davranış biçimlerinde majör değişiklikler olacak. İlişki biçimleri değişecek. İş yapma biçimleri değişecek. (Şu an o değişimi yaşıyoruz mesela. Campaign’in soruları, Skype üzerinden üç kişinin yaptığı görüşme aracılığı ile cevaplanıyor.)

K.S. ilk zamanlarda kendi doğasını- davranış biçimini değiştiren markalar öne çıkacak. Lovemark olmak yetmeyecek! Lovemark’ların eve gönderdiği paketin üzerinde virüs olup olmadığı, markaların bu konuda ne yaptığı sorgulanacak. “Virüs varsa, aşk maşk kalmaz” diyecek tüketici. Tüketicinin şart koşacağı hijyen coğrafyası içinde ‘gerçek fayda’ sorgulanacak.

Gösterge/yan faydalar büyük olasılık devreden çıkacak. Daha bir pragmatik olacak tüketici. Mesela otomobilsen, sosyal mesafenin metre bile olmadığı araç içinde bir dezenfeksiyon sistemi beklenecek. Doğru bilgiye en çok ihtiyacın olduğu dönemde çarpıtılmış bilgi arenasına dönen sosyal medyada güveni en sağlam şekilde tekrar inşa edebilen markalar öne çıkacak.

Her markadan, her reklam mesajından, her içerikten hijyen-önlem konusunda daha çok empati beklenecek. Yaşadıkça göreceğiz. Aslolan önce insan olarak yeni zamana hazırlanmak, sonra mesleki olarak, yeni normalin ve empatinin en çok değer kazanacağı döneme hazır olmak.

Burak Becan: Bundan sonrası için hedefleriniz neler?
Platinco
En çok sevdiğimiz şeyi, işimizi en iyi biçimde yapmaya devam edeceğiz.

 

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye 98. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.