Biz reklamcı olmayı seçerken…

Biz reklamcı olmayı seçerken aslında bir yaşam tarzını da seçmişiz farkında olmadan…

Bu yazıda, rutin hayatımızın bunaltıcı dinamiklerinden çok, hayallerimizden ve aslında reklamcılığın biraz daha insani yanlarından bahsetmek isterim. Mesela en son ne zaman uzun bir tatil yaptınız, hiç düşündünüz mü?

Türkiye’den San Francisco’ya taşınmam arasında sahip olduğum 2 haftalık tatil, 7 senelik yoğun dönemim sonunda yaptığım en uzun tatildi. Yalnızca bir haftam bu tatilde ne yapacağımı düşünmekle geçti. Ne mi yaptım? İlk sabah uyandığımda yaptığım ilk şey her  zamanki gibi maillerime bakmak oldu, mail yoktu. Neyse deyip kendime güzel bir kahvaltı hazırlamaya karar verdim fakat yemek yapmaktan ne kadar uzaklaştığımı gördüm:) Ajansta edilen kahvaltılar, mesaide söylenen pizzalarla geçen akşam yemekleri yemek yapma güdümü fazlasıyla köreltmiş. Gel gelelim en büyük şoku televizyon  programlarıyla yaşadım. Fark ettim ki ben rutin tempomda yoğun bir şekilde ilerlerken televizyonla arama mesafeler girmiş, sosyal ağlarda her gün karşımıza çıkan evlilik, yemek  programı videolarına gülüp geçerken, o programlar Türk televizyonlarını ele geçirmiş. Her kanalda aynı konseptteki programı farklı kişilerden görmek gerçekten psikolojik bir travma nedeni olabilir 🙂

Binlerce kilometre uzakta çalışmaya başlamak ilk başta bana çılgınlık gibi gelmişti ama şu an yarı yılımı geçmiş bulunuyorum.  İlk zamanlar biraz zor olsa da pasifik kıyısındaki bu şehri gerçekten seviyorum. İstanbul’da yaşadığım deneyim dolu ve keyifli yıllardan sonra kariyerime San Francisco’da bir start-up firmasında devam ediyorum, ayni zamanda Stanford Üniversitesi’nde High Performance Management öğrencisiyim. Türkiye ile kıyaslama yaptığımda sanıyorum bahsetmek istediğim en belirgin fark mesai saatleri. Türkiye’de akşam üstü 5’ten sonra başlayan ve gece yarılarına kadar devam eden revizyon trafiğini düşününce burada işten 5’te çıkmak rüya gibi geliyor. Bazı konularda çok keskin farklar var mesela; teknolojik alt yapıda önde olan Amerika maalesef dijital pazarlamada Türkiye’nin gerisinde. Ya da burada başlayan sektörel akımlar Türkiye’ye bir 2-3 sene sonra geliyor ve maalesef içlerini dolduramıyoruz.

Yazının başında da belirttiğim gibi, biz reklamcı olmayı seçerken aslında bir hayat tarzını seçmişiz. Dünyanın neresine giderseniz gidin, bu mesleği yaptığınız sürece şartlar değişse de yaşanan hayat aynı. Değişmeyen tek şey bu işi ne kadar severek yaptığımız galiba.

San Francisco’dan sevgilerle,

Zeynep Gabralı

————————————————————————————————————

Zeynep Gabralı kimdir?

Bahçeşehir Üniversitesi Görsel İletişim ve Görsel İletişim Tasarımı bölümünden mezun olan ve Stanford Üniversitesi High Performance Management öğrencisi olan Zeynep Gabralı; Tayfa, Medina Turgul DDB ve Promoqube gibi ajanslarda çalışarak  birçok ödülle reklamcılıkta yedinci senesini tamamladı. Stanford’daki eğitimine devam ederken kariyerine San Francisco kökenli start-up olan ve yedi ülkede faaliyet gösteren Talenthouse HQ’ta dijital stratejist olarak devam ediyor. Bunun yanı sıra Tech PR ve nöromarketing üzerine çalışmalarını sürdürüyor.

Twitter: @zeynepgabrali LinkedIn: Zeynep Gabralı

 

 

Bunları da beğenebilirsin
2 Yorumlar
  1. Umurbugay diyor

    Uzun süredir bu kadar içten bir yazı okumamıştım başarılar.

  2. hakan yalçın diyor

    Keyifli ve Güzel yazı 🙂 digital e elini veren yüreğini kaptırır 🙂 . Ama bazen düşünüyorum tüm bu hayattan ne zaman uzaklaşıp dometes biber yetiştmrye başlayacağım sahil kasabasında olacağım 🙂

    ” Bundan 20 yıl önce sokaklarda limon satanlar şimdinin milyoner iş adamları oldu , yarının milyonerleri de bugünün dijital girişimcileri ve o hayallerinin peşinden gidenler olacak.” hakan yalçın

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.