Bir sonraki öğün neyi tercih edeceğiz?

Pinoa kurucusu Pınar Polat Güven, sürdürülebilirlik konusunda bireysel farkındalık ve yaptığımız tercihler ile sektöre nasıl yön verebileceğimizi anlattı.

Medeniyetimizin gelişerek devam edebilmesi için birçok farklı alanda, insanlık tarihi boyunca hep daha konforlu, daha pratik ve bir aşama ilerisini hedefleyen çalışmalar olmuştur. Tüm bu çalışmaların ana öğesi insan ve insan hayatıdır. Ne kadar ilerlersek ilerleyelim, en ilkel ihtiyaçlarımızdan olan beslenme konusu, tarım ve gıda sektörünün insanlık tarihindeki stratejik önemini karşımıza çıkarır hep.

Dünya nüfusu hızla artıyor, 2021 yılında 7,9 milyarı bulan sayımız için, Birleşmiş Milletler (BM) 2100 yılında 10,9 milyara ulaşacağımızı öngörüyor, ancak bu gezegenimizin şu anki kapasitesinin çok üstünde bir rakam. Ve maalesef nüfus yoğunluğumuzun hızla artan ivmesi karşısında, bir o kadar hızla azalan su ve gıda kaynaklarımız konusunda alarm haline geçmiş durumdayız. Çünkü ilerleyebilmek için önce hayatta kalmalıyız.

Ülkemiz tarım ve hayvancılık konusunda dünyanın en değerli ülkelerinden biri. Tarih boyunca birçok kültüre ev sahipliği yapabilmemizin en önemli sebeplerinden biri de budur. Lojistiğin bugünkü kadar gelişmediği dönemlerde, bereketli topraklarda bir medeniyeti yükseltmek, bu konuda yetersiz olan topraklara göre önemli bir avantajdı. Bunu yaklaşık 12.000 yıl öncesine dair kalıntılar bulunduran, insanlık tarihinin başlangıcı olarak tanıdığımız Şanlıurfa Göbeklitepe kazılarından da anlıyoruz. Kazıların devamında Şanlıurfada Taş Tepeler olarak lanse edilen, 2019 yılında önemli bir bölümü daha Karahantepe tarafında bulunan, insanlık tarihimizin ilk köyü ve yakınlarında bulunan ilk tohumlarından anlıyoruz ki, insanlık tohumlarla yani beslenme ihtiyacına öncelik vererek dünyada yayılıp yeni medeniyetlere sebep olabilmiş. 

Sürdürülebilirlik konusunda bireysel farkındalık ve yaptığımız tercihler ile sektöre yön verebiliriz. Hele ki sağlıklı yaşamın pandemi sebebiyle gündemimiz olduğu son birkaç yılda beslenme tercihlerimizin, bedenimizi etkilediği kadar doğayı da şekillendirdiğini unutmamalıyız.”

İlkel zamanlarda doğa ile daha dengeli ve saygılı bir uyum içerisindeydik. Doğaya müdahale ile değil, doğaya eşlik eden çözümler ile kadim bilgiler oluşmuştu. Ancak hem gelişen teknoloji hem de artan nüfusun taleplerine yetişebilme ihtiyacı ile, bu dönem, doğaya müdahalenin en çok yaşandığı dönem haline geldi. Bunun negatif sonuçlarına gösterdiğimiz her yeni girişimde ise, iklimsel krizlere ve dolayısıyla tarımın sürdürülebilirlik vasfını yitirmesine sebep olmaya başladık.

Dünya bir bütün olarak kurgulanmış, çok özel ve yaşayan bir gezegen. Toprak, hava, su üçlüsünün doğal döngüde birbirini beslediği muazzam bir sistemle çalışıyor. Ancak aşırıya kaçan tüketim alışkanlıklarımızı ve artan nüfusun beslenme ihtiyacını karşılamak için var olan endüstrinin, buna yetişebilmek için kullandığı tarım kimyasalları, gdolu tohumlar, gıda yetiştirilirken oluşturulan yapay ortamlar, tarımda kullanılan bilinçsiz su tüketimi, habitatın ve canlı çeşitliliğinin bozulması toprağı öldürüyor. Toprağı öldürmek derken mecazi olarak değil, bu bütüncül sistemde önemli görevleri olan organik birçok maddenin, bakterinin gerçek anlamda yok oluşundan bahsediyorum. 1 gr sağlıklı toprakta yaklaşık 3-4 milyar bakteri yaşayabiliyor. Bu bakteriler gezegenimizin iklimsel hafızasına ve mücadele stratejilerine sahip bir hafıza ile bitkiyi koruyor ve bize besin kaynağı olabilmesi için hazırlıyorlar. Ancak tarım kimyasalları uygulanmış toprakta bu sayı kimyasalın miktarına göre oldukça azalmaktadır. Bu kimyasallar aynı zamanda yer altı su kaynaklarına da karışarak doğayı tahrip etmektedir. Tarımın sürdürülebilir olması için öncelikle kimyasal müdahalelerin kontrol altına alınması çok önemlidir.

Sürdürülebilirlik konusunda bireysel farkındalık ve yaptığımız tercihler ile sektöre yön verebiliriz. Hele ki sağlıklı yaşamın pandemi sebebiyle gündemimiz olduğu son birkaç yılda beslenme tercihlerimizin, bedenimizi etkilediği kadar doğayı da şekillendirdiğini unutmamalıyız. Arz talep dengesini etkileyen önemli öğelerden biri de tüketicinin farkındalıklı seçimleridir. Gelecek nesillere ve hatta yakın geleceğimize sahip çıkmak, var olan değerlerimizin devamlılığını korumak, bir sonraki öğün neyi, ne kadar tercih edeceğinizden geçiyor. 

Pınar Polat Güven 

Kurucu – Pinoa

 

 

 

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 117. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.