Bir matematik şirketi…

Muse İstanbul’un Kurucusu Serdar Ekrem Şirin, şirketin geçirdiği değişimler ve Muse İstanbul’un yanı sıra sorumlu olduğu farklı iş alanlarından bahsetti.

Muse İstanbul’un kuruluşunu, ne tür işler yaptığını ve kuruluşundan bu yana geçirdiği değişimleri kurucusu Serdar Ekrem Şirin’den dinledik. Şirin, ayrıca gerçekleştirmek istediği hayallerinden, Muse İstanbul’un yanı sıra açtığı ‘affiliate marketing’ şirketinden ve yaptığı çalışmalardan bahsetti.

Campaign Türkiye Muse İstanbul kurulalı 4 yıl oldu. Kurarken ne planlamıştınız, şimdi neredesiniz?

Serdar Ekrem Şirin YouTube çekici bir şeydi, yoğun bir araştırma sürecinin sonunda şunu gördüm YouTube’ta kanal sahibi olduğunda telif sahipleri para kazanıyor. İki üç ay sonra baktım ki iş hayatında bir kariyerin varsa, bu hiç keyif vermiyor. Tek başına optimizasyon yapıyorsun ve kanal sahiplerinin daha fazla para kazanmasını sağlıyorsun, oradan biraz para kazanıyorsun.

Video üretmek pahalı bir şey ya da öyle algılanıyor. Markaların da buna çok ihtiyacı var, zorunluluk haline geldi. Biz de bünyemizde üretim tarafını kurduk ve denemeye başladık. Markaları nasıl ikna edeceğimizi düşündük çünkü başlangıçta çok inanmadılar. Bir marka o bütçelere nasıl video çeker, kaliteli olur mu olmaz mı diye düşündüler. Bir yandan da YouTube ayrıca yatırım yapılması gereken bir yer ama markalar: “Bizim çeşit çeşit ajanslarımız var ve onlar bu işi zaten yapıyor.” dedi haklı olarak. Muse İstanbul kurulduktan bir sene sonra bir global markayla başladı. Şu anda videoya çok fazla yatırım yapan 14 tane markası var. Sadece global markaların değil, futbol kulüplerinin ya da yeni havalimanlarının videolarını bile Muse İstanbul üretiyor.

Campaign Türkiye Tek kelimeyle ifade etmek gerekirse Muse İstanbul nedir?

Serdar Ekrem Şirin Muse İstanbul yeni pazarlama ajansı. Bizdeki her şey matematikle ilgili ve sunumlarımızın hepsinde 2. slaytta ‘Muse İstanbul bir matematik şirketidir.’ diye geçiyor. Biz veriyi işlemeye yatırım yapıyoruz. Bundan beslenen yaratıcı ekipler, çözümler üretiyor ve videoyu üretiyoruz. Sonrasında ise daha fazla izlenmesini sağlıyoruz.

Campaign Türkiye Türk Hava Yolları’nın Reklam Müdürlüğü’nü yapmışsınız. Peki girişimciliğe geçişiniz nasıl oldu?

Serdar Ekrem Şirin Bir arkadaşım şöyle demişti: “Bazen daha hızlı koşmak için bir iki adım geri atmak gerekir.” Kendi işimle uğraşmazsam içimde kalacaktı. Ya THY’de daha büyük sorumluluk alacaktım, ya yurt dışına gidecektim. Bizim ailede ticaretle uğraşan pek kişi olmadığı için de bu işe girmek istedim. Dünyanın en mutlu insanı tahmin ediyorum benim. Çünkü bu şekilde gençlere daha fazla ulaşabiliyorsun. Ülkeyle ilgili herkes olumsuz konuşurken biz şu anda tamamı otuz yaşın altında olan ve her sene cirosunu gelirini katlayan gençlerle çalışıyoruz ve sayımız sürekli artıyor. Bunun tatminini herhangi bir markada ya da pozisyonda yaşama şansım yoktu.

Daha iki gün önce Fenerbahçe’den Alex’e belgesel yaptı bizim şirket ve o belgeseli 20 yaşında bir çocuk çekti. Herkes şok olacak. Çocukta bir göz var ve biz o çocuğu Kayseri’de Çin Dili ve Edebiyatı okurken onu ve ailesini ikna ederek buraya getirdik, canavar gibi çalışıyor.

Campaign Türkiye Müşteri ihtiyaçları sizi farklı hizmetler vermeye de yöneltti. Buradaki gelişmelerden bahsedebilir misiniz?

Serdar Ekrem Şirin YouTube tek başına yeterli değil. Video üretmenin de izlenmedikten ya da paylaşılmadıktan sonra bir kıymeti olmuyor. Bu nedenle videolarını ürettiğimiz markalar, zamanla onların sosyal medyalarını yönetmemizi talep etmeye başladı. Başlarda konsantrasyonu dağıtmamak için başka bir ajansa yönlendirdik. Ama yeni yıl itibarıyla o ajansı da bünyemize kattık ve neredeyse tam hizmet ajansı kıvamına tersten giderek gelmiş olduk.

Campaign Türkiye Bahsettiğiniz ajans tam olarak ne yapıyor?

Serdar Ekrem Şirin Simple beş tane büyük marka ile çalışıyor. Oyun ve e-spor tarafında da çok uzman bir ajans. Bizi cezbeden tarafı da sadece gençlere hizmet veren ya da ürün satan markalarla çalışması oldu; Muse İstanbul’un kültürüyle de çok eşleştiği için hemen bünyemize katıldılar. Markalar da çok hızlı bir şekilde ekibe intibak etmiş oldu ve konkurlara çağırılmaya başlandık.

Campaign Türkiye YouTube hizmeti vermekle başlayan bir ajans yapısı, aslında müşterinin ihtiyaçları doğrultusundaki tüm çözümleri bir arada sunan bir yapıya dönüştü. Bundan sonra nasıl evrileceksiniz?

Serdar Ekrem Şirin Video üretirken markaların istediği şeylerden biri, influencer’larla çalışmak. Ama ‘Hangi influencer’larla neden çalışmalıyım?’ sorusunun cevabı çok kolay verilemiyor. Bunun sebebi de veri ve onu işlemekle ilgili. Ancak buna odaklanmış ajanslar pek yok ya da biraz erken başladıkları ve markalar da kendilerini tam anlatamadıkları için tutunamadılar. İzlenebilir video üretmek, şirketimizin ana sorumluluğu. O zaman gerektiğinde influencer da kullanılıyor ama biz hiç influencer kullanmadan organik olarak 2-3 milyon civarında izlenen videolar da üretebiliyoruz. Influencer kullandığınızda çok daha fazla izlenme sayısına da ulaşabiliyorsunuz ama bizim için önemli olan KPI setlerini ilk başta doğru belirlemek. O nedenle her şey bizde tamamen matematikle işliyor yani yaratıcı süreçlerin hepsi o matematikte var. O iyi fikir, iyi izlenebilen bir şey çıkaramadıysa kendimizi başarılı kabul etmiyoruz. Dolayısıyla her şeyi matematiğe yığdığımız için biz influencer’ların daha iyi yönetilebilir ve konumlandırılabilir olması gerektiğine inanıyoruz. Bunun da sebebi hesap yapma alışkanlığının olması: Bir post 3 TL, bir story 5 TL, bir video 15 TL gibi… Ama sonra bu ölçülmüyor. Adını duymadığımız ama müthiş etkileşimi olan bazı influencer’lar var. Abone sayısı daha az ama izlenme ve yorum alma oranı çok daha yüksek… Biz şimdi bunun üzerine çalışıyoruz. İki sene sonra böyle bir şey kalmayacak yani post ne kadar, story kaç kuruş hesaplarını yapmayı bırakacak markalar. Amerika ve Avrupa’da zaten yok ve her şey ölçülebilir olduğu durumda da en son şunu sormaya başlayacaklar: “Bana ne kadar sattırır?” İki sene sonra CPM ayrı ücretlendirilecek, bildiğimiz gelenekselleşmiş dijital taraftaki planlama daha çok influencer üzerinden ama her şeyi ölçülebilen ve verdiğinin karşılığını alabildiği, fiyatların çok değişken olmadığı bir düzene dönülmüş olacak. Biz de aslında şu anda ona hazırlanıyoruz. Hem sistemsel anlamda yatırım olarak hem de ekip olarak.

Campaign Türkiye Muse İstanbul’un kuruluşundan itibaren çok yüksek trafiği olan sanatçıların, komedyenlerin, film sanatçılarının ve şarkıcıların kanallarını yönetiyorsunuz. Bu devam ediyor mu veya ne şekilde gelişti?

Serdar Ekrem Şirin Network olarak devam ediyor; Muse İstanbul’un altında kendi başına giden bir yapı olarak. Ama yayıncı olman gerekiyor, biz Muse İstanbul olarak markaları yayıncı yapmaya ikna etmeye çalışıyoruz. Muse İstanbul’un da bir yayıncı olması gerektiği için bir animasyon birimi kurduk içimizde. Onunla ilgili ortaklıklar yapıyoruz ve 4-5 ay önce bana göre gençlerin dilinden en iyi anlayan yapım şirketi Fabrika ile bir ortaklığa gittik. Fabbu diye bir platform açacağız onlarla birlikte. Bu platform bildiğimiz platformlar gibi değil; belki birkaç YouTube kanalı olacak, Facebook’a da yatırım yapacağız. Tamamen organik ve özgün içerikler üzerinden gidiyoruz. TV’deki ürün yerleştirmelerin sağlıklı ve etkili olmadığına inandığımdan bizim için güzel bir iş. ‘Bunu markalarla nasıl çözeriz?’ sorusuna odaklanıyoruz. Muse İstanbul’u kurarkenki hayalim, Türkiye’deki en büyük dijital yayıncı olmaktı. Şu anda en büyük olmak çok iddialı ve gereksiz bir hırs ama en nitelikli yayıncı olmak gibi bir hayalimiz var.

Campaign Türkiye Müşterilerin ihtiyaçları doğrultusunda Muse İstanbul, dönüşüm yaşayarak yoluna devam ediyor. Yeni medyanın yeni ihtiyaçlarını karşılayan bir ajans olarak konumlandırdınız kendinizi. Bundan sonra neler olacak kestirebiliyor musunuz?

Serdar Ekrem Şirin Açıkçası kestiremiyorum. Bir yandan böyle büyümeye devam ediyor ama ben zamanla işi gençlere bırakmak istiyorum. Kendi girişimlerim, meraklarım… Benim kitaplar yazmam lazım, üstün yetenekli ve üstün zekalı çocuklar için okul açmam lazım. Bu hayallerim için de Muse İstanbul’un belli bir yerden sonra gençlere bırakılmış, benim arada kahve içmek için uğradığım bir yer haline gelmesi gerekiyor. Benim kendi hayallerim nereye kadar gidebilirse Muse İstanbul da oraya kadar gidecek.

Campaign Türkiye Muse İstanbul’la ilgili ekleyeceğiniz yeni bir iş kolundan bahsediyorsunuz. Bunu açıklayabilir misiniz?

Serdar Ekrem Şirin Bazı öncü markalar influencer’dan ne aldığını görmek istedi. İyi raporlanması önem kazandı ve bundan dersler çıkarmak istedi. Bunu denemeyi de göze aldılar. Böyle olunca sadece erişim ve etkileşimle kalınmadı, bir anlaşma yapalım para vermeyelim ama sattırdığı üzerinden bir şey verelim modelini birçok ülkede olduğu gibi bize önerdiler. Biz bu şekilde başladık. Kesin çok sattırır dediğimiz influencer’lardan bazıları hiç sattıramadı, hadi bunu deneyelim dediğimiz bazı influencer’lar ise çok ciddi sayılara ulaştı. Böyle olunca bu farklı bir altyapı gerektiriyor. İyi bir yazılım şirketiyle beraber birkaç tane ortak ile bu işin bir yanından hep tutmuş bir influencer tabanlı affiliate marketing şirketi kurduk, ismi Affiby. Şu anda her şey yolunda gidiyor, globalde bunu hiç denememiş markalarla da çalışıyor.

Oranın nihai hedefi, sadece influencer’ları değil büyük hesapları da işe bir şekilde dahil edebilmek. Bazı durumlarda bir banka kredi kartı başvurusu istiyor, ya da sitesinde trafik oluyor… Böyle performans setleri çıkınca buna da karşılık verebilecek bir software’in yazılımında sonlara geldik. Zamanla planlama ajansları tam entegre olduğunda, aslında Affiby da dünyada olan büyük performans bazlı affiliate pazarlama ajansları gibi kendini bağımsız bir şekilde konumlandırmış olacak. 

Campaign Türkiye Girişimleriniz arasında e-spor var, bununla ilgili detay verebilir misiniz?

Serdar Ekrem Şirin İlk günlerine dönersek; bizim gençlere yönelik markalarımız olduğu için onların hedef kitlesi TV seyretmiyor ama oyun oynuyor. ‘Oyun nedir, onları nasıl intibak ederiz?’ diyerek yola çıktık. Bir iki tane büyük finale de gidince acaba bu nasıl bir yatırım gerektiriyor, eşe dosta sormaya başladım ve bir anda kendi evimden daha büyük game house’umun olduğu, yemek yapan ablaların bulunduğu, Muse kadar çalışanı ve 40’tan fazla oyuncusu olan bir e-spor takımına dönüştü. Şu an herkes bunun karşılığını alıp alamadığımı soruyor. Ticari olarak tabii ki alamıyorum ama bu bir start-up, yatırım.

Campaign Türkiye Tranbzonspor Kulübü’nün Yönetim Kurulu Üyesi’siniz. Kulübün sizden beklentisi nedir?

Serdar Ekrem Şirin Benden pazarlama ve sponsorluk tarafında destek bekleniyor. Bir de tüm büyük kulüpler gibi takımın o kadar çok borcu var ki o noktada saha sonuçlarının ne kadar önemli olduğunu daha çok idrak ettim. Daha çok intibakla geçiyor. Nisanda seçildim ve 3 sene daha böyle devam edecek. Benim çocukluk hayalimdi, ona zaman ayırmak daha çok; ‘bu zamana kadar ne öğrendiysen burada onu göster’ anlamına geliyor. Şehri ve takımı çok seviyorum.

Campaign Türkiye Türkiye Tasarım Vakfı’nın da Yönetim Kurulu Üyesi olarak tanıyoruz sizi. Bundan bahsedebilir misiniz biraz?

Serdar Ekrem Şirin Vakfı kurduktan sonra isminin çok geniş anlamlar ifade ettiğini fark ettik ama mümkün olduğunca kapsayıcı olabilecek şekilde ülkedeki gençler ve çocuklardan başlayarak bir estetik kültür ve kaygı oluşsun istiyoruz. Bu yönde ev hanımları dahil farklı yaş grupları ile enteresan workshop’lar yapıyoruz. Çırpıcı’da elli dönümlük yer var, Büyükşehir Belediyesi ile beraber orayı tasarım parkı yapıyoruz. İçinde tasarım kütüphanesi, müze, büyük Maker Lab’leri ve tasarım merkezli ürün ve hizmetler sunan start-up’lar, hatta bir e-spor merkezi de olacak. Bu aslında tamamen estetik kaygıdan çıktı; sokağa çıktığımızda levhalardaki logo type’lar bile büyük sıkıntı, bütünlük yok. İlk büyük etkinliğimiz tipografi üzerinde olmuştu. Mimari taraf, moda tasarım, illüstrasyon, resim derken zamanla kurumlar ve öğrencilerden aldığımız ilgiden dolayı bu noktada eksiklik gördük.

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 87. sayısında yayımlandı.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.