Beyaz yakalarını attılar ama hâlâ aramızdalar

“Siz hepiniz ben tek” diyerek savaşçı geçmişini –Orta Çağ’ın ilk paralı askerleri olan bağımsız mızraklar anlamına gelir free lances- yeniden anlamlandıran freelance çalışma sistemini mercek altına alıyoruz. Artılarıyla, eksileriyle freelance; yani bağımsız, yani serbest çalışan nasıl olunur?

Happy hour’lar, sabah 9 akşam 6 mesai saatleri, kahve makinesinden çıkan karton bardaklarda içilen kahveler, ofise girmek ya da ofisten çıkmak için gerekli giriş kartları, yıllık izin için geri sayımlar…
Hepsinden vazgeçen, beyaz yakasını dolabının derinliklerine fırlatan, teknolojinin nimetlerinden yararlanarak başka bir sisteme, düzene geçen bir güruh var: Freelancer yani serbest/bağımsız çalışanlar.

Geleceğin iş yaşamının artık daha sık konuşulduğu zamanlardan geçiyoruz. Belki henüz geleceğe dönüşemedik ama en azından Jetgiller’deki gibi görüntülü konuşmaya başladık. Olumsuzluklarını yaşasak ve zaman zaman gerçekten de hayatımızı zorlaştırdığını düşünsek de teknolojinin aslında bizlere hizmet eden, hayatımızı kolaylaştıran bir asistan olduğunu görmezden gelemeyiz. Üstelik bu teknoloji sayesinde zaman, mekân ve hatta ödemelerin bile sınır tanımadığı bir dünyada yaşamaya başladık. Blockchain, bitcoin gibi aklımızın almakta zorlandığı, yeni nesil bir finans sistemiyle karşı karşıyayız; sanal ofisler, ortak çalışma alanları, işverenle çalışanı buluşturan platformlar derken çalışma hayatının bir dönüşüm içine girdiği ortada.
Biz de işin belki de en çok merak edilen, nasıl yapıyorlar ki acaba denilen kısmını ele almak istedik: freelance çalışmayı…

Sözcüğün tarihine bakmayı ilerleyen sayfalarda konu hakkında değerli görüşlerini bizlerle paylaşan sektörün uzmanlarına bırakıyorum. Ancak Türkçe’deki karşılığına değinmeden edemeyeceğim. Türkçe’deki karşılığı serbest olan freelance sözcüğünü, ister İngilizce ister Türkçe kullanalım yine de hâlâ pek de saygın bir algısı olmadığı kesin.
“Freelance çalışıyorum” denilince akıllara gelen “biz sabah sabah işe gidelim, sen yat”, “evde yayıl tabii”, “ne işin var ki” gibi pek çok cümlenin freelance çalışan bünyeleri nasıl gücendirdiğini tarif etmek zor olsa gerek. Bir yandan da merak edilen bambaşka sorular oluyor; “ay sonunu nasıl getiriyorsun”, “nereden buldun bunca işi” gibi… İmrenme ve kıskançlık arasında sıkışıp kalarak baktığımız bu grup aslında pek de tekin yollardan geçmiyor.

Bir gün beyaz yakasız ama beyaz atlı prensesler / prensler gibi hayat sürerken, bir başka gün hangi zaman dilimi içinde olduğunu bile bilmeden, bilgisayarından ayrılırsa dünyanın sonu gelecekmiş gibi çalışan -biraz daha dramatik bir tabirle- kölelere dönüşüyorlar. Her şeyden önce ekonomik istikrarsızlığı kabul ediyorlar ve hayatlarını bu kaygan zemin üzerine yerleştirmeyi bilerek, isteyerek kabul ediyorlar. Düzenli gelir getirmeyen işlerin yanında, görüştüğümüz freelancer’ların en çok yakındığı konulardan biri olan ödemelerdeki tutarsızlık da cabası… İşin sigortalı olmama kısmını ise henüz dahil etmedik.

Sizce herhangi bir yere bağlı olmadan çalışmayı tercih eden bu grup neyin cazibesine kapılmış olabilir dersiniz?

Görülen o ki herkesin amacı farklı ama özellikle bizim yani yaratıcılığın başrolde olduğu bir endüstriyi baz alırsak; çalışanın kendi alanının olmaması ve bu özel alanı iş hayatında yakalamayınca artan mutsuzluğu ön planda. İş dışında kendisi için bir şeyler yapma, üretme arzusu sabah 9 akşam 6 çalışılan ve belki de ezbere ve çok daha kolay bir şekilde yapılan işlerin önüne geçiyor. Özgürlüğü için sözleşmesini, yıllık izinlerini, tazminatını yakıyor ve elinde meşalesiyle kendi yolunu aydınlatmaya gidiyor.

Kuşak etkisi

İşin hikaye kısmını bir kenara bırakıp biraz da sayısal verilere bakalım: Freelance çalışma paltformlarından biri olan Upwork’un her yıl düzenli olarak yayınlayıp endüstrinin nabzını tuttuğu rapora göre; 2027 yılına kadar Amerika’da freelance çalışan sayısının iş gücünün %50’sini oluşturacağı ve freelance çalışan sayısının da 86,5 milyona çıkacağı öngörülüyor. Değişen jenerasyonun, gelişen teknolojinin bu dönüşümde etkin olduğunu kabul etmemiz gerekir. Daha itaatkar olan sessiz kuşak ve baby boomers’dan sonra gelen, risk almayı pek de sevmeyen X kuşağının ardından Y ve Z kuşakları biraz dünyayı zorlamaya başladı. Onlar kendilerinden öncekilerin aksine daha bireyseller, kendilerini daha çok düşünüyorlar, özgürlüklerine çok daha fazla düşkünler. Kurumsal kültürün sunduğu güvenli sulardansa kendi özgürlüklerinde yüzmeyi tercih ediyorlar.

Teknoloji etkisi

Freelance çalışma sisteminin gelişmesinde elbette bir tek kuşak etkisi yok. Teknolojik imkanlar da artık bizleri biraz daha özgürleştiriyor. Basecamp, Slack gibi platformlar sayesinde aynı ofiste olmadığınız halde iş arkadaşlarınızla bir proje yaratabilir, projenin takibini yapabilirsiniz. WhatsApp’ı iş için kullanmayı sevmeyenler olabilir ama kabul edelim ki anında iletişim kurabilmenin en etkili yollarından biri.

İş imkânları

Evet, teknoloji gelişti bazı kuşakların rahat ve özgür bakış açısı ilham oldu işi bıraktık ve freelance çalışmak için projeler arıyoruz.
Artık işin bu kısmı da o kadar zor değil. Amerika’da UpWork; Chicago, San Francisco ve Londra’da etkin olan G2; daha tecrübeli freelancer’ları ağında bulundurmayı tercih eden Toptal; birbirinden farklı pek çok projeye ulaşım sağlayan freelancer.com, yine uzaktan çalışmayı esas alan weworkremotely.com; Türkiye’den bionluk, uzmankirala.com, ofissizler.com, sanaluzaman.com ve toptalent.co gibi siteler sayesinde freelance çalışmak isteyenler nereden başlayacaklarını, nasıl iş bulabileceklerini daha kolay bir şekilde deneyimleyebiliyorlar.
Ayrıca bir freelance çalışan olmak için artık işinden ayrılmak zorunda hissetmeyenler de var. Yani yazımızın başında belirttiğimiz mesai saatlerine meydan okumak yerine bu mesai saatlerine, yeni çalışma saatleri ekleyenler de var. Tam zamanlı işlerinin yanında, proje bazlı aldıkları işlerle freelance çalışma hayatını biraz daha yoğun bir tempoda yaşayan çalışanlar…

Ortak çalışma alanları

Freelance çalışma sisteminin cazibesini artıran bir başka etken de ortak çalışma alanları diyebiliriz belki de… Sizin gibi insanların yer aldığı, belki de beyin fırtınaları yapmanızı sağlayacak yeni bağlantıları hayatınıza katan, bir ofiste olması gereken her şeye hatta daha fazlasına sahip bu alanlar yaratıcı endüstrinin çocuklarını sunduğu imkanlarla tavlamakta pek de zorlanmadı. WeWork, WeLive ve SohoWorks gibi yurt dışındaki örneklerden sonra Türkiye’de de Levent Ofis, ServCorp, Impact Hub, Kolektif House, Workinton gibi ortak çalışma alanları hayatımıza girdi.

Güzellemeleri bir kenara bırakalım mı?

Konuyu ele alırken bir güzellemeden ve bir trendin albenisini sunmaktan ziyade artılarıyla eksileriyle ele almayı istedik. Evet, özgürlük güzel; insanın kendi çalışma saatlerine karar vermesi evinde ya da ortak çalışma alanlarında çok daha konforlu bir ortamda bulunması güzel. Hatta bu güzel his, bazı ekonomik zorlukları bile görmezden gelmenize neden olabilir. Ama gerçeklerden de pek kopmamak lazım.

Tanıl Bora’nın bir yazısında kaleme aldığı gibi: Bu sistemle birlikte her yerimizden bükülebilecek kadar esnek olduk. Performansımız, alacağımız yeni projeler kendi kendimizi sömürecek kadar önemli hale geldi. Her an işe koşabilir, her an iş için erişilebiliriz. Statü sembolü olarak görülen teknolojik cihazlarımız sadece statüyü değil aynı zamanda 7/24 el altında olmamızı da yanında getirdi.

O zaman geleceğin iş yaşamında daha da etkin olması beklenen freelance çalışma sistemini iyisiyle, kötüsüyle incelemeye başlayalım mı?
Kim bilir belki “siz hepiniz ben tek” derken bir bakmışız biz de tek olmuşuz…

Bu yazı, Campaign Türkiye 93. sayısında yayınlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.